Yaşasın HAİNLİK!
DÜNYADA Türkiye'den başka hainlerin itibarlı olduğu ve ödüllendirildiği hiçbir ülke yoktur, diye sözlerime başlamak istiyorum. Bir yazının girişi böyle olur mu diye soranlar bulunabilir.Ama eminim ki benim duyduğum ızdırapları anlayanlar bana hak verecektir. Bugün yeryüzündeki memleketlerin ahalilerinin büyük bir çoğunluğu birden fazla ırka dayanır. Her ülke ve her devlette az veya çok o ülkenin kurucularının dışında insanlar vardır. Bu bir yerde günümüz devletleri için kaçınılmaz. Afrika'nın en ücra köşelerindeki ülkelerde dahi pek az bir yüzde hâlinde de olsa değişik insan grupları söz konusudur. Hele çağımızda devletlerin kapalı kalması mümkün değildir.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciearcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
Geçmişle, günümüzün şartları oldukça farklı. İnsanlar,
eskiden bir yerden başka bir yere gitmek için günlerce yol katederken;
şimdi onbinlerce km'ye birkaç saat içerisinde ulaşıyorlar.
Bugün dünyanın her tarafında birtakım etnik problemlerin olduğunu
görüyoruz. Bu açıdan sorunsuz bir ülke herhalde gösterilemez. O
memleketlerde yaşayan insanlar haklı ya da haksız, birbirleriyle şu
veya bu şekilde çatışıyorlar. Bu kavgalar bazen demokratik ortamlarda
olabildiği gibi, umumiyetle şahit oluyoruz ki zaman zaman çok kanlı
cereyan ediyor. Acımasız savaşların geçtiği, basın-yayın organlarından
da yakından takip ettiğimiz mevzuubahs olunan, ülkelerinin büyük bir
kısmında, azınlıkta kalanların meşru yönetime karşı alenen ilân
edilmiş bir savaşları var. Bunlara örnek olarak; İspanya'da
Basklıların, Britanya Adalarında İrlandalıların, Fransa'da
Korsikalıların vs. hareketlerini gösterebiliriz. Adı geçen etnik
gruplar bağlı oldukları devletlerden ayrılma niyetlerini açıkça ortaya
koyuyorlar. Buna bağlı olarak da, bu ülke yönetimlerine savaş ilân
ettiklerini biliyoruz.
Yukarıda belirttiğimiz halk mücadelelerinin bir başka özelliği de, bu
ayrılıkçı hareketlerde bulunanlar, en azından alenî olarak yaşadıkları
devletlere karşı, başka herhangi bir ülkeyle işbirliği içinde
değiller. Kendi mücadelelerini kendileri yürütmeye çalışıyorlar. Böyle
değilse bile, dünya kamuoyu onların ikinci ya da üçüncü başka bir
devletle işbirliği yaptığını bilmiyor. Hattâ başka bir memleketten
lojistik destek almayı kendileri açısından şerefsizlik addediyorlar.
Yaptıkları kanlı ya da kansız protestolar da, hiçbir vakit yaşadıkları
o ülke yöneticileri, ileri gelenleri veya basın-yayın kurumlarınca
kahramanlık olarak sayılmıyor. Bunun en basit örneği 2004 martında,
İspanya'da yaşanan bombalama hâdisesidir. Sanki bütün İspanya topyekûn
olmuşçasına terörü lânetledi. Benzer olaylar onlarca yıldır Türkiye'de
de meydana geldi, böylesine ciddî bir karşı duruşu biz sergileyemedik.
İspanya'da bu işi basın ve halk birlikte yaptı; Türkiye'de ise
birtakım basın-yayın grupları âdeta teröre çanak tuttu.
Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti terörden en çok zarar gören ülkelerin
başında gelmektedir. Türkiye'deki terör de yine bütün dünya tarafından
bilinmektedir ki, dış desteklidir. Eğer bunu mantıklı bir kafa ile
düşünecek olursak gayet normaldir. Çünkü Türkiye'nin bulunduğu coğrafî
konum son derece önemlidir. Öyle bir stratejik mevkideyiz ki,
Türkiye'ye hâkim olan nerdeyse dünyaya sahiptir. Bütün uluslararası
strateji uzmanları bunu vurguluyor. Kuzey yarımkürenin bu kuşağı ve
hususiyetle doğu meridyenlerinin yer aldığı coğrafya, çağımızda enerji
kuşağı veya hattı diye isimlendirilen bir bölgedir. Bugün Orta Doğu ve
Türkistan dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip
bulunuyor. Ve bu alan Türklerin en yoğun bulunduğu siyasî harita
olmakla beraber, söz konusu mevkiler Türkiye Cumhuriyeti'nin,
dolayısıyla da Türk devletinin nüfuz alanını ihtiva ediyor. Birtakım
çevrelerce ister kabul edilsin, ister kabul edilmesin, Türkiye
Cumhuriyeti Devleti aslında çok büyük ve güçlüdür. Bütün dünya bunun
farkında, ama her ne hikmetse Türkiye'yi idare edenler değil.
