Siyaset7 Eylül 2008 00:00

Erdoğan’ın Diktatörlüğünün İlanına 7 Ay Kaldı!...Meyyal Uygur

Açık İstihbarat yazarı Meyyal Uygur, geçen haftanın siyasi gündeminde ‘gözden kaçanları’ yakaladı…Erdoğan’ın yerel seçimler sonrası planı ne? PKK’ya yeni bir “af paketi” mi geliyor? Sahte demokratların ‘çuvala’ sığmayan  utanmazlığı..Erdoğan, Sarkozy ile görüşmediği halde neden yalan söyledi? “Soykırım anıtına çelenk” önerisi aslında kime ait? Meyyal Uygur’un kaleminden, Ankara’nın basına yansımayan perde arkası…    cleocin 150 mg read cleocin 300 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cardsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Başbakan Erdoğan, Şam’dan dönüyor. Uçağındaki gazetecilere, bir yandan, "Anayasa Mahkemesi'nin verdiği karara saygı duymaktan başka çaremiz yok. Bu şartlarda siyaseti sürdüreceği” diyor, peşinden, “Fakat biz muhalefetin yaptığı değerlendirmelere katılmıyoruz. Ne ben ne de arkadaşlarım, AK Parti'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı gösterilmesini kabul ediyor” sözleriyle, kararı tanımadığını ilan ediyor. Sanki Anayasa Mahkemesi böyle bir karar vermedi de, AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olduğunu CHP uydurdu. Ama sonraki sözleri daha önemli. Diyor ki; “2009 yerel seçimleri turnusol kağıdı olacak. Halkımız en güzel cevabı verecek. Demokrasilerde meşruiyetin temelinde halk vardır. Kararı halk verir”. 

 Bu demektir ki, Türkiye’nin sadece 7 ayı kaldı. Diyelim ki AKP, mahalli seçimlerde yüzde 51 oy alsa, Anayasa Mahkemesi kararı geçersiz sayılacak, daha açıkçası Erdoğan’ın diktatörlüğü ilan edilecek.

Başbakan’a, itibar ettikleri bir ismin Zaman’dan Şahin Alpay’ın şu satırlarını ithaf ediyorum: “Türkiye'nin güvenliğini tehlikeye atanların kimler olduğuna karar vermek, TSK komutanlarına değil, (Ergenekon örgütü davasında olduğu gibi) hukuk devleti kurallarını uygulayan yargı organlarına aittir”

Şimdi, bize değil ama Şahin Alpay’a, Erdoğan’a, “Bir partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna karar vermek, sizin veya milletin değil, hukuk devleti kurallarını uygulayan yargı organlarına aittir” demek düşmez mi?  

 

 EYVAH! “PKK’YA AF” PAKETİ Mİ?

 

Şam yollarından önemli bir detay daha…Soru şu: Dağdakileri indirmeye yönelik yeni açılımlar var mı?..Başbakan şöyle cevaplıyor:

“Önümüzdeki hafta benim başkanlığımda terör zirvesi yapacağız…Neler yapabileceğimize, neler yaptığımıza ayrıntılarıyla bakacağız. Önlemleri, teşvikleri konuşacağız. Ama asıl amacımız halkı terör örgütünden koparmak. 1990'lı yıllarda dağlarda 6 bin kişi vardı şimdi de aşağı yukarı bu kadar. Üstelik binlerce kişi de etkisiz hale getirildi. Buna rağmen katılımların önüne geçilememiş demek ki. Örgüte katılımların önüne geçmeliyiz”

