Siyaset18 Nisan 2005 00:00

"Derin" Provokatör - Hüseyin Mümtaz

3 Mart 2003 Erbil. Tarihte ilk defa Türk bayrağı peşmergelerce hançerlendi, dişlendi, yırtıldı.3 Mart 2003 Lefkoşa. KKTC’de ilk defa Sarayönü’nde Türk bayraksız, AB ve Rum bayraklı gösteriler yapıldı.20 Mart 2005 Mersin. Türk bayrağı bu sefer Türkiye sınırları içinde yakılmak istendi.12 Nisan 2005 Atina. Yunan Harbokulu’na “iyi niyet” ziyaretinde bulunan Harbiyelilerin odasına yırtılmış ve üzerine İngilizce küfürler yazılmış Türk bayrağı konuldu.discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons site printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

(Bu vesile ile geçen Ekim ayında İstanbul’da Yunan Harbokulu’ndaki 67’li “meslektaşları” ile barış-dostluk ve işbirliği yemeği yiyenler ile Yunanistan’ın Avrupa Üçüncüsü olmasından sonra yine İstanbul’da Yunan bayrağı açıp sokaklara dökülenlere kandilli selamlarımı sarkıtıyorum.)
            Necip basınımız Mersin olayını “âlet olan iki çocuğun” çıkardığını yazdık ve hemen Trabzon ve Sakarya’da meydana gelen tepki olaylarını da iç huzurun bozulmasını isteyen “provokatörlere” bağladı.
            Perinçek Mersin’i CIA operasyonu olarak takdim etti.
            Her iki taraf da telaşla hem Mersin, hem Sakarya ve de Trabzon olaylarının “tüm şehre, tüm halkımıza mâl edilmeyeceğini” ifade etti.
            Tepkinin kendiliğinden ve kitlesel olması göz ardı edilerek, dikkatlerin ille de belli amaçlar doğrultusunda hareket eden belli gruplara yönelmesine çabalanıldı.
            Ama; 1) Hadep’in Mersin’i araştırmak üzere gönderdiği “muhakkik” de bayrak yakma suçlusu çıktı; 2)  Devlet Bahçeli Sakarya’da bozkurt işareti yapan siyah elbiseli genci ararken adam ertesi gün ortaya çıktı, “O benim” dedi, “Ülkücülük tekelinizde mi?”
            Oyun bozuldu.
            Her ne olursa olsun iki sene içinde ortaya çıkan fotoğrafa göre artık Erbil-Mersin-Lefkoşa-Atina hattında “Türk bayrağı” saldırı odağı haline gelmiştir.
            Mersin’de sahnede “provokatör” vardı..
            Trabzon ve Sakarya’da da mumla, cımbızla ille de provokatör arandı.
            Kabul..
            Peki Erbil, Lefkoşa ve Atina’da da mı provokatör vardı?
            4 Temmuz 2003 Süleymaniye çuvalında ve 15 Nisan 2005 Athlitiki Icho gazetesinin, Efes Pilsen'in Yunan Panathinaikos takımına yenildiği maçı verdiği manşetine Latin alfabesi ve şimşir harflerle koyduğu Türkçe küfürde de mi aynı provokatörler sahnedeydi?
            Meğer ne eli kolu uzun bir provokatörmüş karşımızdaki!
            Sonuçta Erbil, Atina ve Süleymaniye gibi “sınır aşan” etkinlikler; başlarına gökten saksı düşse Türkiye içinde kümelenmiş bir avuç “derin devlet” yumağını sorumlu tutan çığırtkanların oyununu bozdu.
            Şimdi her hâlü kârda iki ihtimal vardır:
1)Dedikleri gibi bizim derin devlet çok etkilidir, gücü sınır ötesi alanlara da ulaşabilmektedir.2) “Dış kaynaklı” derin bir provokatörle karşı karşıyayız demektir.
Ve eğer ikinci şık geçerliyse fecaat da asıl işte o zaman ortaya çıkmaktadır.
            Çünkü Süleymaniye, Erbil, Lefkoşa ve Atina olaylarını sadece “not ettik”..
            Olayların büyümesini hep bizim “soğukkanlılığımız” önledi.
            Hep “Dur bakalım ne olacak?” tavrını sergiledik.
            Ama bunu yaparken de yatak odasına kadar giren adamın ne yapacağını merak eden ev sahibinin durumuna düştüğümüzün farkına varmadık.
            Hoş yeni ceza yasası da meşru müdafaa olabilmesi için hırsıza balkon, salon ve mutfakta müdahale etmemizi engelleyip yatak odamıza kadar girmesini beklememizi öneriyor ya..
            Bizde “AB’ye UYUM” dediğin işte aynen böyle olur erenler.. 18 Nisan 2005