|
Çankaya Köşkü’ndeki Gül’ün
fitili ateşlemesinden sonra “Kürt sorunu”nda bir
“tarihi fırsat ve çözüm” furyasıdır esiyor. Gül’ün
tarihi fırsattan kastı, “Devlette tam
mutabakat”…Bana öyle geliyor ki, buradaki
“devlet” ifadesinde bir eksiklik var.
Acaba
hangi “devlet veya devletlerde tam mutabakat”?
“Çözüm planlarını” Talabani, Barzani zaten
biliyor. ABD ve AB de. Yani “devletler
konsorsiyumu” düzeyinde bir “mutabakat”
sözkonusu. Evet, yıllardır PKK’ya yardım-yataklık
edenler, Türkiye’yi siyasi ve ekonomik yönden güçten
düşürenler, daha önemlisi PKK aracılığıyla “Türkiye’nin çok
etnikli” bir yapıya dönüştürülüp, üniter-milli yapısının
ortadan kaldırılmasında istedikleri noktaya gelenler, artık
yeni bir merhaleye geçiyor.
Bölücü terörün
taleplerinin kabul edilip, PKK’nın Türkiye’ye
“entegrasyonu”, “Silahlı mücadele dönemi geçti…Artık
dünyada PKK’ya yer yok“ diye sunuluyor.
Çukurca’da 6 şehit
verdiğimiz son mayın patlamasına ilişkin olarak ABD’nin Ankara
Büyükelçiliği’nin yaptığı açıklama, her şeyi o kadar iyi
özetliyordu ki;
“PKK terörüne karşı mücadelede
Türkiye ile işbirliğini sürdüreceğiz. Aynı zamanda Türk
liderlerin şiddetin sona ermesi için yaptıkları yapıcı
çağrıları ve farklılıkların barışçıl yollarla çözümlenmesine
olan bağlılıklarını destekliyoruz”.
Dönemin Dışişleri Bakanı Babacan’ın,
“Başbakan Erdoğan ile Bush’un 5 Kasım 2007’de
yaptığı görüşmede alınan kararlar, safha safha uygulanmaya
başladı”
sözlerini de unutmayalım.
İşte “tarihi
fırsat”ın adı bu!..Öyle ya, hazır bölücü terörün sahipleri
“insafa” gelmiş, El Kaide veya Taliban’dan farklı
yöntemlerle de olsa “PKK’yı bitirmeyi”
kararlaştırmışken, bu “fırsat” kaçırılır mı? Ya
vazgeçerlerse?..
Fehmi
Koru’dan “Çözüm” Haberi
Gelelim
“çözüm”e…Hepimiz neyin ne olduğunu biliyoruz, sadece
hafıza özürlüyüz. Özellikle AKP iktidarının plan ve
teşebbüsleri konusunda. Nitekim Başbakan Erdoğan da hafta
sonunda partisinin kongrelerinde,
“Diyoruz ki,
herkes sorunun değil, çözümün bir parçası haline gelmek
durumundadır. Ortada sihirli formüller, geceden sabaha
gerçekleşecek mucizeler yok…Benim dört sene önce
söylediklerimi bugün söylemeye başlayan siyasetçiler var. O
zaman farklı yaklaşanlar, yeni mi uyandınız?”
sözleriyle, “Beyler, siz unuttuysanız, ben ne
yapayım?” mesajı verdi. Gerçekten ortada
“sihirli formül, mucizeler” yok.
“Emperyalist planları” ve aralarında
“tam mutabakat” var. Şimdi oldurulmaya çalışılan
muhalefet partilerinin, en önemlisi milletin, o malum
“çözümün ortağı” yapılması…
Çankaya Köşkü’nün
gayrı resmi sözcüsü Fehmi Koru haberi, herkesten önce ve gayet
somutlaştırarak verdi. Dedi ki;
“Ak Parti’nin Türkiye’nin
önünü tıkayan sorunun çözümünden yana olduğunu en baştan
biliyoruz; 2003’te henüz iktidarda taze iken kapsamlı bir
proje hazırlamış, ilk elde geniş bir af yasası için kolları
sıvamışlardı. Sonra ‘iyi saatte
olsunlar’ devreye girdi ve
‘af’ güdük bir biçimde çıktı.
