Siyaset18 Haziran 2009 00:00

Şah’ın Ordusu- Meyyal UYGUR

“Andıç” krizi hiç de sürpriz değil. BBG evine dönen, kimin hangi cephede olduğunun karıştığı TSK’nin içinden de hazırlanmış olabilir, sahte de…Ancak galiba bu defa iş cemaati de aşıyor gibi. TSK yara aldı da, Fethullah Gülen ve “İçinde mayın patlayan AKP grubunu bir arada tutmak, Deniz Feneri, ekonomik kriz vs. unutturmak ve muhtemel bir erken genel seçime yığınak için acaba ikinci bir 27 Nisan, ikinci Davos yapabilir miyim” hevesiyle ilk gün işe balıklama dalan Tayyip Erdoğan yara almadı mı sanki? Hele “Vaşington yıldızı”, Taraf Gazetesi’nin kaptanı Yasemin Çongar, “Belge sahte olabilir” dedikten sonra. Tipik “İngiliz oyunu”…Güçleri birbirine kırdır, sonra “çöz” ve kendine “gebe” bırak!..Bu ülkede emperyalizmin bir asli müttefikleri (2. Cumhuriyetçiler), bir de konjonktürel müttefikleri (cemaat) var. Ve benim kanaatim o ki, Haçlılar, konjonktürel müttefiklerle yol ayrımına geldi.            cialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisbuscopan link buscopan pluscialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

 

“AKP ve Gülen’i Bitirme” adlı fotokopinin hasar-tespit raporunu çıkarmadan önce bazı notları bir araya getirelim.

 

Sahne 1:

 

Fethullah Gülen Mart’ın ilk günlerinde Pensilvanya’daki adacığında Sabah’tan Mahmut Övür, Bugün’den Ahmet Taşgetiren’le dertleşirken, “Ergenekon Terör Örgütü” konusunda henüz istenen noktaya gelinmediğini ifade edip, “Bunların üzerinden zırhları yırtılamadı. Fakat bazı gelişmeler de var. Taraf, Bugün ve Vakit gibi bazı gazetelerde yüklenmeler oluyor. Bundan 10 sene önce bunlar yapılamazdı. Bazı söylenmezler söylenir oldu” dedi. Nisan başında ise kendilerine yönelik “provokasyonlar” yapılacağını duyurdu. Kısa bir süre sonra da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ, cemaat yapılanmasının tehlikelerine dikkat çekti. (Genelkurmay’da öyle bir plan hazırlanmış olsa Başbuğ, hem de Gülen ‘provokasyon’ iddiasında bulunmuşken, böyle bir açıklama yapar mıydı?)

 

İlk olarak Gülen’e çok yakın isimlerden Ali Ünal 20 Nisan’da, “Sayın Başbuğ, yeni bir strateji izliyor. Önce liberallerin büyük kısmını ve mevcut iktidarı arkasına alarak cemaat veya cemaatlerin, tabii sonra da iktidarın üzerine gelme stratejisi” iddiasında bulundu. Ardından Gülen’in “dostu” olduğunu ifade eden Hüseyin Gülerce, 27 Nisan’da Star Gazetesi’nde yayınlanan röportajda, Başbuğ’un eleştirilerine şöyle cevap verdi:

 

“Yargısız infaz yapılmamalı. Sayın Genelkurmay Başkanı’nın kast ettiği Gülen hareketi ise, herkese yapılan şu hatırlatmayı ona da yapmamız lazım: Burası bir hukuk devleti mi, burada insanların suçlanması ve mahkûm edilmesi mahkemeler kanalıyla mı oluyor? Evet. Peki. Sayın Başbuğ’un suçlarken söyledikleri 10 yıl sürmüş bir süreçte yargılandı ve beraat etti zaten. Yeni bir şey yok.” (Ama kendileri ‘andıç’ dedikleri belge için Genelkurmay’ın araştırma-inceleme bile yapmasını beklemeyip, hükmü verdiler, neticede bir iddia makamı olan Askeri Savcılığın açıklamasını yetersiz buldular. Demek ki Askeri Savcıların, Ergenekon savcıları gibi kesin hüküm vermesini bekliyorlardı. Üç-dört gün içinde belgenin sahte olma ihtimali kuvvetlendi. Bu defa da ‘sahte bile olsa’ diye başlayan cümleler kurarak, sahte temel üzerine projedeki mimariyi inşa etme faaliyetini sürdürdüler. Özden Örnek günlükleri gibi. Şahıs ‘bana ait değil” diyor, ama Ergenekon davası bu temelde yürüyor. Eğer Örnek’in olduğuna inanılıyorsa, o niye sanık sandalyesinde değil vs.)      

