Siyaset31 Ekim 2008 00:00

Ergenekon Davasında 3 Önemli Dilekçe-Açık İstihbarat Özel

Ergenekon davasının 3 tutuklu sanığı, mahkeme heyetine 3 önemli dilekçe sundu. Dosyaya konulan dilekçelerin sonucu, iddianamede kurgulanan “yalan kulesini” yerle bir edebilecek nitelikte. İşte o dilekçeler..acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis

Dilekçe 1


İddianamenin en iddialı tezlerinden biri-ki bunu Danıştay davasında yargılanan Osman Yıldırım’ın nedense sonradan değişen ifadelerine dayanıyor-Rasim Görüm’ün Muzaffer Tekin’in koruması olduğu ve Ataşehir’de Rasim Görüm, Muzaffer Tekin, Fikri Karadağ, Oktay Yıldırım’ın da bulunduğu bir toplantıda bombaları, Muzaffer Tekin ve Alpaslan Aslan’ın talimatıyla içeriden getirip teslim ettiği yolunda.

 

Dışarıdan bakınca görüntü ciddi ve bu toplantı içeriği ile birlikte kanıtlandığında davanın sağlam bir dayanağı olacağı ortada. Peki, bu sahne ile ilgili savcının elinde Osman Yıldırım’ın ifadesi dışında bir kanıt var mı? Eğer savcı, hukuk ve delil peşinde koşsaydı, bu toplantıya dair ek kanıt peşine düşmez miydi?

 

Yapacağı şey çok basitti.

 

Sözkonusu kişilerin toplantının gerçekleştiği tarihteki baz istasyonu-cep telefonu kayıtlarını ister ve sözkonusu kişilerin aynı zamanda, aynı yerde olduklarını reddedilemeyecek şekilde ortaya koyardı.

 

Neyse ki savcının bu tür delil kaygıları yok.  Aylardır boynunda “terörist” yaftası ile dolaşan sanıkların ise var.

 

Bu nedenle, hakkındaki iddiaları reddeden Rasim Görüm, mahkemeye bir dilekçe sundu ve sözkonusu tarihlerde cep telefonu, baz istasyonu ve kredi kartı işlemlerinin çıkarılmasını, bu yolla, bu kişilerle aynı yerde olmadığını kanıtlayacağını mahkemeye bildirdi.

 

Kanıtladığı noktada, “Danıştay saldırısı için Muzaffer Tekin’in bombalarını teslim eden koruma” tablosunu bakalım birileri nerelerine asacak medyada?

 

Dilekçe 2

 

Davanın en önemli dilekçelerinden birisi, “Kuvvai Milliye’nin çaycısı” olarak medyaya yansıyan Erol Ölmez’e ait. Erol Ölmez, savcının “Sen istediğim kişileri suçlayıcı ifade ver ; ben de seni tahliye ettireyim” şeklindeki teklifini reddeden sanık. Daha da önemlisi, bu teklif hakkında bir dilekçeyle  Adalet Bakanlığı ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na suç duyurusunda da bulundu. Bu suç duyurusu, Erdal Sarızeybek’in savcıyla ilgili benzer yöndeki başvurusu dikkate alındığında daha da anlam kazanıyor. Bunun yanına, yine savcının Ümit Sayın’ın önüne geniş bir general listesi koyup, bunlardan 45’ini suçlaması halinde serbest kalacağını söylemiş olmasını da koyunca, Zekeriya Öz’ün cevap vermesi gereken sorular listesi uzuyor.

 

Dilekçe 3  

 

Bu davanın en büyük iddiası, Zekeriya Öz’ün cumhuriyet savcısı olduğu ve davayı Anayasa’da, TCK’da  ve CMK’da belirlenen usûl şartlara uygun olarak yürüttüğü iddiası.

