|
Kuzey
Tel Aviv’de Herzliyya’daki bir yazıhaneye Londra’dan gönderilen
telgraf kısaydı.
Yalnızca, "hastanın doktoru
görmesi zamanıdır" diyordu.
Telgrafı okuyan,
kendisini herkese tacir olarak tanıtan, başı kelleşen bir
dedeydi.
Bu dede aslında, Zvi Zamir adında İsrail ordusunun
bir generaliydi. Asıl görevi, İsrail’in İstihbarat ve Özel
Operasyonlar Kurumu olarak bilinen Mossad’ın başkanlığı
idi.
Zvi Zamir ertesi sabah El Al uçağı ile Londra’ya gitmek üzere yola
çıktığında, sözde doktoru görmesi gereken hastanın, Mossad casusluk
örgütünün en verimli, en kıymetli ajanı olduğunu düşünüyordu.
İsrail’in bu çok değerli casusu, Mısır Cumhurbaşkanı Cemal
Abdülnasır’ın damadı Eşref Marvan’dı. Abdülnasır’ın kızı
Mona ile evliydi ve İsrail’in istihbarat örgütüne, Mısır hükümetinin
son derece gizli sırlarını aktarmıştı.
Nasır’ın damadı, Mossad ile ilk önce 1969 yılının ilkbaharında temas
kurdu.
Mossad ile ilişkisinin başladığı günlerde karısı Mona’ya, karnım çok
ağrıyor, geceleri uyuyamıyorum, ağrıya dayanamıyorum diye şikayet
etmeye başladı. Cumhurbaşkanı Abdülnasır’ın Giza’daki evinde hükümet
erkanıyla yapılan toplantılarda, galiba kanser oldum diye
sızlanıyordu.
Eşref Marvan, Kahire’de ünlü doktorlara gitti, fakat karın ağrıları
dinmedi.
Yurt dışına, Londra’ya tedaviye gidebilmesi için, devlet erkanına
dış seyahat izni veren Mısır Milli İstihbarat Servisi’nden izin
alması gerekiyordu. Bu izni aldı. Londra’da namlı doktorların
bulunduğu Harley Sokağında, Mossad ajanlarının tavsiye ettikleri iç
hastalıklarında uzman doktora gitti.
Bu doctor, Musevi gönüllüsü bir sayandı ve bundan böyle
Eşref Marvan ile Mossad arasındaki irtibat rolünü yerine
getirecekti.
Marvan’ın kanser hastalığı, casusluğu gizlemek için kullanılan bir
yalandı.
Marvan’ın Mısır hükümetinden getirdiği her gizli bilgi için
İsrail’den aldığı ücret ise yüz bin dolardı.
Eşref Marvan 1973 yılının Nisan ayında, Zvi Zamir’e, Mısır ile
Suriye’nin 15 Mayıs’ta İsrail’e saldıracağını bildirdi. Bu haber
üzerine İsrail ordusu savaşa hazırlandı. Saldırı olmadı ama, yanlış
haber İsrail’e yüklü masraf getirdi.
Başka yanlış bir haber daha önce 25 Eylul’de, Tel Aviv’e özel uçakla
giden Ürdün Kralı Hüseyin tarafından İsrail Başbakanı Golda Meir’e
bildirilmişti.
Kral Hüseyin o gün Golda Meir’e, Suriye size saldıracak haberini
verdi.
Golda Meir, Kral Hüseyin’e, “Suriye tek başına mı
saldıracak?” diye sordu.
Hüseyin, “Hayır,” dedi, “Mısırla beraber İsrail’e
saldıracaklar.”
Bu aslında doğru, daha sonra saldırı gününü ve zamanını karıştıran
haberler İsrail’i laçkalaştırdı. Golda Meir ve bakanları, bunların
saldıracakları filan yok düşüncesine kapıldılar.