O gün bugündür yapılan yanlışlığın telafisi için fırsat
kolluyor Ak Parti...Teröre muhatap her ülkede
çözümün yolu siyasi bir muhatapla açıldı. Türkiye’de bu
muhatabın kim olacağı belli; DTP…DTP’nin iki adımlı bir
çözümden yana olduğu anlaşılıyor: İlk adımı
‘ölümlerin
durması’, ikinci adımı da
‘siyasetin yolunun
açılması’ olan bir
çözüm...Makuliyet sınırları içerisinde bir öneri bu. Sanırım,
Ak Parti ile CHP’nin de fazla zorlanmadan kabul edebilecekleri
bir öneri... Şimdi sıra ölümleri durduracak gelişmelerin
yaşanmasında: Dağdakileri inmeye ve silahlarını terke ikna
edecek, siyasetin özgürlük alanını genişletecek
gelişmeler...”
Hani Gül, galiba İran’a
giderken, “iyi şeyler olacak” müjdesi(!) vermişti ya,
Koru, haberinin sonunda buna da vurgu yapıp, “İyi şeyler
olacak vaadinden buraya geldik. Şimdi iş, sonunda, ‘İyi
şeyler oldu’ dedirtecek süreci başlatmakta...”
buyurdu.
2003’te
Neler Oldu, AKP Ne Planlamıştı?
Koru üzerinden verilen
mesajla, “çözüm”ün ne olduğu anlaşıldı değil mi? O
halde 2003’e gidip, o günlerde ve sonrasında hangi
teşebbüslerde bulunulduğunu kabaca hatırlayalım mı?
ABD Mayıs
2003’te, “PKK’yla mücadele” için Pişmanlık
Yasası çıkarılmasını istedi ve “Yasa çıkar çıkmaz harekete
geçip, Kandil’deki terör kamplarını bitirme” sözü verdi.
30 Haziran 2003 tarihli “Topluma
Kazandırma Yasası” Başbakan Erdoğan imzasıyla, 7 Temmuz
2003’te TBMM’ye sevk edildi.
Yasa tasarısının
“genel gerekçesi” aslında iktidarın gerçek niyetini tam
olarak ortaya koyuyordu. Zira o gerekçede, “önceki
düzenlemelerde örgütün lider kadrosunun kapsam dışında
bırakılmasından” resmen şikayet ediliyordu.
Buna rağmen güvenlik birimlerinin veto veya direnci
ile karşılaşılmış olmalı ki, tasarı maddelerinde örgüt
elebaşları kapsama alınmadı, alınamadı. Ancak
ilginçtir, genel gerekçedeki o ifade muhafaza edilerek adeta
bir yerlere, “Biz istiyoruz, ama engel
oluyorlar” mesajı verildi.
Dahası o
tasarıda, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbetlik suç
işleyenlere verilecek cezalar düşük tutuldu, sonra TBMM’de
arttırıldı.
Sözkonusu tasarıyla ilgili bir diğer
önemli notumuz da şu:
Halk arasında “Pişmanlık
Yasası” diye bilinen yasanın gerçek adı, “Bazı Suç
Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun” iken,
“Topluma Kazandırma Yasası” olarak değiştirildi.
Teröristbaşının daha 2000 yılında açıkladığı 10 maddelik
“demokratik çözüm” paketinde, af ifadesine karşı
çıktığını, “Kim kimi affedecek? Affedeni kim affedecek?
Hatta onların daha çok affa ihtiyacı olacak”
dediğini, ne tesadüf o yasa çıkarılırken, Gül ve Erdoğan’ın
“Güneydoğu danışmanı” Diyarbakır Milletvekili İhsan
Arslan’ın da, “Pişmanlık yasası gibi insanın
onurunu kırıcı, rencide edici tabirlerin kullanılmaması
gerekiyor” sözleriyle, yasanın adının
değiştirilmesini istediğini bilmem hatırlar
mısınız?..
