Demokrasiymiş!-Hasan Salih Gündüz
Az önce Kanal D’de 32. Gün programında Ergenekon Davası sanıklarından bazılarının yakınlarını dinledim. İçim burkuldu. Zaten netameli olan uykum kaçmak için bahaneyi de böylece bulmuş oldu. Ali İhsan Gürcihan Bey’in sözleri üzerine “demokrasi” kavramını, Sabriye Okkır Hanımefendinin anlattıkları üzerine de “insan hakları” ve “adalet” kavramlarını tekrar sorguladım kendimce.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnerenovation vejle site renovamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
Bu aralar pek uyuyamıyorum. Rahatsızım, huzursuzum. Çünkü Ergenekon Davası başladığından beri yerimi iyiden iyiye yadırgar oldum.
Bir nevi mekânsal aidiyet sorunu bu… Diğer yandan da vicdan muhasebesi ve bir tür mahcubiyet sanırım.
1 aydır taşınma ve yerleşme hengâmesi içinde olan ben, ailevî sorumluluklarıma eğilmek zorunda kalınca gündemden kopma noktasına gelmiştim. Perdeydi, halıydı, oturma grubuydu derken dünya malı derdine dalmışız anlayacağınız…
Ama memleketimdeki sorunlar ve kafamdaki sorular hiç tükenmedi bu süreçte… Ben de inceden inceye düşünmeye devam ettim sessizce.
Az önce Kanal D’de 32. Gün programında Ergenekon Davası sanıklarından bazılarının yakınlarını dinledim. İçim burkuldu. Zaten netameli olan uykum kaçmak için bahaneyi de böylece bulmuş oldu.
Ali İhsan Gürcihan Bey’in sözleri üzerine “demokrasi” kavramını, Sabriye Okkır Hanımefendinin anlattıkları üzerine de “insan hakları” ve “adalet” kavramlarını tekrar sorguladım kendimce.
İnsan hakları ve adalet, demokrasinin meyvesi olarak kabul edildiği için; kenger sakızı gibi ağızlarda çiğnenen bu yeni “millî irade” şaheserimizi bir sorgulayalım bakalım:
ABD’nin demokrasi ihraç ettiği turuncu renkli ülkemizde işçiler, öğrenciler, çiftçiler, muhalifler ve şehit aileleri gösteri yapıp şikâyetlerini dile getirdiğinde en hafifi kollarından tutulup merkeze götürülürken; en ağırı boyalı ve tazyikli su, biber gazı, cop ve postalla tarumar edilirler.
Başbakan’a eleştiri yönelten gazeteci, karikatürist, aydın ve siyasetçiler davalık olurken, bunu yapan vatandaş olduğunda Başbakanlık korumaları devreye girer. Aynı husus Cumhurbaşkanı için de geçerli…
Bindirirler sirenli otomobile, çekerler loş tenhaya, götürürler malum merkeze… Gerisini anlatmama gerek yok bence…
Peki, ben daha fazla edebiyat yapmadan size dünyadan birkaç örnek vererek boyutu değiştireyim.
Geçtiğimiz Haziran’da Nepal’de 239 yıllık hanedan devrildi, Kral Gyanendra askerî cunta tarafından görevinden ve saraydan uzaklaştırıldı. Bu cümleyi bir daha okuyun.
İşte bu ahval ve şeraitteki Nepal’in başkenti Katmandu’da bu olayların 2 hafta sonrasında, yani fiilen antidemokratik şartlar ve gergin ortam söz konusuyken ve de demokratik kurumlardan bahsedilemezken bir hadise cereyan etti. Akaryakıt zamlarını protesto eden binlerce kişi gösteri yaptı. Üstelik bu küresel bir sorundu ve cunta şartlarında, kral kuyruğunu kıstırıp giderken yapılan protestoda bizdeki gibi olaylar çıkmadı.
İlginç… Biz ‘demokratiksek’, cunta rejimi daha mı iyi acaba? Yok, onlar demokratikse biz neyle yönetiliyoruz bu durumda?...
Bir de çok bilenlerimizin siyasî ve fikrî, “masa gezen Neo-Müslümanlarımızın” ise hem siyasî hem de pekâlâ dinî kıblesi olan Batı’ya bakalım:
Sarkozy (Getto isyanından beri) çok ağır şekilde eleştiriliyor ve hatta Fransız çiftçi Cumhurbaşkanını yüz yüzeyken bile tersleyebiliyor, Blair’in ceketinden damlayan yumurta sarısı ile objektiflere mahcup gülümseyişi hala gözlerimizin önünde, Michalle Moore ve Jon Stewart sert ve alaycı üsluplarıyla hâlâ W. Bush’u eleştirebiliyor, bizse gıptayla seyrediyoruz.
Hadi bu son paragraftaki ülkeleri geçin, onlar demokratik gelenek ve kurumlar açısından “kurucu özü” önemseyip hadlerini biliyorlar. Topluma mal olmanın eleştiriye açık olmakla eş anlamlı olduğunu idrak edebilmişler. Ya Nepal gibi, monarşiyle cunta arasında yaşanan demokratik tepkileri bile sükûnet ve hoşgörüyle göğüsleyen bir örneği nereye koyacaksınız?...
Ümraniye Soruşturması bir cadı avına dönüştürülmek suretiyle Demokles’in Kılıcı gibi başlarımız üzerinde sallanırken, ekseriyet siner ve korkarken, olan biten ve ölen kalan görmezden geliniyorken; buna karşılık Meclis’teki ve sokaktaki hainlerin vatan evlatlarından hesap sormasına ve hatta devlete kafa tutmasına göz yumuluyorken, üstelik bunların hepsine ve daha fazlasına “demokrasi” deniyorken…
Doğrusu çok merak ediyorum, bütün bu anlattıklarım kimin umurunda?...