Eşref Marvan, Zvi Zamir’e 5 Ekim 1973 günü, yani 6
Ekim 1973 Yom Kippur ya da Ramazan Savaşı olarak tarihe geçen
sürpriz Mısır ve Suriye saldırısından bir gün önce,
Kahire’den çok önemli, çok gizli bir haber getirdi.
Eşref Marvan dedi ki:
"Mısır ve Suriye’nin ateş kes hatlarına yakın yerlerde çok büyük
yığınak yapan askeri birlikleri, yarın sabah gün ağarmadan İsrail’e
saldıracaklar!"
Arapların amacı, 1947-1949, 1956 ve 1967 savaşlarında kaybettikleri
bölgeleri İsrail’in elinden almaktı.
Mısır Sina Yarımadası’nda, Suriye Golan Tepeleri’nde hücuma
geçecekti.
İsrail, Musevilerin en kutsal, en büyük bayramları Yom Kippur’u
kutluyordu. İsrail yönetimi, Eşref Marvan aracılığı ile Mısır’dan
yine yanıltıcı haber gönderildiği evhamına kapıldı. Halkın çok
büyük bayramını da berbat etmek istemiyordu.
Bu yüzden İsrail ordusu tedbir almadı, genel seferberlik
ilan edilmedi.
Gerçekten de Araplar, 6 Ekim 1973 günü güneş doğmadan
saldırmadılar.
O gün öğle vakti Arap ordularının ansızın hücuma geçmesinden 6 saat
önce, İsrail Başbakanı Golda Meir, Savunma Bakanı Moshe Dayan ve
Genel Kurmay Başkanı Dado olarak bilinen General David Elazar, Tel
Aviv’de önemli bir toplantı yaptılar.
Moshe Dayan, savaşın çıkacağını ummadığını söylerken, General Elazar
derhal genel seferberliğe gidilmesini israrla istedi. General’in bu
önerisi desteklenmedi, fakat General Elazar kendi insiyatifiyle bazı
yedek askerleri topladı.
Hazırlık yetersizdi. Öğle vakti Mısır ve Suriye ansızın saldırıya
geçtikleri zaman İsrail savaşa hazır değildi.
Bu saldırı neredeyse İsrail’in yıkımına neden olacaktı.
Mısır ve Suriye orduları savaşın ilk iki gününde ilerlediler, hemen
sonra iş değişti. Suriye askeri, Golan Tepelerinden püskürtüldü.
Sina Yarımadası’nda Süveyş Kanalı’nı atlayan İsrail askeri, Mısır’ın
3.cü Ordusunu
durdurdu.
Şu günlerde ise, Abdülnasır’ın damadı Eşref Marvan’a hem
Mısır, hem de İsrail sahip çıkıyorlar. Marvan’ın gerçekte kimin
casusu olduğu, kime hizmet ettiği tartışılıyor.
Mısır diyor ki, bize hizmet etti, bizim casusumuzdu. İsrail de,
hayır Marvan bize hizmet etti, çok değerli bilgiler getirdi, aldığı
paranın her meteliğini hak etti demekte…
Her iki ülkenin istihbarat örgütleri Eşref Marvan’a sahip çıkarken,
Marvan’ı 27 Haziran 2007 günü Londra’daki lüks Carlton House
Terrace apartımanının penceresinden atarak öldüren kimdi?
Olayı o sırada izlemekte olan bir komşu, Marvan pencereden düştükten
sonra, Akdeniz tipi iki kişinin balkona çıkarak aşağı baktıklarını
ve hemen ortadan kaybolduklarını bildirdi.
Kimdi bunlar, hangi casusluk örgütünün ajanlarıydı?
Eşref Marwan hakkında, Mısır’da hiç bir tedbir alınmadığı
görülüyor. Çünkü Marvan, Cumhurbaşkanı Enver Sedat’ın
başyönetmeni oldu, Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından taltif
edildi.
Uzun süre yaşadığı Londra’da zengin Arap olarak tanınan Eşref
Marvan, sırrını mezarına mı götürdü, yoksa yukardaki bilgilerden
kimin casusu olduğu anlaşılıyor mu?
