|
27 Mayıs askeri darbesi genellikle Türk siyasi hayatı ve
demokratikleşme açısından ele alınıp değerlendirile gelmektedir.
Halbuki, bu darbenin bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne
yönelik boyutu vardı ve belki de en köklü ve kalıcı tesiri Türk
Silahlı Kuvvetleri üzerinde olmuştu. Darbeci subayların
teşkil ettiği Milli Birlik Komitesi tarafından yayınlanan 2 Ağustos
1960 günlü 42 sayılı kanunla, Türk ordusundan 275 general ve 7.000
subay emekliye sevk edilmişti. Bu emsali az görülen bir
tasfiye operasyonuydu. ABD Büyükelçisi Fletcher Warren’in
11 Ağustos tarihli raporuna göre, generallerin % 90’ı, albayların %
55’i, yarbayların % 40’ı, binbaşıların da % 5’i emekliye sevk
edilmişti.
Ordu subaylarının gençleştirilmesi, rütbe enflasyonun önlenmesi,
kadro fazlalığının giderilmesi ve orduda piramidin yeniden kurulması
42 sayılı kanunun gerekçeleri olarak sıralanıyordu. Emekliye sevk
edilen generallerin yerine albaylar atanmış, ordunun üst kademesi şu
şekilde düzenlenmişti;
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Cevdet
Sunay, Genelkurmay İkinci Başkanı Tuğgeneral Şefik İlter, Kara
Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral İrfan Tansel, Jandarma Genel Komutanı
Tümgeneral Nurettin Onur, Birinci Ordu Kumandan Vekili Tümgeneral
Cemal Tural, İkinci Ordu Kumandan Vekili Tümgeneral Ali Keskiner ve
Üçüncü Ordu Kumandan Vekili Korgeneral Celal Alkoç.
27 Mayıs darbesinden sonra tasfiyeye uğrayan subaylar, Emekli
İnkılâp Subayları Derneği kurarak orduya tekrar dönme mücadelesi
verdiler. Ancak, Dernek 6 Eylül 1961 tarihinde süresiz olarak
kapatıldı. Bu tasfiye hareketi Emekli İnkılâp Subayları
(EMİNSU) olarak tarihte yerini aldı.
Darbeci subaylar, görünüşte anti-amerikancı bir çizgiye sahip
olmakla birlikte, bu tasfiye operasyonu, tamamı Amerika
Birleşik Devletleri’nden hibe olarak temin edilen para ile
gerçekleştirilmişti.
Gerek kendileriyle yapılan
röportajlarda, gerekse yayınladıkları hatıratlarda pek çok Milli
Birlik Komitesi mensubu, 1947’lerden itibaren Amerika ile kurulan
aşırı ilişkiden rahatsız olduklarını ifade ediyor, Amerika’ya
mesafeli durmaya çalışıyorlardı. 1960 Haziranında yapılan ABD Ulusal
Güvenlik Konseyi Toplantılarında da bu hoşnutsuzluk tespit edilmiş,
Milli Birlik Komitesi’nin 38 mensubunun ABD’deki askeri okula gitmiş
olmalarına rağmen, ABD’li yetkililerin yeni rejimle yakın ilişkiler
kurmada başarılı olamadıkları toplantı notlarında belirtilmişti.
(1)
Amerika, Milli Birlik Komitesi ile iyi ilişkileri NATO
üzerinden kurmaya çalışmış ve bunda başarılı olmuştur. NATO
Başkomutanı Norstad, bu hususta önemli fonksiyonlar icra etmiştir.
Norstad 24 Temmuz 1960 tarihinde Türkiye’ye yaptığı bir günlük
gezide, 38 kişilik komitenin bütün üyeleri ile tanışmayı başarmış,
“Hepsini çok parlak, sadık ve heyecanlı subaylar
bulmuştur.”