 
Gülerce o röportajda, Gülen’in Türkiye’ye dönüşü konusunda da şunları söyledi:

 

“Kendisi, ‘Dönmek için konjonktürü müsait bulmuyorum. Türkiye’de henüz demokratikleşme sağlanamadı, ben geldiğimde harekete zarar vermek için birileri komplo yapabilirler, şu kadar yurt dershane okul var” dedi. Düşünün ki, Türkiye’ye ayak basar basmaz peş peşe üç dört tane hadise olsa, buna teşne medya ne diyecek?..Ergenekon davası inşallah demokratikleşmenin önündeki engelleri kaldıracak…(Sayın Gülen Ergenekon davası sonuçlandığında dönecek demek ki bu sorusu üzerine)O dava 5, 6 sene de sürebilir. Dava, devlet içinde artık bir daha Ergenekon türü hukuk dışına çıkma hareketleri, yapılanmaları cesaret bulamayacak şekilde ilerlerse ve artık TSK, emniyet, başka kurumlar kendi içlerinde böyle yapılara asla taviz vermeyeceklerini kararlılıkla ifade eder, bunu davranışlarıyla sergilerlerse, bu, Türkiye’de demokratikleşmeyi çok hızlandırır. İşte buna o zaman normalleşme denebilir ve komplolara kimsenin izin vermeyeceği böyle bir atmosferde Sayın Gülen’in dönmesi mümkün olur. O, o atmosferi bekliyor.”

 

Gülerce, buna benzer bir değerlendirmeyi Star’dan önce Vatan’a yapmış, bunun üzerine -Açık İstihbarat’ın devre dışı bırakılması sebebiyle, heddam.com’da misafir olduğumuz o günlerde- Yoksa daha önce açıkladığı gibi, ‘sessiz-sedasız’ dönmeyecek de, olası nihai ‘gövde gösterisine’ karşı ‘balans ayarı’ yapılmasını mı bekliyor? Bu balans ayarı, mesela 29 Mart’ta, hesaplandığı-planlandığı gibi AKP’ye yüzde 47’yi aşırtıp, seçimlerden hemen sonra TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci Maddesi’nin değiştirilmesi, yani Cumhuriyeti koruma-kollama görevinin’ ortadan kaldırılması olabilir mi?!..” diye sormuştum.             

 

“Andıç”çılar bakın bugün ne talep ediyor:

 

Hüseyin Gülerce: “Darbelere gerekçe yapılan, darbecilere cesaret veren, Anayasa ve demokrasinin ruhu ile asla bağdaşmayan TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi kaldırılmalıdır. O maddede, ‘Silahlı Kuvvetler’in vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır’ hükmü durdukça, bu ülkede darbe ihtimali her zaman var olacaktır.

 

Fehmi Koru: “Neden pek çoğumuz belgenin ‘hakiki’ olabileceğine daha fazla ihtimal veriyoruz?..TSK Askeri İç Hizmet Kanunu’nun her müdahalede ‘gerekçe’ olarak kullandığı 35. maddesi yerli yerinde duruyor. O maddede yazan ‘Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi’ içerisine pekala ‘Bitirme Planı’ belgesinde yazılanlar da sokulabilir. Bir kişi, kuruluş ve örgüte Cumhuriyet düşmanı’ denilmesi yeterli; Cumhuriyet'i koruma ve kollama görevini yerine getirmek, asker için, bir zorunluluk haline gelebiliyor.”

