|
Behiç
beyi (Behiç ERKİN) çoğu kişi tanımaz, kim olduğunu bilmez, ismini
duyan olmamıştır. MİRALAY BEHİÇ BEY Behiç ERKİN (1876
İstanbul - 1961 İstanbul). Çanakkale ve Kurtuluş savaşı
destanlarımızın gizli kahramanı sevkiyatlardan sorumlu
komutanıdır, Atatürk ile omuz omuza veren, TCDD`nin ilk
Genel Müdürlüğü, Bayındır Bakanlığı ve Büyükelçilik yapan, MİT`in
kurucuları arasında yer alan Behiç Erkin 1961 yılında İstanbul’da
vefat ettiğinde tek bir vasiyette bulunur, o vasiyette, Eskişehir’de
trenlerin yol ayrımında gömülmek isteğidir.
Bu istek
yerine getirilir kabri bugün trenlerin Eskişehir çıkışında, Afyon,
Kütahya ve İstanbul yol ayırımında Enveriye Tren İstasyonu'nun
yanında tek başına bulunmaktadır. Eskişehir’in bir değeri
olan Erkin ne yazık ki yeterince tanınmıyor. Tarih kitaplarında da
ismi tanınacak kadar geçmiyor. Miralay Behiç Bey
Tokat’ın ve hatta Anadolu’nun en eski ailelerinden Latifoğulları’nın
bir ferdidir. Latifoğlu Osman Ağa’nın oğlu, Osmanlı Devleti’nde Ordu
Kumandanlığı, Valilik (İşkodra, Tuna, Cezayir-i Bahri Sefid (Ege
Adaları), Edirne ve Şam vilayetleri) ve günümüzde Jandarma Genel
Komutanlığı’na denk bir makam olan, Zaptiye Müşirliği yapmış, 1818
İstanbul doğumlu Müşir (Mareşal) Ömer Fevzi Paşa’nın torunudur.
Babası İstanbul doğumlu, Kaymakam Cemil Bey’dir.
Atatürk’ün en yakın ve en
eski (1907'den itibaren) mesai arkadaşlarındandır ve özel
mektuplarla düşüncelerini en açık surette paylaştığı, ülke ve dünya
meseleleri üzerinde fikir alışverişinde bulunduğu sayılı kişilerden
biridir. Demiryolları üzerine Türkçe ve bilimsel ve pratik mahiyetli
bir eser yazan ilk Türk’tür
Çanakkale Savaşları sürecinde
Miralay Behiç Bey’in savaşın kazanılmasında büyük payı olmuştur.
Cepheye asker ve mühimmat sevkiyatını düzenli bir şekilde yapmayı
başarmış olan komutandır. Bu sebepten dolayı
Çanakkale’yi savunan Türk Kuvvetleri’nin Komutanı Mareşal Liman von
Sanders, Alman İmparatoru’na Behiç Bey’in Alman Devleti’nin en üstün
mertebedeki nişanı olan “1. dereceden Demir Haç Madalyası” ile
onurlandırılmasını teklif etmiş ve bu öneri Alman İmparatoru
tarafından kabul edilerek, 29 Mart 1918 günü Behiç Bey’e daha önce
2. dereceden verilmiş olan Demir Haç Madalyası’nın bu defa
1.dereceden olanı verilmiştir.
1918 senesinde
Azerbaycan’ın ilk düzenli ordusunu kurmakla görevlendirilmiş ve
Gence’ye giderek Azerbaycan Jandarma Teşkilatını
kurmuştur.
Behiç Bey, Kurtuluş Savaşı’nın da en
önemli kahramanlarından biridir. Türk Ordusu’na hareket kabiliyetini
sağlayan demiryollarının başındaki komutandır. Osmanlı
Devleti döneminde demiryolları konusundaki tek eseri yazmış olması
ve 1903 senesinden başlayarak Şimendifer Hat Komiserliği ve İkmal
Şube Müdür Yardımcılığı gibi tecrübelere sahip olmasından dolayı tüm
cephelere asker, silah ve erzak sağlamakla görevlendirilmiştir. Bu
görev kendisine Mustafa Kemal Atatürk tarafından bizzat teklif
edilmiştir. Mustafa Kemal yakın arkadaşı Behiç Bey’e bu teklifi
yaparken bu görevin müstakbel zaferdeki en önemli rollerden biri
olduğunu açıkça belirtmiştir: "Ben cephelerde ne
yapılacağını biliyorum, ama ordumuzun cephelere süratle nasıl sevk
edileceğini bilmiyorum, bu şimendiferlerin işin ehli biri tarafından
idare edilmesi ile mümkün olabilir, buna ancak siz muvaffak
olabilirsiniz, siz şimendiferlerle cephelere askerleri sevkedin ki,
ben de cephelerde muvaffak olabileyim" Behiç Bey
görevi üstlenirken tek bir şart öne sürmüştür: İşine kimsenin
karışmaması. Mustafa Kemal bu şartı kabul eder.