Ziyaretinde, TSK’da yapılacak geniş
kapsamlı tasfiye operasyonu da ele alınmış, General Norstad Geçici
Hükümet’in emeklilik konusundaki planına ABD’nin yardım edeceği
sözünü vermiştir. Norstad
”Planın sorumluluğunu üstlenen
genç subayların ABD’ye karşı tavrı iyidir; ABD’de eğitim gördükleri
için, çoğu İngilizce bilir. Çoğu bir Amerikan
önderliği umduğu, beklediği izlenimini veriyor ve bu aşamada devreye
girmek çok önemlidir.” ifadesiyle, darbeci subaylar
hakkındaki kanaatini bildirmiştir. (2)
ABD Büyükelçisi Warren, Cemal Gürsel’in daveti üzerine 13
Temmuzda askeri danışmanlarla birlikte MBK üyelerinin ziyaretine
gider. Görüşmede emekliye sevk edilecek subayların durumu ve bu
hususta Amerikan yardımı ele alınır. Büyükelçi Warren, bu tasfiyenin
siyasi amaçlı olduğunu, aynı zamanda Türk Ordusunun savaş gücünü
azaltacağını, Amerika’nın bu işe karışmaması gerektiği düşüncesini
13 Temmuz tarihli telgrafıyla Washıngton’a bildirir.(3)
Ama
Washıngton bu görüşe katılmaz. Bunu bir fırsat olarak değerlendiren
Washıngton yönetimi, General Norstad’ın “bu aşamada devreye
girilmesi gerektiği” görüşüne katılarak, tasfiye için gerekli
parayı sağlar.
1958–61 yılları arasında Ankara'da ABD Büyükelçiliği’nde yarbay
rütbesiyle askeri ataşelik görevini yapan Fred Haynes’ın, 10 Temmuz
2000 tarihinde Hürriyet’te yayımlanan röportajında, emekliye sevk
işlemleri ile ilgili olarak anlattıkları bu tasfiyeye ilişkin ilginç
ipuçları veriyordu.
Darbenin hemen ertesi günü (28
Mayıs), saat 09.00 sularında MBK Başkanı Cemal Gürsel'in isteği
üzerine Haynes ve ABD Büyükleçisi Warren birlikte, MBK Başkanı'nı
görmek üzere başbakanlığa gitmişlerdi. Haynes röportajında,
kendilerini başbakanlıkta Albay Alparslan Türkeş’in karşıladığını,
Türkeş’in Ordu'dan dört bin subayı emekliye ayıracaklarını ve
yeterli miktarda paraya gerek duyduklarını söylediğini kaydeder.
(Büyükelçi Warren, MBK üyeleriyle yapılan 13 Temmuzlu görüşmede,
Cemal Gürsel’in 2.900 civarında albay ve daha üst rütbeli subayın
emekliye sevk edileceğini söylediğini belirtir.)
Haynes,
''Türkeş, sonra para talebinde bulunduklarını
inkâr etti. Ama istedi. Ve bu para onlara verildi. Hiçbir resmi
kayıtta yer almıyor. Paranın hangi kalemden aktarıldığı belli değil.
Ama cömert bir para yardımını kesinlikle verdik. Görüşmeden sonra
Büyükelçi Washington'u aradı ve resmen para istedi. Para verildi ve
subaylar emekliye sevk edildi.''
sözleri ile TSK da
yapılan tasfiye operasyonunun finansal boyutunu açıklamıştı. Haynes,
röportajın devamında başbakanlıkta yapılan görüşmeyi aşağıdaki gibi
anlatmıştı.
“MBK Başkanı Cemal Gürsel ile dörtlü bir görüşme
gerçekleşti. Cemal Gürsel, ABD ile müttefik
olunduğunu söyledi ve Ankara'nın Amerikan politikasının kesinlikle
değişmeyeceğinin güvencesini verdi. Aynı görüşmede, ABD
Büyükelçisi, süvarilerin elçilik çevresinden çekilmesini istedi.
Öğleden sonra süvari birliği çekildi.” (4)
Albay Alparslan Türkeş’in ihtilalin hemen ertesi günü, tasfiye
operasyonu için Amerikalılardan para istemesi ve tasfiye edilecek
subay rakamı telaffuz etmesi, bu konuda ihtilal öncesi ön bir
hazırlığın bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Ancak, emekliye
sevk edilecek subay sayısı 2.900–4.000 olarak konuşulurken, daha
sonra hangi sebeple bu sayının 275 general ve 7.000 subay olarak
gerçekleştirildiği meçhulümüzdür.
13 Temmuzda 2.900 olarak
belirlenen sayının hemen 20 gün sonra yedi binin üstüne çıkarılması
ya emekliye sevk işleminin bir plana bağlı olmadan keyfi olarak
gerçekleştirildiğini, ya da başka bir müdahalenin olduğunu
düşündürtmektedir.
