Siyaset18 Nisan 2005 00:00

Problem çözmekle görevli olanlar, problemin ne olduğunu biliyorlar mı? - Ferruh Sezgin

Türk ülkesinde Türk kimliğinin kıpırdanmaya başlaması, her nedense, bazılarını fazlasıyla rahatsız etmeye başladı.14 Nisan 2005 tarihli gazetelerin hemen hepsinde, boy boy, Cumhurbaşkanı''nın, Başbakan''ın ve Genelkurmay 2.Başkanı''nın sözleri "birlik çağrısı" olarak verildi.Birlik çağrısı adı altında asıl söylenmek istenen de, "Türk milliyetçiliğinin sesini kesmesi".fusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena

Ama, gemi azıya almış azınlık milliyetçilerine dönüp, "Haddinizi bilin!" diyen yok. Birileri çok fena "kaşınıyor" ve tabii neticelerine de katlanmak zorunda kalacaklar. Başbakan Erdoğan sopanın ucunu Türk milliyetçilerine gösteriyor: "… Hiçbir grup veya birey, ülkesini daha çok sevdiği iddiasıyla hukukun kendisine vermediği bir hak ihdas edemez… Eğer ortada bir suç varsa bunu soruşturacak, yargılayacak ve cezalandıracak otoriteler bellidir." Genelkurmay 2.Başkanı da Mersin, Trabzon ve Adapazarı''ndaki olaylar karşısında oluşan millî tepkiyi değerlendirirken, "yasadışı eylemlere müdahalenin ilgili devlet kurumlarına bırakılması gerektiğine" dikkat çektikten sonra, "toplumsal olayların sosyologlar tarafından analiz edilmesinin daha uygun olacağını" ileri sürmüş. Elbette, yasadışı eylemlerle mücadele görevi güvenlik güçlerinin olmalıdır.

Ama, bunu hatırlatırken Türk milliyetçilerine "Sesini kes" imasında bulunanlara hemen iki soru: " Ya güvenlik güçleri bazı sebeplerle, azınlık milliyetçilerinin yasa dışı eylemlerine engel olmuyorsa? " Ya da, çok daha kötüsü, güvenlik güçlerinin görevlerini yapması bizzat iktidar tarafından engelleniyorsa? Böyle durumlarda "Devletin yapamadığını millet yapar" kuralının zaman saati hemen çalışmaya başlar.

O yüzden, Başbakan Erdoğan''ın içine düştüğü paniği anlamak kolay: Türk milliyetçiliği hareketlenecek olursa, bu hareketlenmenin hedefi bugünkü AKP iktidarı ve onun başındaki kişi olacak.

Böyle bir hareketlenmenin toplumun bütün vatansever kesimlerince benimsenmesi de, Ukrayna''da, Gürcistan''da, Kırgızistan''da gördüğümüz Soros''cu halk hareketlerinin "Türkiye''deki ''millî'' versiyonu" olacak. Genelkurmay 2.Başkanı''nın, olayların incelenmesini sosyologlara havale etme isteğini anlamak ise kolay değil.

İşte size, sosyal bilimlerde profesörlük unvanına sahip bir bilim adamının analizlerinden örnekler: Gazi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof.

Dr.Mümtaz''er Türköne, 11 Nisan 2005 tarihli Hürriyet''te "Ülkeyi bölerse Kürtler değil Türkçüler böler" başlığıyla verilen analizinde, açık açık, "Türkiye''yi küçültecek olan şeyin Kürtler''i dışlayan ilkel bir Türk milliyetçiliği olacağını" ileri sürüyor. Yine Prof.

Türköne, 14 Nisan 2005 tarihli Zaman''da "Etnik problemleri çözmek çoğunluğun görevi" başlığı taşıyan bir başka analizinin son paragrafında şunları söylüyor: "Kendini farklı hissedenlere, farklı olmadıklarını hissettirmek; hak ve özgürlük bahsinde kendisini onların yerine koyarak karar vermek; onurlarını onuru bilmek çoğunluğun görevi ve sorumluluğudur.

Bunun yerine gözü dönmüş bir şekilde kendi ırkının davasını gütmek, en hafif tabirle ahmaklıktır.

Bu topraklarda devlet sahibi olmak zordur.

Devletinizi kabile devleti gibi göremezsiniz; bayrağınıza sadece sizin kabilenizi simgeleyen bir totem gibi davranamazsınız ve milletinizi ilkel bir kabile toplumu yerine koyamazsınız.

Böyle yaparsanız bu topraklarda yaşayamazsınız." Argodaki şu "Buyurun buradan yakın" lâfı, hangi başka sözün üzerine böylesine "cuk diye" oturur? Kimlerin neler söylemiş olduğu üzerinde tartışmayı bırakıp, Türkiye''de nelerin olup bittiğini doğru görmemize yardım edecek bir "durum tespiti" yapalım: " SSCB''nin henüz dağılmadığı yıllarda, Türkiye''de yaşamakta olan gayri-Türkler, siyasi eğilimleri doğrultusunda milliyetçi veya sol partilere iltica ederek kimliklerini o partiler içinde saklı tutmuşlar ve etnik tatmin vasıtası olarak da ideolojik tatmini kullanmışlardı.

Bu gayri-Türkler''in bir kısmı, SSCB''nin dağılmasıyla birlikte ve özellikle 1.Rus-Çeçen Savaşı''nda Çeçenler''in başarısından sonra, kendilerine tanınmış olan "Türk ülkesinde yaşama imtiyazı"nı hiçe sayarak Türkler''e karşı saygısızlaştılar ve etnik sorunlara yol açmaya başladılar. " Ankara Yönetimi''nin karşısına yeni yeni etnik sorunlar getirmeye başlayanlar Kürtçülük hareketinin de gizli destekçileri oldular, çünkü Kürtler''e verilecek en küçük bir imtiyazı emsal göstererek, kendileri için de talep edeceklerdir. Bunlara itirazı olanlar varsa, her ortamda tartışmaya hazırım.

İtiraz yoksa, siyasetçilerin ve sivil-asker devlet görevlilerinin bundan sonraki değerlendirmelerinde dikkate almalarına sevinirim. Birkaç yıl önce, M.Ali Birand''ın Posta''daki köşesinde "Türkiye, yönetilmesi Türkler''e bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir" sözleri okunduğunda, biz Türkler son derece haklı olarak tepki göstermiştik.

Türkiye''ye bir yabancı gözlükle bakılarak yapılan o değerlendirmeyi, gözümüze millî gözlükler takarak günümüze uyarlarsak karşımıza şu sonuç çıkmaz mı: "Türklüğün bekası, Türk olmayanlara emanet edilemeyecek kadar önemli ve kutsaldır".