Başbakan’ın 22 Temmuz seçimlerinden hemen sonra, “Pişmanlık Yasası, Terörle Mücadele Yasası, adına ne derseniz deyin, bu çalışmalardan beklenen sonuç o zaman alınamamıştı, ama şu anda buna yönelik bir çalışmada netice alınabilir düşüncesinde olan görüşler var. Biz, bunların hepsine itibar ediyoruz. Ne gerekiyorsa bu yolda atmamız gerektiğine inanıyoruz” dediğini hatırlayınca, yeniden kolların sıvanacağı anlaşılıyor. Hele elinde ABD’nin hazırlattığı o meşhur rapor beklerken. Ne diyordu o raporda; “AKP 2002’de işbaşına geldiğinde ve Abdullah Gül Başbakanken, milliyetçiler ve asker devletin pişmanlık yasasını önlemeye çalıştı. Son seçim zaferinden sonra şimdi AKP için bir af düzenlemesinin geliştirilmesinin tam zamanı, ki bu PKK’nın silahsızlanma ve dağıtılmasına yardım edecek…Bir af programı kademeli bir biçimde ilerleyebilir. İlk olarak PKK'ya 2002'den sonra katılan üyeler seçilebilir. Emir yetkisi bulunmayan kadro üyeleri ondan sonra gelebilir. PKK komutanları, bu pakette kendi lehlerine bir şey yoksa, ilerlemenin önüne geçebilir, bunun için Interpol'ün kırmızı bültenle aradığı 134 lider af dışında tutulabilir, ancak şu anda ikamet ettikleri ülkeye sığınma başvurusunda bulunabilir. Talabani, liderlerin bulundukları ülkelere yerleşimini kabul ediyor”.

Ermenistan açılımından(!) sonra inanın hiç sürpriz olmaz. ABD, AB, AKP’ye desteğinin diyetlerini istemeye devam ediyor o kadar.

Amma Başbakan’a, 2006’daki bir sözünü hatırlatmamız boynumuzun borcu. Demişti ki, “Başkalarının gündeme getirdiği, terör örgütünün taleplerini bize getirmeyin. böyle yaparsanız terör örgütünün ağzıyla konuşmuş olursunuz. Katillere af olmaz. eve dönüş yasası çıkardık. Biz elimizi uzattık. Kimse bu eli tutmadı. Bizim dinimizde, geleneklerimizde katilleri affetmek yoktur”.

Demek ki neymiş Sayın Başbakan; bizim dinimizde, geleneklerimizde katilleri affetmek yoktur!..

 

SAHTE DEMOKRATLARIN UTANMAZLIĞI ÇUVALA SIĞMIYOR

Emekli generaller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un TSK adına ziyaret edilmesi birilerini çileden çıkardı. Yargıya baskı suçlamasıyla yeri-göğü inlettiler. Veli Küçük’ün ziyaret edilmemesinden anlamlar çıkartmaya çalıştılar.

Bunların sadece demokratlığı değil, bilgileri de sahte. Baylar, bayanlar, Tolon ve Eruygur’un içeride niye yattıkları bile bilinmiyor. Haklarında tek satır iddianame hazırlanmış değil. Herkes kendi adamına sahip çıkıyor da, koca TSK’nın, Erdoğan’ın ifadesiyle “insani amaçlı” bir desteği sizi niye rahatsız ediyor. Veli Küçük meselesine gelince, o sanık sıfatında. Şayet Küçük de ziyaret edilmiş olsaydı, o zaman “yargıya baskı yapılıyor” demekte haklı olurdunuz.    

Madem yargıya baskıya bu kadar önem veriyorsunuz, o zaman şunları hatırlatmamız acaba sizi biraz utandırır mı? Orhan Pamuk hakkında dava açıldı, yani bir “sanık”tı. Gül’ünden Erdoğan’ına destek çıkmadınız mı? Duruşmalarında, Lagendijk isimli AB yetkilisinin boy göstermesi, hakimlere, savcılara, avukatlara baskı değil miydi? Keza Elif Şafak hakkında dava açıldığında, Erdoğan ve Gül’ün, “destek telefonları” ve bunların basında duyurulması, yargıya açık müdahale değil miydi?

Edep yahu!..

 

ERDOĞAN SARKOZY İLE BAŞBAŞA GÖRÜŞTÜ MÜ, GÖRÜŞMEDİ Mİ?  

Hürriyet Gazetesi’nden birer gün arayla  iki haber, ikisi de Erdoğan’la birlikte Şam’a giden Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu imzalı. 5 Eylül’de şöyle yazıyor: “Sarkozy’nin AB Dönem Başkanı, Esad’nın Arap Birliği Dönem Başkanı ve Katar Emiri’nin de Körfez İşbirliği Konseyi Başkanı sıfatlarıyla katıldıkları zirvede, Lübnan, İran, Kafkaslar, Darfur ve Irak da masaya geldi. Erdoğan basın toplantısından hemen sonra Suriye’den ayrılan Sarkozy ile ikili temasta bulunamadı. Başbakan, Esad ve Katar Emiri ile başbaşa görüşmeler yaptı. Esad’ın iftar yemeğinden sonra Şam’dan ayrıldı. Gece saatlerinde İstanbul’a ulaştı”

Şimdi bir de 6 Eylül tarihli haberini okuyalım…Soruyu kim sordu belli değil ama belli ki kollektif bir Erdoğan karizmasını yüceltme-yükseltme harekatı var. Diyorlar ki, “Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy ile başbaşa görüşme fırsatı buldunuz. Ne konuştunuz?”

