Siyaset1 Haziran 2009 00:00

"Tarihi Fırsat ve Çözüm" Ne?..Açıklıyoruz! - Meyyal Uygur

22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra ABD’nin, Türk Dışişleri Bakanlığı desteği ile hazırladığı, birkaç kez bahsettiğim David L. Phillips imzalı, “Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegrasyonu” isimli raporu da biliyorsunuz. (Açık İstihbarat : Raporun tam İngilizce metni için tıklayın)naproxennatrium go naproxen kruidvatcialis forum cialis prodaja cialis bez receptaabilify abilify alkohol abilifycialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

www.acikistihbarat.com

01 Haziran 2009 Pazartesi

"Tarihi Fırsat ve Çözüm" Ne?..Açıklıyoruz!

Meyyal Uygur

Çankaya Köşkü’ndeki Gül’ün fitili ateşlemesinden sonra “Kürt sorunu”nda bir “tarihi fırsat ve çözüm” furyasıdır esiyor. Gül’ün tarihi fırsattan kastı, “Devlette tam mutabakat”…Bana öyle geliyor ki, buradaki “devlet” ifadesinde bir eksiklik var.

Acaba hangi “devlet veya devletlerde tam mutabakat”?

“Çözüm planlarını” Talabani, Barzani zaten biliyor. ABD ve AB de. Yani “devletler konsorsiyumu” düzeyinde bir “mutabakat” sözkonusu. Evet, yıllardır PKK’ya yardım-yataklık edenler, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik yönden güçten düşürenler, daha önemlisi PKK aracılığıyla “Türkiye’nin çok etnikli” bir yapıya dönüştürülüp, üniter-milli yapısının ortadan kaldırılmasında istedikleri noktaya gelenler, artık yeni bir merhaleye geçiyor.

Bölücü terörün taleplerinin kabul edilip, PKK’nın Türkiye’ye “entegrasyonu”, “Silahlı mücadele dönemi geçti…Artık dünyada PKK’ya yer yok“ diye sunuluyor.

 

Çukurca’da 6 şehit verdiğimiz son mayın patlamasına ilişkin olarak ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin yaptığı açıklama, her şeyi o kadar iyi özetliyordu ki;

“PKK terörüne karşı mücadelede Türkiye ile işbirliğini sürdüreceğiz. Aynı zamanda Türk liderlerin şiddetin sona ermesi için yaptıkları yapıcı çağrıları ve farklılıkların barışçıl yollarla çözümlenmesine olan bağlılıklarını destekliyoruz


Dönemin Dışişleri Bakanı Babacan’ın,

“Başbakan Erdoğan ile Bush’un 5 Kasım 2007’de yaptığı görüşmede alınan kararlar, safha safha uygulanmaya başladı”

sözlerini de unutmayalım.    

 

İşte “tarihi fırsat”ın adı bu!..Öyle ya, hazır bölücü terörün sahipleri “insafa” gelmiş, El Kaide veya Taliban’dan farklı yöntemlerle de olsa “PKK’yı bitirmeyi” kararlaştırmışken, bu “fırsat” kaçırılır mı? Ya vazgeçerlerse?..     

 

                                      Fehmi Koru’dan “Çözüm” Haberi 

 

Gelelim “çözüm”e…Hepimiz neyin ne olduğunu biliyoruz, sadece hafıza özürlüyüz. Özellikle AKP iktidarının plan ve teşebbüsleri konusunda. Nitekim Başbakan Erdoğan da hafta sonunda partisinin kongrelerinde,

“Diyoruz ki, herkes sorunun değil, çözümün bir parçası haline gelmek durumundadır. Ortada sihirli formüller, geceden sabaha gerçekleşecek mucizeler yok…Benim dört sene önce söylediklerimi bugün söylemeye başlayan siyasetçiler var. O zaman farklı yaklaşanlar, yeni mi uyandınız?”