 

Hakkında, TCK 83 (kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi-Kuddusi Okkır vakası) dahil onlarca sayfalık suç duyurusu bulunan bir savcı hakkında en önemli iddialardan biri, soruşturmanın gizliliğini bizzat kendisinin ihlal ettiği yolunda.

 

Böyle bir dilekçe de Behiç Gürcihan tarafından mahkemeye sunuldu. Gürcihan, savcı ile listesini verdiği gazeteciler arasında telefon iletişiminin tespitini ve Savcı Zekeriya Öz’ün hangi tarihlerde Tekirdağ ve Kandıra F Tipi cezaevlerini ziyaret ettiğinin ve bu ziyaretlerde başka çete hükümlüleri ile görüşüp onlara bazı yasadışı teklifler yapıp yapmadığının tespitini istedi.


Öte yandan, tutuklu sanıklardan Doç.Dr. Ümit Sayın, İnternetajans haber sitesine gönderdiği açıklamada çok çarpıcı iddialarda bulundu.

 

Sayın’ın açıklaması şöyle: 

 

“Sayın basın mensubu, İstanbul Savcılığı’nın ve Emniyet içindeki Fethullahçı örgütlenmenin uzantılarının kurmuş olduğu komplo hayal ürünü olup hiçbir gerçekle alakası yoktur.

Bizler gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne bayrağına bağlı vatanperver insanların şeriat endişelerini demokratik platformda düşünüp tartışan kişiler olarak hala bu endişemizi devam ettiren bu AKP mantığı ve Fethullah Gülen (Dini örgütlenmesi) Cumhuriyeti tehlikelere sürüklemektedir. Buna paralel olarak yıllardır devam eden PKK terörüne gerek parlamentoda gerekse siyasi zeminde destek veren AKP zihniyeti çocuklarımızın baskınlara maruz kalarak ölmesine sebebiyet vermektedir. AKP’nin hedefi TSK olup ABD ile AB kuşatmasını topluma dayatarak Türk Milletinin ortadan kaldırılmasına fırsat vererek zemin hazırlamaktadırlar.

 

Ben 8 aydır tutukluyum. Hala hangi sebepten tutuklu olduğumu dahi bilmiyorum. Devletinin başına gelecek felaketleri önceden hisseden ve düşünen yıllarca yurt içi ve yurt dışında eğitim almış bir Akademisyen olarak devletin güvenliği ile ilgili kitap yazmış biri olarak örgüt üyesi olmam ve ortada bir örgütün olması dahi söz konusu olamaz. Kaldı ki İstanbul Emniyet Müdürlüğü TEM de (Terörle Mücadele) bana işbirlikçiliği ve yalan ifade vermemiz konusunda şantaj yapmışlardır. Akabinde Sayın Savcı Öz ve Mehmet Ali Pekgüzel aynı komplo ve şantajları işbirliği yapmam konusunda ısrarlarını sürdürdüler. 47 yaşına gelmiş ve sağlık sorunları yaşayan biri olarak aç ve uykusuz bırakılarak her türlü şiddete maruz bırakıldım. Bunları sorgu sırasında savcı ve hakime anlatmama rağmen hiçbir tedbir alınmadığı gibi umursamazlıktan gelinmiştir. İnsan haklarına aykırı olan bu durum ülkemizin demokratikleşme sürecine zarar vermektedir.

 

Uluslar arası konferanslar veren bir Akademisyen olarak Cumhuriyet savcılarının komploları ve hukuk dışı istem ve tehditleri, şantajları beni derinden etkilemiştir. Benim itirafçı olmam durumumda, ekonomik olarak katkı sağlanacağının belirtilmesi talihsiz bir hukuk ayıbıdır. Çalıştığım üniversitede mesai arkadaşlarıma ajanlık yapmam ve komplo kurmam anlaşılacak bir davranış değildir. “Anayasaya bağlı bir Türk vatandaşı olarak, kendimi Türk milletine adamış bir bilim adamı olarak” endişem şudur:

 

Sayın Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların karşısında dehşete düştüm. Şöyle ki “Allah ve Hz. Muhammed için hizmet, AKP’ye, Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na yardım ettik. Bu uğurda gerekirse canımızı vermeye hazırız. Darbecilerden ve AKP muhaliflerinden hesap sormak” tarzındaki sözleri endişemi 1 kat daha arttırmıştır. Oysa ben sayın Cumhuriyet savcılarını devlete hizmet eder diye biliyordum. Siyasilere hizmet edebileceklerini o gün öğrendim.