Hulusi Turgut'un kaleme aldığı “Şahinlerin Dansı
Alparslan Türkeş Anlatıyor” isimli kitapta Alparslan
Türkeş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yüksek rütbeli subaylarının çok
arttığını, piramidin altının tıkandığını, sağlığı elverişsiz,
mesleki bilgileri yetersiz yüksek rütbeli subayları tasfiye ederek,
orduyu gençleştirmek ve modernleştirmek istediklerini anlatır.
Kitabın “İhtilalciler de Amerika’dan Para Aldı” başlıklı
bölümünde Türkeş, Milli Birlik Komitesinin subayların dosyalarını
incelemeye alarak sağlık durumları, askerlik san’atına
yeterlilikleri ve ahlaki durumları itibariyle tek tek
değerlendirdiğini anlatır.
Neticede, 275 general ve
amiralle, 7.000 albay, yarbay ve binbaşının ordudan tasfiyesine
karar verilir.
Türkeş, bu araştırma ve tespit yapılırken,
muhtemelen yüzde üç, yüzde beş hata yapılmış olunabileceğini yahut
bir takım nefret ve kıskançlıkların da rol oynamış olabileceğini
sözlerine ilave eder. Aslında, MBK üyelerinin bir kısmı, bütün
generallerin tasfiye edilmesini, orduda komuta kademesinin genç
albay ve yarbaylardan oluşmasını istemekteydi. Ancak, Cemal
Gürsel’in “Generalsiz ordu mu olur?” itirazı karşısında, 30
general ve amiral hizmette bırakılmıştı.
Alparslan Türkeş tasfiye planının finansman boyutunu aşağıdaki
gibi anlatır. Anlattıkları, Fred Haynes’ın açıklamaları ile
örtüşmektedir.
“Ordunun, gençleştirme hareketinde de yine paraya ihtiyaç
vardı. O sırada, NATO’nun Paris’teki Başkomutanı Hava Orgenerali
Norstad, Türkiye’ye gelmişti. Projemizi kendisine anlattık. Bize
yardım edin, dedik. Bu iş için 12 milyon dolara ihtiyaç
vardı.
Para, Amerika Birleşik Devletleri’nden temin edildi.
Bu, NATO parası değildi. Bundan sonra, tasfiye hareketine
girişildi. O gün için yüksek sayılan bir ikramiye verildi. Bu
arkadaşlar kişi başına 36’şar bin lira ikramiye aldılar. Ayrıca,
kendilerini yüksek maaşla emekliye sevk ettik.”
Emekli edilen subayların ikramiyesinin niçin Amerika Birleşik
Devletleri’nden geldiği sorusuna Alparslan Türkeş, “Dost ve müttefiktik. Çok yakın münasebet
içindeydik.” cevabını vermiştir.
Röportajında
Amerikalıların bu tasfiyeye karşı olduğunu ifade eden Türkeş,
Amerikalıların karşı oldukları bir iş için niçin para gönderdikleri
sorusuna karşılık olarak, General Norstad’ın
“ Madem
böyle düşünüyorsunuz, bu sizin bileceğiniz iştir. Amaç, Silahlı
Kuvvetlerinizi güçlendirmek olduğuna göre, biz size her hususta
yardımcı olmak isteriz.”
dediğini aktarır.
NATO Başkomutanı Norstad’ın 1960 yılının ağustos ayında yaptığı
bir değerlendirmede, bu tasfiye operasyonuyla ilgili olarak,
“Ruslar, bir atom bombası
atsaydı, bir hamlede, bu kadar Türk Generalini saf dışı
bırakamazdı.”
dediği rivayet
edilmektedir.
Milli Birlik Komitesi’nin darbe bildirisinde NATO ve CENTO’ya
bağlılıklarını ilan etmesi, diğer taraftan Cemal Gürsel’in darbenin
hemen ertesi günü ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede, ABD ile
müttefik olunduğunu söylemesi ve Ankara'nın Amerikan politikasının
kesinlikle değişmeyeceğinin güvencesini vermesi ABD ve NATO
bakımından çok önemli taahhütlerdi.
Zira devrilen Menderes
hükümeti, ABD ve NATO’nun izni ve bilgisi dışında, Sovyetlerle
ilişkilerini geliştirmeye teşebbüs etmekle kalmamış, 15 Temmuzda bir
de Moskova ziyareti planlamıştı.
NATO, CENTO ve ABD’ye
bağlılık açıklamaları, darbecilerin 30 Mayıs 1960 tarihinde ABD
tarafından tanınmasıyla ödüllendirilmişti.