Behiç Erkin’in Kurtuluş
Savaşı’nın kazanılmasındaki en önemli pay sahibi komutanların
başında yer almasını, kendisine Büyük Taaruz başladığı dakika
Ankara’dan Nafıa Vekaleti’nden gelen şu telgraf en iyi şekilde
açıklamaktadır:
“İşbu dakikadan itibaren
bütün millet fedakar şimendifercilerimizi Allah’tan sonra kahraman
ordumuzun yegane muin-i zaferi olarak görmektedir” (yegane
muin-i zaferi=zaferin en büyük yardımcısı)
Behiç Bey, Kurtuluş
Savaşı’ndaki önemli rolü ve başarılarından dolayı hem "T.B.M.M.
Takdirnamesi" hem de "İstiklal Madalyası" ile
onurlandırılır.
Soyadı Kanunu ile “Erkin” soyadı Behiç Beye
Atatürk tarafından bizzat ve yazılı olarak verilmiş ve Behiç Bey bu
şerefe sahip sayılı kişilerden biridir. Atatürk’ün
yakın arkadaşına bu soyadını neden uygun gördüğü Erkin kelimesinin
anlamında gizlidir:
“Her şart altında kendi doğru
kararını verebilen, müstakil fikirli” Behiç Erkin,
Kurtuluş Savaşı’nda demiryollarını işletmeyi başararak, bu
işi sadece o güne kadar Osmanlı’dan imtiyazlı yabancı şirketlerin
değil, Türklerin de yapabileceğini ispatlamış, ve böylece
"Türk’ler demiryollarını işletmeyi beceremez" önyargısını
tarihe gömmüş, ayrıca yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde
demiryollarının yabancı şirketlere geri verilmesini engelleyerek,
millileştimesini sağlamış olan kişidir. Bir
başka deyişle, Türkiye’de demiryollarının isminin Türkiye
Cumhuriyeti Devlet Demiryolları olmasını sağlamış
kişidir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nde
demiryollarının kurucusudur. Bu yüzden bir çok kaynakta
"Demiryollarının Babası", "Türk Demiryolcu Sektörünün Babası"
şeklinde anılır. 1920 Temmuzundan itibaren başladığı ve
6 yıl sürdürdüğü Genel Müdürlük dönemi, Bayındırlık Bakanı olması
ile sona erer. 1926-1928 yıllarında Nafıa Vekili
(Bayındırlık Bakanı) olduğu dönemde yine bir çok ilke imza atarak
Atatürk’ün önderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam temeller
üzerinde oturtulmasına büyük katkıda
bulunmuştur. Demiryollarının millileştirilmesi,
demiryolları işletme lisanının 50 yıl sonra ilk defa
Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmesi, ilk kamu müzesini kurması,
özerklik kavramını Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulayan ilk kişi
sıfatıyla, daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi adını alacak
Mühendis Mektebi’ne özerklik vermesi, üniversite derslerini
Türkçe’leştirmesi, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın fikir
babalığını yaparak resmiyet kazandırıp kurulmasını sağlaması ve
M.İ.T.’in kurucu kararnamesine Atatürk’le beraber imzasını
koyması, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk resmi yardımlaşma
sandığını, yani Emekli Sandığı’nı kurması gibi bir çok önemli
ilkin altında Behiç Erkin’in imzası bulunmaktadır.
Atatürk “Onuncu Yıl Marşı”
yazılırken tek bir dizeye müdahale ederek silmiş
“yurdun
her bir tepesinde dumanlar tütüyor”
dizesi yerine
“demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan”
dizesini yazmış ve Behiç Bey’e hitaben “sizin emeğiniz
bu şekilde daha iyi dile getiriliyor” demiştir.