 

Tıp eğitimi almış bir Akademisyen olarak Sayın Zekeriya Öz’ün psikolojik ve sosyolojik sorunları olduğu, kronik paranoyak tavır sergilediğini söyleyebilirim. Hayal dünyasında yaşayarak soruşturma yaptığı 8 saatlik diyalogda bunları teşhise vardım. Kendisine şaka yollu bunu ima ederek size “İyi bir psikiyatr tavsiye edebilirim” dediğimde agresif ve depresif hareketlerde bulunarak bu tanıyı daha da güçlendirdi. Çantasından çıkardığı 360 kişilik bir AKP muhalifi insanların aynı zamanda Fethullah Gülen cemaati için, Türkiye için zararlı insanların listesi olduğunu söylediği isimleri “Hepsini tek, tek içeri tıkacağını” söyleyerek kararlı tavırlarla kendisine bu gücü veren insanlara hizmet etmek amacında olduğunu söylemiştir. Kendi bilgisayarından bir çıktı alarak bana imzalatmak istediği listede 35’e yakın generalin ismi vardı. “Bunlar darbe yapacak beton Kemal’in generalleri, bunları koruma, aleyhlerinde ifade ver” diye ısrarcı tavrını 8 saat botunca sürdürdü. “Zihin kontrolü ve bu kişilerin sorguları sırasında bize destek olur ve yardım edersen seni hem tahliye ederim hem de üniversitede çok iyi yerlere gelebilirsin” dedi. Benim aldığım aile terbiyemden dolayı gerçek dışı iftiraları gayri ahlaki ve hukuk dışı olduğunu söyledim. Bunları yapmazsam! elinde benim çekilmiş fotoğraflarımın! Ve Tape’lerimin (telefon kayıtları) basına verileceğini söyleyerek beni sindirmek istemiştir. Kendinden emin biri olarak “Bu sizin tercihiniz, hukuk ne gerektiriyorsa onu yapın” dedim. Sayın savcının büyük bir hata ve oyun peşinde olduğunu biliyorum. Aklı sıra birilerine hizmet etmek amacında olduğu çok açık şekilde görülmektedir. Kendisi hakkında her türlü hukuki yola başvuracağım. Nasıl olurda bir savcı insanları suç işlemeye teşvik eder?

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk düzeninde, kanunlarında fiillerin suç olduğunu bilmeden varsayımlara ve komplolara dayanarak 2580 sayfalık iddianame hazırlayan savcının yüce Türk devletinde görev yapmış olmasının Türk halkı için büyük tehlikeler doğuracağını düşünüyorum.

 

Hiçbir neden ve delil olmadan sadece telefon kayıtlarındaki sohbetlerimden yola çıkarak üçüncü kişileri suçlamak konusundaki tavırları ahlaksızlık olarak kabul ediyorum. Savcı Zekeriya Öz’ün bu geleneğini sürdürmesi pek çok suçsuz insanın zan altında kalmasına neden olacaktır. Toplumda yaratmış olduğu travmanın derin yaralarını uzun yıllar Türk Milleti sosyolojik olarak hissedecektir. Sayın savcının hırslarının aklının önüne geçtiğini düşünüyorum. Bu vesile ile uzun süre sessizliğimi koruyarak nelerin olup bittiğini çözmeye çalıştım!

 

Yüce Türk kamuoyuyla bunları paylaşmak ve Yüce Milletimizin takdirine sunmak istiyorum.”