 

Nuh Gönültaş: Gelinen bu psikolojik ortam hükümete gerekli anayasal-yasal mevzuatı değiştirmek için ihtiyacı olan motivasyonu veriyor olmalı…Hükümet hemen bir acil eylem planı hazırlayarak TBMM’yi yönetimin merkezine yerleştirip, demokrasiye müdahale planlarına bir daha geçit vermemek için gerekenleri yapmalıdır. Asker, hükümetleri yıkmayı, millete karşı psikolojik harekatlar geliştirmeyi yasaların kendine verdiği bir görev olarak görüyor. Demek ki önce arkalarındaki bu dayanağı çekmek lazım. Bunlar yapılırken de ‘Türkiye’nin kendine özgü şartları’ aldatmacasına asla prim vermemelidir.”

 

Ali Bayramoğlu’nun, “askerin renginin açılması”, ABD’den zorla getirtilen Taraf ve Todays Zaman’da yazan Polis Emrullah Uslu’nun “Şık asker olsa zamanı” talepleri de aynı kapıya çıkıyor.  

 

Sahne 1’i Fethullah Gülen’in, ”andıç” tartışmalarında gözlerin kendilerine çevrilmesi üzerine yaptığı açıklamadaki bir cümlesi ile bitirelim: “Bu harekette benim çok dahlim yok. Buna rağmen falanla filanla alakalı ‘F tipi’ gibi şeylere ‘lakırtı’ deyip, geçeceğim. Çünkü bu meselenin benimle alakası yoktur.”  

 

“Çok dahlim yok”“Bu meselenin benimle alakası yoktur”…Hangisi doğru?

 

Sahne 2:

 

AB yıllardır TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin kaldırılmasını, askerin “siyasetten elini-eteğini çekmesini” istiyor. Siyasetten elini-eteğini çekmenin içini dolduralım; Asker Kıbrıs’ta, “Kürt sorunun” çözümünde, dış politikada konuşmasın, müdahil olmasın…Peki Genelkurmay Başkanı Başbuğ, ABD ziyaretinde, PKK ile masaya oturma, T.C.’nin üniter-milli yapısını bozma, Afganistan-Pakistan’da ABD’nin isteklerini karşılama taleplerini kabul etti mi? “Ulus devlet ve üniter devletin çivisi oynamaz..Terör örgütüyle pazarlık olmaz, vururuz…Pakistan ordusuna eğitim yardımı yaparız. Tabii Pakistanlılardan talep gelirse” dediğine göre, hayır. 

 

Diyeceğim o ki, “andıç” krizi hiç de sürpriz değil. BBG evine dönen, kimin hangi cephede olduğunun karıştığı TSK’nin içinden de hazırlanmış olabilir, sahte de…Ancak galiba bu defa iş cemaati de aşıyor gibi. TSK yara aldı da, Fethullah Gülen ve “İçinde mayın patlayan AKP grubunu bir arada tutmak, Deniz Feneri, ekonomik kriz vs. unutturmak ve muhtemel bir erken genel seçime yığınak için acaba ikinci bir 27 Nisan, ikinci Davos yapabilir miyim” hevesiyle ilk gün işe balıklama dalan Tayyip Erdoğan yara almadı mı sanki? Hele “Vaşington yıldızı”, Taraf Gazetesi’nin kaptanı Yasemin Çongar, “Belge sahte olabilir” dedikten sonra. Tipik “İngiliz oyunu”…Güçleri birbirine kırdır, sonra “çöz” ve kendine “gebe” bırak!..Bu ülkede emperyalizmin bir asli müttefikleri (2. Cumhuriyetçiler), bir de konjonktürel müttefikleri (cemaat) var. Ve benim kanaatim o ki, Haçlılar, konjonktürel müttefiklerle yol ayrımına geldi.          

 

                                 Biz  “Cambaza” Bakarken!..

 

Artık hasar-tespit raporunu çıkarabiliriz. Biz “cambaza” bakarken;

 

-PKK-DTP’nin Diyarbakır’da düzenlediği “Kürt Konferansı”nda, “Özerklik ve Öcalan’a özgürlük” kararları alındı. Hemen ardından 101 kişilik Meclis oluşturuldu. Yani “sınırın çizilmesi”nden sonra, Belçika’da “sürgün”de değil, Türkiye’de Diyarbakır’da “Yerel Parlamento” faaliyete geçti. Irak’ın işgalinden sonra “Barzani Parlamentosu”nun toplantı sahnesini, başmisafirlerini hatırlıyor musunuz? ABD Büyükelçisi Jeffrey Türkiye’deki “ilk bölge” gezisini bugünlerde nereye yapıyor?