Marvan’ın Yom Kippur gibi sürpriz amacı güden Arap saldırısını,
saldırmadan bir gün önce Mossad’a bildirmesi, Marvan’ın aslında
İsrail’in hizmetinde casusluk yaptığını gösteriyor.
İsrail’e sevgisinden mi?
Hayır, parayı, macerayı seven, esrarengiz olaylardan hoşlanan
karakteri yüzünden Marvan, İsrail’in hizmetindeydi.
Yoksa Marvan gerçekten Mısır’a hizmet eden bir casus muydu? Şimdi
yine 5 Ekim 1973 tarihine dönelim.
Eşref Marvan Mossad’a ne demişti?
Mısır ve Suriye yarın sabah güneş doğmadan İsrail’e saldıracaklar. 6
Ekim günü güneş doğdu, saldırı yok. İsrail yönetimi, İsrail
askeri birlikleri iyice rahatladılar, gönül rahatlığı ile Yom Kippur
bayramını kutluyorlar.
Aradan yarım gün geçiyor ve Mısır ile Suriye’nin orduları çok büyük
bir saldırıya geçiyorlar. Sina Yarımadası’nda ve Golan Tepeleri’nde
ilerliyorlar. İsrail yıkıldı yıkılacak! Fakat bu ordular, çok büyük
bir sürpriz taarruzunu bitirecek güce ve iradeye sahip
değiller.
İsrail alelacele, güç bir durumdan sıyrılıp çıkıyor ve
kurtuluyor.
İşte bu noktada Eşref Marvan kimin casusuydu sorusu yine ortaya
çıkıyor.
Ortada bir de şüphe uyandıran şu gizem
var:
Abdülnasır’ın casus damadını, kim Londra’daki lüks apartıman
dairesinin penceresinden ölümüne
attı?
Akla, Eşref Marvan’ın yaptığı bir hata sonucu, en sonunda Mısır
Milli İstihbarat Servisi’nde, kime hizmet etmiş olduğuna dair
şüphelerin belirdiği olasılığı geliyor.
Ayni servis, Eşref Marvan casusluğunun bir skandal olduğunu bilse
de…
Gerçeğin ne olduğunu açıklamaktan sakınacaktır.
Eşref Marvan’ın sırrı ise, onunla beraber mezarında kilitlenmiş
bulunuyor.
XXXXXXX
Sayın okuyucu:
1 - Anlattığım bu çok önemli casusluk olayı gerçektir.
2 - Yazının amacı okuyucuya, sözde devletine ve milletine hizmet
eden, çok önemli mevkilere de yükselen bir bireyin, para hırsı için,
zengin olmak için ülkesini ve milletini satabileceğini
göstermektir.
Hele böyle bir birey, halkın dini inançlarını istismar ederek
iktidara yükselen, geçmişi zimmet, kalpazanlık, dolandırıcılık,
hırsızlık suçları ile lekelenmiş bir kanun kaçağı ise. O birey
vatansever olamaz; şaibelidir, lekelidir, yalancıdır. Böyle karakter
fakiri bir adam, toplumların sevgisini ve güvenini kazanmak için her
türlü hokkabazlığı yapacaktır. Onun yalanlarına inanılmaz.
Hele hele, böyle lekeli insanlar için danışmanları yabancı
ülkelerde, bu adamı tepe tepe, istediğiniz gibi kullanın, delikten
aşağı süpürmeyin gibi amaç gösteren laflar etmişlerse... Tehlikenin
çanları, o günlerde ötmeye başlamıştır.
3 - Yazıyı yazmak için, 10 Mayıs 2009 günü CBS Televizyonu’nda
yayınlayan 60 Dakika programından… Howard Blum’un 2004 yılında
Harper Collins tarafından yayınlanan, The Eve of Destruction -
Yıkımın Arifesinde başlıklı kitabından… İsrail tarihçisi Ahron
Bregman’ın, Arap-İsrail savaşları hakkındaki kitaplarından esinlik
aldım
|