Türkiye’nin ABD çizgisi dışına çıkması ve Sovyetlerle bağımsız
ilişki geliştirmesi, ABD tarafından kabullenilemeyecek bir durumdu.
Nitekim 5 Ekim 1960 tarihli ABD’nin Türkiye Politikası
konulu, ABD Ulusal Güvenlik Raporunda bu çizgiler net
şekilde belirtilmişti (5).
Raporda;
“ABD’nin ekonomik savunma politikasına uygun olarak,
Sino-Sovyet bloku için gerekli stratejik mallarının ihracını
sınırlandırma ve yasaklama konusunda Türkiye’yi zorlamak ve
Türkiye’yi;
a) Belli bazı duyarlı alanlarda Sino-Sovyet blokunun
yardımını kabul etmeme,
b) Bu bloka ekonomik bağlılık yaratacak şekilde Sino-Sovyet
bloku ile ticari ilişkiler geliştirme ya da ABD çıkarlarını ciddi
biçimde tehdide yönelik ilişkiler geliştirmeme konusunda uyarmak.”
gerektiği belirtilmişti.
Türkiye’nin NATO inisiyatifi dışına çıkmaması için,
ordunun NATO konseptine bağlanması, Amerikan harp doktrinlerine göre
biçimlendirilmesi gerekiyordu.
18 Şubat 1952’de
resmen NATO’ya üye olan Türkiye’nin ordusu, hem teşkilat yapısı
bakımından, hem de tarih ve düşman algısı bakımından NATO
standartlarına uygun değildi. NATO Başkomutanı Norstad’ın aracılık
etmesiyle ABD, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki tasfiye operasyonunu
karşılıksız finanse etmiş, 27 Mayısçılar Türk Ordusu’nun NATO ordusu
haline getirilmesi için yapılması gereken her şeyi yapmışlardı.
NATO ordusu olmanın ne demek olduğunu, Emekli Binbaşı İsmail
Tansu
“Aslında
Hiç Kimse Uyumuyordu?”
adlı hatıra kitabında en güzel
biçimde anlatıyordu.
“Atatürk’ün “Türkü Koru” anlamında soyadı verdiği Korutürk, bizim
açımızdan bu soyadına uygun bir davranışta bulunmamıştır. Kıbrıs
milli davamız için örgütlenen gizli teşkilatımızı silahlandırmak
için çırpınan T.M.T. (Türk Mukavemet Teşkilatı) mücahitlerini,
Akdeniz dalgaları ile boğuşurken ve şehit olurken onları korumamış,
yalnız bırakmıştır.
T.M.T.’ nin kuruluşunda en önemli
konumuz olan silah sevkiyatı operasyonlarında donanması ile uzaktan
yakından destek vermemiştir.
Hem de; Başbakan’ın,
Genelkurmay Başkanı’nın, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanlarının
yardım etmesi için telefonla ricada bulunmalarına rağmen Korutürk
destekten kaçınmıştır. Korutürk; bağlı olduğu üst makam Genelkurmay
Başkanlığı ile kendi hükümetine karşı olan sorumluluklarına duyarlı
olmak yerine, NATO başkomutanına karşı olan
sorumluluğunda duyarlı olmayı tercih etmiştir. Bu nedenle
de, Korutürk bizi hayal kırıklığına uğratmıştır.” (shf. 98)
NATO başkomutanına karşı sorumluluğuna sadık kalan zamanın
Donanma Komutanı Fahri Korutürk, 42 sayılı kanunla tasfiye edilen
generaller arasından sıyrılmış, bilahare, 1973 yılında Türkiye
Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
(1) Cüneyt Akalın, “Askerler ve Dış
Güçler-Amerikan Belgeleriyle 27 Mayıs Olayları”, Cumhuriyet
Kitapları, 2000, shf.348. (Belge No.35)
(2) A.g.e, shf.349 (Belge No.36)
(3) Prof. Dr. Fahir Armaoğlu, Amerikan
Belgelerinde 27 Mayıs Olayı, Belleten Sayı: 227, shf.219-220.
(4) “İdamlar çok büyük hataydı etkileri bugüne
dek geldi”, Hürriyet Gazetesi, Kasım CİNDEMİR, Fred Haynes’ la
Ropörtaj; http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2000/07/10/221797.asp
(5) Hulusi Turgut, “Şahinlerin Dansı Alparslan
Türkeş Anlatıyor”, ABC Yayınları, 1995.
(6) İsmail Tansu, “Aslında Hiç Kimse
Uyumuyordu?”, 2001
|