sözleriyle, “Beyler, siz unuttuysanız, ben ne yapayım?” mesajı verdi. Gerçekten ortada “sihirli formül, mucizeler” yok.   “Emperyalist planları” ve aralarında “tam mutabakat” var. Şimdi oldurulmaya çalışılan muhalefet partilerinin, en önemlisi milletin, o malum “çözümün ortağı” yapılması…     


Çankaya Köşkü’nün gayrı resmi sözcüsü Fehmi Koru haberi, herkesten önce ve gayet somutlaştırarak verdi. Dedi ki;  

 

“Ak Parti’nin Türkiye’nin önünü tıkayan sorunun çözümünden yana olduğunu en baştan biliyoruz; 2003’te henüz iktidarda taze iken kapsamlı bir proje hazırlamış, ilk elde geniş bir af yasası için kolları sıvamışlardı. Sonra ‘iyi saatte olsunlar’ devreye girdi ve ‘af’ güdük bir biçimde çıktı. O gün bugündür yapılan yanlışlığın telafisi için fırsat kolluyor Ak Parti...Teröre muhatap her ülkede çözümün yolu siyasi bir muhatapla açıldı. Türkiye’de bu muhatabın kim olacağı belli; DTP…DTP’nin iki adımlı bir çözümden yana olduğu anlaşılıyor: İlk adımı ‘ölümlerin durması’, ikinci adımı da ‘siyasetin yolunun açılması’ olan bir çözüm...Makuliyet sınırları içerisinde bir öneri bu. Sanırım, Ak Parti ile CHP’nin de fazla zorlanmadan kabul edebilecekleri bir öneri... Şimdi sıra ölümleri durduracak gelişmelerin yaşanmasında: Dağdakileri inmeye ve silahlarını terke ikna edecek, siyasetin özgürlük alanını genişletecek gelişmeler...”

 

Hani Gül, galiba İran’a giderken, “iyi şeyler olacak” müjdesi(!) vermişti ya, Koru, haberinin sonunda buna da vurgu yapıp, “İyi şeyler olacak vaadinden buraya geldik. Şimdi iş, sonunda, ‘İyi şeyler oldu’ dedirtecek süreci başlatmakta...” buyurdu. 

 

                              2003’te Neler Oldu, AKP Ne Planlamıştı?

 

Koru üzerinden verilen mesajla, “çözüm”ün ne olduğu anlaşıldı değil mi? O halde 2003’e gidip, o günlerde ve sonrasında hangi teşebbüslerde bulunulduğunu kabaca hatırlayalım mı?

 

ABD Mayıs 2003’te, “PKK’yla mücadele” için Pişmanlık Yasası çıkarılmasını istedi ve “Yasa çıkar çıkmaz harekete geçip, Kandil’deki terör kamplarını bitirme” sözü verdi.

30 Haziran 2003 tarihli “Topluma Kazandırma Yasası” Başbakan Erdoğan imzasıyla, 7 Temmuz 2003’te TBMM’ye sevk edildi.

Yasa tasarısının “genel gerekçesi” aslında iktidarın gerçek niyetini tam olarak ortaya koyuyordu. Zira o gerekçede, “önceki düzenlemelerde örgütün lider kadrosunun kapsam dışında bırakılmasından” resmen şikayet ediliyordu.

Buna rağmen güvenlik birimlerinin veto veya direnci ile karşılaşılmış olmalı ki, tasarı maddelerinde örgüt elebaşları kapsama alınmadı, alınamadı. Ancak ilginçtir, genel gerekçedeki o ifade muhafaza edilerek adeta bir yerlere, “Biz istiyoruz, ama engel oluyorlar” mesajı verildi.

Dahası o tasarıda, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbetlik suç işleyenlere verilecek cezalar düşük tutuldu, sonra TBMM’de arttırıldı.