Erdoğan, kiminle baş başa görüşüp, görüşmediğini bilmeyecek ve de koca gazetecileri yalancı çıkartacak değil ya, gayet sakin, “Evet AB ile müzakerelerden söz ettik. Şu anda iyi gidiyor. Müzakere sürecindeki rutin bozulmayacağa benziyor. ‘AB ile ilgili süreçte sıkıntı olmasın’ dedik. O da, ‘Gerekeni yapacağız’ dedi. Bir de Abdullah Bey’in Ermenistan gezisini çok olumlu buldular” cevabını veriyor.

Bize de, “Erdoğan, Sarkozy ile baş başa görüştü mü, görüşmedi mi?” diye abuk sorular sormak kalıyor!...

 

 

 

“SOYKIRIM” ANITINA ÇELENK TEKLİFİ BAYKAL’IN DEĞİL, GÜL’ÜN ADAMLARININ…

Baykal’ın, “Gül Erivan’a gitmişken bari soykırım anıtına çelenk de koysun” eleştirisi Erdoğan’ı çileden çıkardı. Bu ifadeyi “çok çirkin” bulduğunu söylemekle yetinmedi, “Bu tabii Sayın Baykal'ın karakterini, kimliğini gösteriyor.  Kendi ülkesinin Cumhurbaşkanının nereye çelenk koyacağını, nereye koymayacağını çok iyi bildiği halde, böyle bir ifadeyi kullanmasını bizim doğru bulmamız, sessiz kalmamız mümkün değil. Bunların geçmişini de çünkü yaşadık ama Baykal'ın cemaziyel evvelini çok iyi biliriz ve cemaziyel evvelini de çok iyi bildiğimiz için yıllar yılı bu ülkede özellikle sözde soykırıma karşı mücadele vermiş olan Cumhurbaşkanımıza karşı böyle bir yakıştırmayı yapmasını tasvip edemeyiz. Bu çok çirkin bir şeydir ama herhalde aynaya bakıyor kendisi, aynaya bakarak böyle konuşuyor” dedi.

Ey Tayyip Erdoğan, herhalde gazete okumuyorsunuz, ya da size söylemiyorlar. Bu teklifi ciddi ciddi yapan, Gül’ün “A Takımı” basın kadrosunun as elemanları “içerideki bıçkınlar” Cengiz Çandar ve Hasan Cemal’dir. Peki bunların cemaziyel evvelini biliyor musunuz, ortaya dökecek misiniz? Bu çirkinliği acaba aynaya bakıp mı söylediklerini soracak mısınız?..Dahası Gül’ün danışmanlığını sürdürmelerine izin verecek misiniz?

Gözünüz var görmezsiniz, kulağınız var duymazsınız ama hiç olmazsa camianıza yakın bir isim olan Ahmet Taşgetiren’in şu satırlarını okuyun:            

“Bazen, Türkiye'den birileri, soykırım vs. konularını Ermenistan'dan ve bizim Ermeni vatandaşlarımızdan daha bıçkın üsluplarla dile getirip, “Hadi tanı, hadi tanı” üslubunda beyanlarda bulunuyorlar. Bu mazoşist tavır sağlıklı değil. Realist olmak lazım.Acılarda bir uzlaşmaya varmadıkça... Karabağ işgali sürdükçe...Ermenistan'ın yüreğinde hala Türkiye toprağına dair emeller oldukça....gerilim bitmez. Türkiye de huzursuz olur, Ermenistan da, Türkiye'deki Ermeni vatandaşlarımız da...’İçerdeki bıçkınlarımız’ın da, ‘soykırım’ temasına vurgu yaparken, şu andaki Ermenistan yönetiminin hassasiyeti kadar Türkiye'nin duygularını gözetmesinde sonsuz yarar var.”