Geliyoruz bu günlere; Geçenlerde İçişleri
Bakanı Beşir Atalay’ın, “gündemde af var mı?” sorusuna,
“Af olarak bir kavram ifade etmek istemiyoruz. İhtiyaç
duydukça çözümle ilgili değişik adımlar atılacak” cevabını
vermesi, 2003’lerdeki o süreci, o anlayışı tamamlamıyor mu?
İşte Fehmi Koru’nun,
“İyi saatte olsunlar devreye girdi ve af güdük bir
biçimde çıktı” dediği, bu. Zaten Başbakan Erdoğan
da, Bush’la görüşmesinin ardından, 7 Aralık 2007’de
Portekiz’e giderken, “üzüntüsünü” şu sözlerle ifade
etmişti:
“Pişmanlık Yasası, Terörle
Mücadele Yasası, adına ne derseniz deyin, bu çalışmalardan
beklenen sonuç o zaman alınamamıştı. Ama şu anda buna yönelik
bir çalışmada netice alınabilir düşüncesinde olan görüşler
var. Biz, bunların hepsine itibar ediyoruz…O zaman bir direnç
ve defans oldu biliyorsunuz. Şu anda çok daha farklı bir
noktadayız. Medyanın katkılarıyla daha iyi sonuç
alabiliriz…”
Ve Erdoğan, beraberinde
götürdüğü gazetecilerle başka şeyler de paylaşmış olmalı ki, o
zaman da aynen bugünkü gibi sözleşmişçesine, “son
fırsat” başlıkları atılmıştı.
Yine o günlerde Gül,
“Bize benzeyen örnekler”den söz edip, “Sadece
İspanya demiyorum. Latin Amerika’da falan”
demişti.
2003’teki teşebbüsün
dışında başka bazı korsan girişimler de oldu. Aralık 2004’te
Ceza İnfaz Kanunu çıkarılırken, “şartı tahliyenin
teröristbaşı başta, herkese ve tüm suçlarda
uygulanması”, Haziran 2005’te TCK değişikliğinde,
teröristbaşının hüküm giydiği 125. maddeye,
“elverişlilik” kriterin sokulması, bunun,
teröristbaşının lehine bir değişiklik olduğunun ortaya
çıkmasından sonra sözkonusu maddenin alelacele eski haline
döndürülmesi ve nihayet Terörle Mücadele Yasa Tasarısının 6.
maddesiyle terör örgütünün liderinin “etkin pişmanlıktan
yararlanmasının” öngörülmesi gibi.
Hani
şimdilerde, “af açılımını” malum cenahların
meşreplerine göre algılayıp, alkışladığı CHP Lideri Baykal’ın,
o zamanlar mitinglerde, eline aldığı kırmızı dosyadan madde
madde okuyup, “Biz önledik” dediği o meşhur girişim…
Ağustos
2006’da ise MİT’in hazırladığı “PKK’ya
tecrit” planı ile tanıştırıldık.
Onda ne vardı?
Bir defa plan,
“Barzani-Talabani ve Kürt
kökenli siyasilerle birlikte yürütülecek”ti. Ayrıca, “Af
denmeden, Kandil’de teröristlerin sessizce yurda dönmesine
izin verilecek, yönetim kademesi bir Batı ülkesine
gönderilecek, proje için teröristbaşı da kullanılıp, desteği
alınacak ve Türkiye demokratikleşmeye devam
edecek”ti.
Bu plana tepkiler üzerine Başbakan
Erdoğan’ın söylediklerini hatırlıyor musunuz; “İhanet…Menfi
milliyetçilik…Siyasi rant…Hop oturmayın, hop
kalkmayın”…
Aynen şimdiki gibi!..Bugün, benzer
başta şeyler de oluyor.