Sözkonusu tasarıyla ilgili bir diğer önemli notumuz da şu:

Halk arasında “Pişmanlık Yasası” diye bilinen yasanın gerçek adı, “Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun” iken, “Topluma Kazandırma Yasası” olarak değiştirildi. Teröristbaşının daha 2000 yılında açıkladığı 10 maddelik “demokratik çözüm” paketinde, af ifadesine karşı çıktığını, “Kim kimi affedecek? Affedeni kim affedecek? Hatta onların daha çok affa ihtiyacı olacak” dediğini, ne tesadüf o yasa çıkarılırken, Gül ve Erdoğan’ın “Güneydoğu danışmanı” Diyarbakır Milletvekili İhsan Arslan’ın da,
“Pişmanlık yasası gibi insanın onurunu kırıcı, rencide edici tabirlerin kullanılmaması gerekiyor” sözleriyle, yasanın adının değiştirilmesini istediğini bilmem hatırlar mısınız?..

Geliyoruz bu günlere; Geçenlerde İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın, “gündemde af var mı?” sorusuna, “Af olarak bir kavram ifade etmek istemiyoruz. İhtiyaç duydukça çözümle ilgili değişik adımlar atılacak” cevabını vermesi, 2003’lerdeki o süreci, o anlayışı tamamlamıyor mu?  

 

İşte Fehmi Koru’nun, İyi saatte olsunlar devreye girdi ve af güdük bir biçimde çıktı” dediği, bu. Zaten Başbakan Erdoğan da, Bush’la görüşmesinin ardından, 7 Aralık 2007’de Portekiz’e giderken, “üzüntüsünü” şu sözlerle ifade etmişti:  

 

“Pişmanlık Yasası, Terörle Mücadele Yasası, adına ne derseniz deyin, bu çalışmalardan beklenen sonuç o zaman alınamamıştı. Ama şu anda buna yönelik bir çalışmada netice alınabilir düşüncesinde olan görüşler var. Biz, bunların hepsine itibar ediyoruz…O zaman bir direnç ve defans oldu biliyorsunuz. Şu anda çok daha farklı bir noktadayız. Medyanın katkılarıyla daha iyi sonuç alabiliriz…”

 

Ve Erdoğan, beraberinde götürdüğü gazetecilerle başka şeyler de paylaşmış olmalı ki, o zaman da aynen bugünkü gibi sözleşmişçesine, “son fırsat” başlıkları atılmıştı.

Yine o günlerde Gül, “Bize benzeyen örnekler”den söz edip, “Sadece İspanya demiyorum. Latin Amerika’da falan” demişti.    

 

2003’teki teşebbüsün dışında başka bazı korsan girişimler de oldu. Aralık 2004’te Ceza İnfaz Kanunu çıkarılırken, “şartı tahliyenin teröristbaşı başta, herkese ve tüm suçlarda uygulanması”, Haziran 2005’te TCK değişikliğinde, teröristbaşının hüküm giydiği 125. maddeye, “elverişlilik” kriterin sokulması, bunun, teröristbaşının lehine bir değişiklik olduğunun ortaya çıkmasından sonra sözkonusu maddenin alelacele eski haline döndürülmesi ve nihayet Terörle Mücadele Yasa Tasarısının 6. maddesiyle terör örgütünün liderinin “etkin pişmanlıktan yararlanmasının” öngörülmesi gibi.

Hani şimdilerde, “af açılımını”  malum cenahların meşreplerine göre algılayıp, alkışladığı CHP Lideri Baykal’ın, o zamanlar mitinglerde, eline aldığı kırmızı dosyadan madde madde okuyup, “Biz önledik” dediği o meşhur girişim…

 

Ağustos 2006’da ise MİT’in hazırladığı “PKK’ya tecrit” planı ile tanıştırıldık.

Onda ne vardı?

Bir defa plan, “
Barzani-Talabani ve Kürt kökenli siyasilerle birlikte yürütülecek”ti. Ayrıca, “Af denmeden, Kandil’de teröristlerin sessizce yurda dönmesine izin verilecek, yönetim kademesi bir Batı ülkesine gönderilecek, proje için teröristbaşı da kullanılıp, desteği alınacak ve Türkiye demokratikleşmeye devam edecek”ti.