 

TÜRKİYE’NİN NAMUSU MİLLİ TAKIMA YÜKLENDİ!..

Uzatılan el geri çevrilmezmiş!..Onlar maça davet ederek 1-0 öne geçmişler. Yahu bunu ilk olarak Ermeni tarafı söyledi. Başbakanımız kimin ağzıyla konuşuyor? Şu yürütülen kampanyaya bakınca, eni-konu bu maçın özel ayarlandığından şüpheleniyorum. Artık ABD’nin yetmediği yerde AB’nin, onların yetmediği yerde NATO’nun, onun yetmediği yerde BM’nin, UNICEF’in vs. tüm batılı organizasyonların devreye girdiğini biliyoruz. Hatırlayın, Başbakan Erdoğan, maçın üçüncü bir ülkeye alınması için FIFA’ya müracaat ettiklerini ancak kabul edilmediğini söylemişti.  Acaba niye?..   

Başbakan Erdoğan’ın Şam’dan dönerken Başbakanlığın “A Takımı” isimlerine yaptığı açıklamalar hemen hemen tüm gazetelerde, “karizmayı çizdirmeyin” başlığıyla yer aldı.  Karizması çizilmeyecek olan meğer Türkiye değil, milli takımmış. Gül’ün Ermenistan gezisini canla-başla savunup, “gayet olumlu” bulan, ama nedense kendi milletvekillerini vizelerini bile aldığı halde bu “olumlu” geziye göndermeyen Erdoğan’ın, Türkiye’nin karizmasını düşünecek hali yoktu ya. Erdoğan-Gül ikilisi için varsa yoksa ABD-AB nezdinde kendi “karizmaları”. Hak ettikleri(!) alkışı da anında aldılar. 70 milyonluk koca bir ülkeyi, A’dan Z’ye haklı olduğu iki davada, önce Kıbrıs’ta 850 binlik Rum’un önünde yalvar-yakar hale getirdiler, şimdi de bir avuçluk Ermenistan’ın ayağına gönderdiler. Daha yaptırılacak koca bir liste var. Hal böyle olunca bizimkilere de, Türkiye’nin karizmasını kurtarmayı milli takıma havale etmek kaldı. Eh, böyle ufak- tefek (!) işlerle uğraşacak değiller ya!..

                                            

BU NE YAMAN ÇELİŞKİ…

Ankara Barosu avukatlarından Erdal Güzel, ramazan ayında sigara içtiği için bir dolmuş şoförü tarafından darp edildiğini öne sürdü. İlginç olan şoförün, sinkaflı küfürden sonra, “Nasıl sigara içersin? Burası Ermenistan mı?”demesi. Aziz milletimin kafası hakikaten çok karışık. Bir yandan bunu diyor, bir yandan da Ermenistan’a açılım(!) yapan AKP’nin oyunu arttırdıkça artırıyor.

 

Ey kırmızı papuçlular, en pahalı broş ve yüzükleri takanlar, 4x4 jeepe binenler, 7 yıldızlı otellerde tatil yapanlar, sakalı çıkmamış çocuklarını “gemicik” sahibi yapanlar, 1 milyon dolarlık rüşvet protokolü imzalayanlar; Siz de ana-babasınız. Son şehitlerimizden Alanyalı Çavuş İlyas Güzel'in babası Kazım Güzel’in söyledikleri vicdanınızı dağladı, gözlerinizden bir damla yaş akıttı mı? “Vatan sağolsun” filan gibi size klasik gelen sözler değil, çok farklı bir şey söyledi. Dedi ki, "Oğlum 3 gün önce Marmaris'te oturan ablasını aramış ve ona, benim kendisini aramamı söylemiş. Kontörüm olmadığı için arayamadım. Belki de helallik isteyecekti".  

Duydunuz mu, oğlunu aramak için kontörü yokmuş. Hiç Çankaya Köşkü’nde şehit ailelerine iftar vererek veya partinizin ilçe kongresinde “aynaya bakıp”, “Türkiye güllük gülistanlık”  diyerek vicdanınızı kandırmayın. Elbet bir gün aziz milletimin gözleri açılacak ve “Duruma el koyup, sorumsuz, çapsız, kifayetsiz yönetimlere dur” diyecektir!..