Kariyerinin son aşamalarında
Behiç Erkin önce Budapeşte Büyükelçiliği yapmış (1928-1939), sonra
da kendisini yeniden bir savaşın ortasında bulmuştur. 1939 yılında
Türkiye’nin Paris Büyükelçisi olarak Fransa’ya atanır ve göreve
başlar. Bu görevinde de tarihte eşi ender görülen bir insanlık
görevinin altına imza atacaktır bu defa.
Nazi işgali altındaki
Fransa’da görev yaparken, tüm Yahudilere iş bıraktırırılıp, toplama
kamplarına sevkedildiği günlerde (hiçbir ülke büyükelçisinin
yapmadığı şekilde) Fransa’daki Türk Yahudilerine bu işlemi kimsenin
uygulayamayacağını dile getirip, 9.000'i Türk yahudisi olmak üzere,
20.000'e yakın Yahudiye Türk pasaportu vererek hayatlarını
kurtarmıştır.
Ayrıca pek çok Yahudi için, Bu ev veya
işyeri bir Türk’e aittir şeklinde belge hazırlatarak toplama
kamplarına gitmekten kurtarmış, gönderilenler ise elçilik ve
konsolosluğun insanüstü çabalarıyla bir süre sonra tek tek bu
kamplardan geri alınmıştır. Yahudi asıllı Fransa eski
Başbakanı Leon Blum bile Naziler tarafından toplama kampına atılan
oğlu için Behiç Bey’e başvurur ve Behiç Bey bir Fransa Başbakanı’na
bile yardım eli uzatır ve Leon Blum’un oğlunu, arkadaşları ile
beraber temerküz kampından kurtarılmasını
sağlar. Fransa eski Başbakanı Leon Blum’um
Behiç Bey’e teşekkür mektubunun orijinali, Ankara Üniversitesi,
"Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesi" içindeki Inkilap Tarihi Müzesi’nde
saklanmaktadır.
Behiç Bey ve mesai
arkadaşları inisiyatif kullanarak ve kendi hayatlarını
tehlikeye atarak işbirlikçi Vichy Hükümeti ve Başkan’ı Laval ile
Avrupa’daki bütün Yahudilere "nihai çözüm" diye
tanımladığı, soykırım yapmak için gözü dönmüş Hitler’in, Nazi
Almanyası’na karşı gelerek 9.000'i Türk yahudisi olmak üzere
20.000'e yakın Yahudiyi soykırımdan
kurtarmıştır.
6.000.000 yahudi soykırıma
uğramak üzere bilmedikleri bir istikamette raylar üzerinde trenlerle
Auschwitz’e doğru ölüme yol alırken, Behiç Erkin 20.000'e yakın
Yahudiyi aynı rayların ters istikametinde, hem de Almanya toprakları
üzerinden yaşama, yani Türkiye’ye göndermeyi başarmıştır.
Behiç Erkin’in insanlık adına
Yahudilere yaptığı yardımların haberi Atlantik’in öbür yakasındaki
Amerika’ya dahi ulaşmıştı: 17 Haziran 1943 tarihinde Washington Post
gazetesinin başlıklarınından biri şöyleydi "Büyükelçi’nin
suçlandığı aktivitelere kuvvetli Nazi
engellemesi" . Behiç Erkin’in tarihte eşine ender
rastlanacak bu insanlık dersi, torunu Emir Kıvırcık tarafından
"Büyükelçi" isimli kitapta anlatılmıştır. Bizzat kaleme aldığı
anıları ise yayımlanmayı beklemektedir. İsrail Yad
Vashem Vakfı’nın "Milletler içinde Adil Kişiler" (Righteous Among
the Nations) resmi listesine alınması için başvuru 2007 yılında
yapılmıştır. Tarihte Atatürk’ün yakın arkadaşı ve silah
arkadaşı olarak bilinen Behiç Erkin’in gerek Çanakkale Harbi’nin
lojistiğini, gerek Kurtuluş Savaşı’nın lojistiğini, o yokluk
günlerinde, Turgut Özakman’ın deyimi ile "bir lojistik mucizesini"
nasıl başarı ile idare edip gerçekleştirdiğini ve Türkiye
Cumhuriyeti’nin kurulmasındaki, sağlam temeller üzerine
oturtulmasındaki payını, emeğini torunu Emir Kıvırcık, dedesinin
Inkilap Tarihi Müzesi’ndeki tam 61 yıl boyunca gün gün tuttuğu
toplamı 960 defter olan günlüklerinden derleyerek "Cepheye Giden
Yol" isimli kitapta belirtmiştir.
|