Devletin zirvesinin
“Kürt
açılımı”nın
ardında MİT Müsteşarı Emre Taner’in, Gül’e sunduğu 50 sayfalık
raporun yattığı duyuruluyor. Erdoğan’a da verilen raporda,
“çözüm için cesaretle adım atılmalı”
görüşü savunuluyor ve öneriler sıralanıyormuş.
Ve ne tesadüf. Yaş
haddinden emekli olması gerekirken Taner’in görev süresi bir 6
ay daha uzatıldı.
Bunun üzerine bir diğer “çözümcü
büyüğümüz” Mehmet Altan,
“Şimdi Taner’in önünde 6 ay var. Zaten ne
olacaksa bu 6 ayda olacak…‘Fırsat’ kullanılacaksa bu 6 ayda
kullanılacak...Peki
ya kullanılamayacak ise, ne
olacak? Bu sorunun cevabını da, gene Emre Taner yaklaşık iki
buçuk yıl önce vermişti...MİT’in 80. kuruluş yıldönümü
nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada Taner,
tarihin temposunu doğru okuyamayan ulusların ayakta
kalamayacağını söylüyordu”
diye yazdı.
22 Temmuz 2007
seçimlerinden sonra ABD’nin, Türk Dışişleri Bakanlığı desteği
ile hazırladığı, birkaç kez bahsettiğim David L. Phillips
imzalı,
“Kürdistan İşçi Partisi’nin
Silahsızlandırılması, Dağıtılması ve Yeniden Entegrasyonu”
isimli raporu da biliyorsunuz.
(Açık İstihbarat
: Raporun tam İngilizce metni için tıklayın)
Burada
açıkça,
“AKP 2002’de işbaşına geldiğinde ve
Abdullah Gül Başbakanken, milliyetçiler ve asker, devletin
pişmanlık yasasını önlemeye çalıştı. Son seçim zaferinden
sonra şimdi AKP için bir af düzenlemesinin geliştirilmesinin
tam zamanı…”
deniyordu. Nitekim Başbakan
Erdoğan, Bush’la görüştükten hemen sonra şöyle konuşuyordu:
“Öncelikli hedefimiz sınır ötesi operasyon değil,
PKK’nın silahsızlandırılması…Türlü tahrik ve ithamlarla,
hükümetimizi, izlediğimiz strateji gereği mahrem tutulması
gereken bazı konuları kamuoyu önünde tartışmaya
zorlayanlar…”
Çekirge
ve Kara-Yılan’ın Duyurduğu “Reform”
Hasan Cemal’in Kandil
röportajları ilginizi çekti mi bilmem, ama malum yetkililerin
epey ilgisini çekti. Gül, Toptan, Erdoğan, Cemil Çiçek Beşir
Atalay, “İlgiyle, satır satır okuduklarını” heyecanla
açıkladılar.
Hatta Atalay, “Her söylemi önemli
görüyoruz. Kim tarafından söylenirse söylensin bizim için
önemli” dedi. Sonra hepsi Hasan Cemal’le “görüşmek”
için sıraya girdilerse de, “toptan randevu iptali”
yaşandı. “Gazetecilik dışında bir misyonu olmayan”
garibim Hasan Cemal de, şahitler göstererek,
“Kara-Yılan’a herhangi bir mesaj götürmediğini, O’ndan
da herhangi bir mesaj getirmediğini, bildiği her şeyi
yazdığını” anlatmaya çalıştı.
Madem öyle, acaba devlet
protokolü “Hasan Abi”ye, “Kandil’e nasıl
gidilir?”i mi
soracaktı?
Ancak Kara-Yılan, Hasan
Cemal’den sonra O’na söylemediği iki ilginç şey söyledi.
Birincisi; “Öcalan serbest bırakılsa bile, silahları
bırakmayacakları”, ikincisi; “İskoçya modeli
Kürt parlamentosu istedikleri” idi.
İkincisinden başlayayım;
DTP bu modele itiraz eder görünüyor, malum cenahlar da DTP’yi
alkışlıyor.
Beyler kimseyi
kandırmayın...
İskoç modeli, yıllar öncesinden
teröristbaşına aittir, yani DTP’nin itiraz şansı,
ihtimali yoktur. Sadece “saftirik bizleri”, bu
hazırlığa da alıştırma turları atıyorlar.