Bölgemizdeki Müslüman Arap devletlerince, İran'ca ve tabiî ki Türk
Cumhuriyetleri için de Türkiye mühimdir ve istediği takdirde, bütün
bunlara önderlik edebileceği gibi, harekete de geçirebilir. Yeter ki
bunu dileyecek iradeler olsun. Türkiye, Türklüğün ve İslâmın neredeyse
Kâbe'sidir.
Elbette Türkiye'de % 90 Türk ve Müslüman olan ahalinin dışında, % 10
düzeyinde de olsa Türk olmayan insanlar yaşıyor. Türkiye'nin devlet ve
idarî yapısının da farklı olduğunu gözden kaçırmayalım. Başlangıçta
söz ettiğimiz, güya demokratik ülkelerde halkın çoğunu meydana
getirenlerin dışındakilerin devlet mekanizmalarının önemli noktalarına
ulaşmaları bir şekilde engellenmektedir. Bu, dünyanın efendisi ve
demokrasi havarîsi olduğunu iddia eden Amerika Birleşik Devletlerinde
bile böyledir. Bir zencinin ya da Müslümanın ABD'de devlet başkanı
olamayacağı gibi. Ama Türkiye'ye bir bakın; bütün alanlarda etnik
kimliği ve dini ne olursa olsun insanlar her makama çıkabilir ve
Türkiye'nin nimetlerinden de Türklerden daha fazla yararlanırlar.
Kimse de sen şusun, busun diye onları yadırgamaz ve baş tacı eder.
Hattâ biraz daha ileri gitmek mümkündür ki; Türkiye Cumhuriyeti'nin
kurucusu ve aslî unsuru olan Türkler, Türkiye'de ikinci sınıf
vatandaştır. Bunu hiç kimse inkâr etmesin, inkâr da edemez. Sayıca az
olan bu etnik ve dinî gruplar, belki de insan sosyolojisinin bir
gereği olarak birbirilerini tutmaktalar, kayırmaktalar ve
yükselebilmeleri için de aynı meşrepten oldukları insanlara destek
vermektedirler. Maalesef saf Türk, nasıl olsa devlet benim diyerek,
pek çok şeyin farkına varamıyor veya onu başka şeylerle meşgul
ediyorlar.
Bütün bu hoşgörü ve iyi niyete karşılık, Türkiye'de Türk bayrağının
altında yaşamak istemediğini ifade eden gruplar var. Bu memlekette
Türklük artık bir siyasî kimlik olmuştur; ülke sınırları içerisinde
yaşayan herkes Türk'tür. Ama ne hikmetse Türk kelimesini söylemeyi
hazmedemeyen vatandaşlar, Türkiye Cumhuriyeti'ni idare ediyorlar.
En kötüsü de binlerce yıldır, yemeyip-yedirdiğimiz,
giymeyip-giydirdiğimiz; kendimizden önce Türk'ün tebası, Tanrı'nın
emanetidir diye el üstünde tuttuğumuz zavallı ve tarih boyunca
fırsatını bulduğu her an Türk'e ihanet etmiş bazı kişilerle, gruplar
Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı devletimizin düşman olduğu ülke ve
insanlarla işbirliği yaparak; ne olursa olsun Türkiye'yi zayıflatmaya,
parçalamaya gayret ediyorlar. Ve bunların hainlikleri defalarca sabit
olmasına rağmen, yine "kol kırılır yen içinde kalır" misâli
affediliyorlar. Devletin kanun güçleri ve yasaları haklarında
soruşturma açmaya kalkıştıkları vakit de, dışarıdan zaten destekli
olduklarından biraz daha şımarıp; içerimizdeki gaflet, belki de ihanet
içerisinde olan bir kısım medya mensupları tarafından göklere
çıkarılıyorlar. Üstelik Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi varlığını
korumak için yapmış olduğu hareketleri de, kanunsuzluk olarak
kamuoyuna yansıtıyorlar. Sorarım sizlere dünyanın neresinde böyle bir
şey var? Yazımızın başındaki serzenişte haksız mıyız?
Bu yüzsüz ve hain insanlar Türk Devletinin son 50-55 yılına
baktığımızda her zaman kârlı çıkmışlardır. Halbuki devletini seven,
onu gözü gibi kıskanan, devleti için canını, malını, bedenini, her
şeyini ortaya koyanlar; "tu kaka, faşist, gerici" vs. gibi ithamlara
muhatap olmuştur. Zaten ortam da buna müsait olduğu için, Türkiye'de
en çok prim yapan meslek elbette tercih ediliyor. Öyleyse
YAŞASIN HAİNLİK!