Bu plana tepkiler üzerine Başbakan Erdoğan’ın söylediklerini hatırlıyor musunuz; “İhanet…Menfi milliyetçilik…Siyasi rant…Hop oturmayın, hop kalkmayın”

Aynen şimdiki gibi!..Bugün, benzer başta şeyler de oluyor.

Devletin zirvesinin “Kürt açılımı”nın ardında MİT Müsteşarı Emre Taner’in, Gül’e sunduğu 50 sayfalık raporun yattığı duyuruluyor. Erdoğan’a da verilen raporda, “çözüm için cesaretle adım atılmalı” görüşü savunuluyor ve öneriler sıralanıyormuş.

Ve ne tesadüf.  Yaş haddinden emekli olması gerekirken Taner’in görev süresi bir 6 ay daha uzatıldı.

Bunun üzerine bir diğer “çözümcü büyüğümüz” Mehmet Altan,

Şimdi Taner’in önünde 6 ay var. Zaten ne olacaksa bu 6 ayda olacak…‘Fırsat’ kullanılacaksa bu 6 ayda kullanılacak...Peki ya kullanılamayacak ise, ne olacak? Bu sorunun cevabını da, gene Emre Taner yaklaşık iki buçuk yıl önce vermişti...MİT’in 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada Taner, tarihin temposunu doğru okuyamayan ulusların ayakta kalamayacağını söylüyordu

diye yazdı.  

 

22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra ABD’nin, Türk Dışişleri Bakanlığı desteği ile hazırladığı, birkaç kez bahsettiğim David L. Phillips imzalı,

“Kürdistan İşçi Partisi’nin Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegrasyonu”

isimli raporu da biliyorsunuz.

(Açık İstihbarat : Raporun tam İngilizce metni için tıklayın)

Burada açıkça,

AKP 2002’de işbaşına geldiğinde ve Abdullah Gül Başbakanken, milliyetçiler ve asker, devletin pişmanlık yasasını önlemeye çalıştı. Son seçim zaferinden sonra şimdi AKP için bir af düzenlemesinin geliştirilmesinin tam zamanı…”

deniyordu. Nitekim Başbakan Erdoğan, Bush’la görüştükten hemen sonra şöyle konuşuyordu:

“Öncelikli hedefimiz sınır ötesi operasyon değil, PKK’nın silahsızlandırılması…Türlü tahrik ve ithamlarla, hükümetimizi, izlediğimiz strateji gereği mahrem tutulması gereken bazı konuları kamuoyu önünde tartışmaya zorlayanlar…”

 

                             Çekirge ve Kara-Yılan’ın Duyurduğu “Reform”

 

Hasan Cemal’in Kandil röportajları ilginizi çekti mi bilmem, ama malum yetkililerin epey ilgisini çekti. Gül, Toptan, Erdoğan, Cemil Çiçek Beşir Atalay, “İlgiyle, satır satır okuduklarını” heyecanla açıkladılar.

Hatta Atalay, “Her söylemi önemli görüyoruz. Kim tarafından söylenirse söylensin bizim için önemli” dedi. Sonra hepsi Hasan Cemal’le “görüşmek” için sıraya girdilerse de, “toptan randevu iptali” yaşandı. “Gazetecilik dışında bir misyonu olmayan” garibim Hasan Cemal de, şahitler göstererek, “Kara-Yılan’a herhangi bir mesaj götürmediğini, O’ndan da herhangi bir mesaj getirmediğini, bildiği her şeyi yazdığını” anlatmaya çalıştı.

 

Madem öyle, acaba devlet protokolü “Hasan Abi”ye, “Kandil’e nasıl gidilir?”i mi soracaktı?          

 

Ancak Kara-Yılan, Hasan Cemal’den sonra O’na söylemediği iki ilginç şey söyledi. Birincisi; “Öcalan serbest bırakılsa bile, silahları bırakmayacakları”, ikincisi; “İskoçya modeli Kürt parlamentosu istedikleri” idi.

 

İkincisinden başlayayım; DTP bu modele itiraz eder görünüyor, malum cenahlar da DTP’yi alkışlıyor.

 

Beyler kimseyi kandırmayın...