 

-Barzani, petrol sevkiyatı adı altında Akdeniz’e indirildi. Kürt bölgesinden” dünyaya ihraç edilen ilk petrolün üretimini, Fehmi Koru’nun “batırılacağını” iddia ettiği Karamehmet’in Çukurova Grubu’na bağlı Genel Enerji yaptı. Ama Genel Enerji birkaç gün içinde, bölgedeki en verimli petrol arazilerini elinde bulunduran İngiliz Heritage Oil’le ortaklığa gitti!..1 asır sonra bölgeye hoş geldiniz İngilizler!..Biz,  “Türkiye’nin büyük ekonomik kazanç” sağladığını zannetmeye devam edelim. Velev ki öyle, para için en temel bir “kırmızı çizgimizi” daha sildik gitti işte. Aman bunları boşverin, uzun süredir işsiz olan Barzanilere çok yakın Aslı Aydıntaşbaş, petrol sevkiyatından kısa süre sonra Akşam Gazetesi’nde yazmaya başladı ya, neyimize yetmiyor!..    

 

-Barzani’nin Nabucco projesine dahil edilme hazırlıkları sürüyor. Irak’ın ABD tarafından atanmış Başbakanı Maliki bile hop oturup, hop kalkıyor, Türkiye’den “tık”yok. 

 

-Çankaya Köşkü’ndeki Gül, “popülist” olmadığı gerekçesiyle, bölge ile ilgili o paket programın en önemli ayaklarından birini teşkil eden Mayın Kanununu onayladı. Sayın Gül’ün “popülist” olmadığını çok iyi biliyoruz, zira o bir “pragmatist”.      

 

-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun önümüzdeki haftalarda Erbil’e gitmeye hazırlandığından haberiniz var mı? Evet Gül ve Erdoğan’ın Başdanışmanı olarak oraya gizli-açık çok gitti, ama şimdi üzerinde T.C. Dışişleri Bakanı sıfatı var. Bu sıfatla Erbil’e gitmesi acaba ne anlama gelecek?

     

-Patrikhane Ukrayna’da temsilcilik açmaya hazırlanıyor…Ruhban Okulu’nun açılması konusunda “siyasi irade” oluşmuş…Patrikhane Basın Sözcüsü Peder Dositheos Anagnostopulos,  okulun Eylül’de açılmasını beklediklerini iddia ediyor. Bir şey daha söylüyor; “Ergenekon bizim hayatımızı normalleştirdi. Türkiye’de bir derin devlet olduğunu ve bu derin devletin Patrikhane’ye karşı yaptığını düşündüğümüz kışkırtmadan emin olduk, yanılmadığımız gördük.”   

 

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, bir Filistin Devleti’nin varlığını kabul etme şartlarını biliyorsunuz: Sınırları net olmayacak, silahsızlandırılacak, ordu kurmayacak, kendi hava sahasını kontrol etmeyecek, uluslararası güvenlik anlaşmaları imzalamayacak, İsrail Devleti’ni herhangi bir devlet olarak değil, bir Yahudi millet-devleti olarak tanıyacak, Kudüs’ün İsrail’in birleşik ve ezeli başkenti olduğunu  kabul edecek vs. Zaman Gazetesi’nin bölgeyi çok iyi bilen yazarı Kerim Balcı, bu şartları mükemmel bir şekilde yorumladı: “Devlet kavramının içi boşaltılıyor. Sadece bayrak ve milli marş vaat ediliyor.”

 

İşte bugün Türkiye’ye reva görülen de bu. Bayrak ve İstiklal Marşı neyimize yetmiyor?”!..Tabii şimdilik. T.C.’yi kuran, koruyan-kollayan TSK’ya da şunlar dayatılıyor:

 

İçerde silahlarını teslim et…Şah’ın Ordusu gibi hazrola geç…Dışarıda majestelerinin Office Boy’u ol!..