Burada bana tuhaf gelen,
Çankaya Köşkü’nün “sırdaşlarından”
Fatih Çekirge’nin, Kara-Yılan’dan bir gün önce
yazdığı,
“tarihi fırsatın bendeki
cevabı”
dediği şu ifadeler:
“Örneğin yerel
yönetimlerde bazı değişiklikler olabilir mi? Şehirleri valiler
değil de seçilmiş belediyelerin meclisleri yönetse ne olur? İl
sağlık müdürlüğü, milli eğitim, karayolları gibi hizmet
unsurları bu meclise bağlansa...Ankara’nın o merkezi hükümet
ağırlığı kaldırılsa. Cumhurbaşkanını halk seçiyor. Neden
cumhurbaşkanına bağlı olan valileri de halk seçmesin? Budur
işte tarihi fırsat. Bunların devletin en üst kademelerinde
artık konuşuluyor olmasıdır...”
Yine çok tuhaftır, Gül ve
iktidar aylardır harıl harıl Anayasa değişikliği için
uğraşırken, aynı günlerde bunun Ekim sonrasına ertelediği,
ancak “Kamu Reformu Tasarısı”nın gündeme getirileceği
duyuruldu.
Hem de Fethullah Gülen’in Todays Zaman
Gazetesinde.
İşte Ömer Dinçer’e ait o Kamu Reformu
Tasarısında tam da Çekirge’nin ve Kara-Yılan’ın kastettikleri
var. Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer, bunu niye veto etmişti?
“Türkiye’nin üniter yapısını sıkıntıya sokacağı”
için…
Demek ki, yasanın çıkmasını, Anayasa
değişikliğinden daha kolay ve mümkün gördüler. Hele de
Çankaya’da “bu açılımların-fırsatların” öncüsü bir isim
varken ve “veto” ihtimali milyarda sıfırken!..
Kara-Yılan’ın, birinci
yani, “Öcalan serbest bırakılsa bile silahları
bırakmayacağız” sözüne gelince, tam da ikinci sözünü
tamamlıyor. Herhalde Barzani peşmergeleri gibi “yerel
parlamentonun veya özerk bölgenin” “Ordu”su olmayı
planlıyorlar!..
Son bir hatırlatma daha.
PKK’lılara şartsız ve ayırımsız genel af, hukukun
evrensel ilkeleri gereği, Öcalan’ın da kurtarılması demektir.
Örgütünü suçlu bulmadığınız, yargılamadığınız takdirde
“liderini” neyle, nereye kadar suçlayabilirsiniz
ki?..
Zaten Cengiz Çandar Beyefendi, “5
yıla kalmaz çıkar” dememiş miydi? Şimdilerdeki yanına
arkadaş gönderme çalışmaları falan da tamamen bu sürece
hazırlıktır, alıştırmadır, bilesiniz.
Can Milletim,
İşte “fırsat”, işte
“çözüm”…Var mısınız, yok musunuz?
Çukurca’da şehit düşen
kuzulardan birisinin, askere gitmeden önce arkadaşlarıyla
birlikte coşkuyla “Ölürüm Türkiyem”i söylediği görüntü,
gözümün önünden gitmiyor.
O kuzucuk, hangi Türkiye
için öldü?
İngiltere Dışişleri Bakanı
Miliband’ın, “Yeni bir Türkiye
kuruluyor” dediği Türkiye için mi?
Damardan “Kürtçülük, Ermenicilik” yapan,
ama Türk milliyetçiliğine “virüs” sıfatını uygun
gören Cengiz Çandar ve saz arkadaşlarının Türkiye’si
için mi?
Ve dahi Atatürk büstünü deviren ineği,
“değeri arttı” diye manşetlere çekenlerin Türkiye’si
için mi?...
Yoksa Mustafa Kemal’in,
bağımsız, onurlu, üniter ve “Ne Mutlu Türküm Diyene”
denilen ülkesi için mi?
|