İskoç modeli, yıllar öncesinden teröristbaşına aittir, yani DTP’nin itiraz şansı, ihtimali yoktur. Sadece “saftirik bizleri”, bu hazırlığa da alıştırma turları atıyorlar.

 

Burada bana tuhaf gelen, Çankaya Köşkü’nün “sırdaşlarından” Fatih Çekirge’nin, Kara-Yılan’dan bir gün önce yazdığı,

“tarihi fırsatın bendeki cevabı”

dediği şu ifadeler: 

 

“Örneğin yerel yönetimlerde bazı değişiklikler olabilir mi? Şehirleri valiler değil de seçilmiş belediyelerin meclisleri yönetse ne olur? İl sağlık müdürlüğü, milli eğitim, karayolları gibi hizmet unsurları bu meclise bağlansa...Ankara’nın o merkezi hükümet ağırlığı kaldırılsa. Cumhurbaşkanını halk seçiyor. Neden cumhurbaşkanına bağlı olan valileri de halk seçmesin? Budur işte tarihi fırsat. Bunların devletin en üst kademelerinde artık konuşuluyor olmasıdır...”

 

Yine çok tuhaftır, Gül ve iktidar aylardır harıl harıl Anayasa değişikliği için uğraşırken, aynı günlerde bunun Ekim sonrasına ertelediği, ancak “Kamu Reformu Tasarısı”nın gündeme getirileceği duyuruldu.

Hem de Fethullah Gülen’in Todays Zaman Gazetesinde.

İşte Ömer Dinçer’e ait o Kamu Reformu Tasarısında tam da Çekirge’nin ve Kara-Yılan’ın kastettikleri var. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, bunu niye veto etmişti?

“Türkiye’nin üniter yapısını sıkıntıya sokacağı” için…

Demek ki, yasanın çıkmasını, Anayasa değişikliğinden daha kolay ve mümkün gördüler. Hele de Çankaya’da “bu açılımların-fırsatların” öncüsü bir isim varken ve “veto” ihtimali milyarda sıfırken!..   

 

Kara-Yılan’ın, birinci yani, “Öcalan serbest bırakılsa bile silahları bırakmayacağız” sözüne gelince, tam da ikinci sözünü tamamlıyor. Herhalde Barzani peşmergeleri gibi “yerel parlamentonun veya özerk bölgenin” “Ordu”su olmayı planlıyorlar!..  

 

Son bir hatırlatma daha.

PKK’lılara şartsız ve ayırımsız genel af, hukukun evrensel ilkeleri gereği, Öcalan’ın da kurtarılması demektir. Örgütünü suçlu bulmadığınız, yargılamadığınız takdirde “liderini” neyle, nereye kadar suçlayabilirsiniz ki?..

Zaten Cengiz Çandar Beyefendi, “5 yıla kalmaz çıkar” dememiş miydi? Şimdilerdeki yanına arkadaş gönderme çalışmaları falan da tamamen bu sürece hazırlıktır, alıştırmadır, bilesiniz.

 

Can Milletim,      

 

İşte “fırsat”, işte “çözüm”…Var mısınız, yok musunuz?

 

Çukurca’da şehit düşen kuzulardan birisinin, askere gitmeden önce arkadaşlarıyla birlikte coşkuyla “Ölürüm Türkiyem”i söylediği görüntü, gözümün önünden gitmiyor.    

 

O kuzucuk, hangi Türkiye için öldü?

İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband’ın, “Yeni bir Türkiye kuruluyor” dediği Türkiye için mi?

Damardan “Kürtçülük, Ermenicilik” yapan, ama Türk milliyetçiliğine “virüs” sıfatını uygun gören Cengiz Çandar ve saz arkadaşlarının Türkiye’si için mi?

Ve dahi Atatürk büstünü deviren ineği, “değeri arttı” diye manşetlere çekenlerin Türkiye’si için mi?...

 

Yoksa Mustafa Kemal’in, bağımsız, onurlu, üniter ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” denilen ülkesi için mi?