İstihbarat6 Temmuz 2008 00:00

"GİZLİ TANIK" VE BAĞLANTILARI-AÇIK İSTİHBARAT

Başka hangi bilgiler saklanıyor, hangi vicdanlar susuyor, hangi adalet duyguları karanlık kuyulara atılıyor, hangi insanlık dramları görmezden geliniyor dersiniz? Örneğin, on üç aydır karı- koca  arasındaki telefon konuşmalarından bile “örgüt bağlantısı” çıkarmaya çalışan savcının bir süredir “önemli bir tanık” tesis ettiğini kimler biliyordu da yazmadı?   Bu tanığın kim olduğunu duruşmalar başladığında- başlarsa!- görebileceğiz.   Öyle görünüyor ki bu medya, “Gizli tanığın” geçmişini, ilişkilerini, bağlantılarını vs. de araştırmayacak, yazmayacak. Manşetlere sadece  bu “tanığın” verdiği sansasyonel ifadeler taşınacak…   Tanığın kendisi ve yakınları üzerindeki mal varlığını, bu varlıkları ne zaman ve ne kadar sürede elde ettiği falan araştırılmayacak. Örneğin,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya TOKİ ile hiç ‘iş bağlantısı’ olmuş mu bakılmayacak…   Banka hesapları ve telefon konuşmaları didik didik edilmeyecek…   Bedeli bu kadar büyük bir “tanıklığın” vicdana mı, yoksa “cüzdana” mı dayandığını sormaya cesaret eden çıkmayacak.   Çünkü o güne kadar son “cesur yürekler” de zindana tıkılmış olacak….        new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisabilify link abilify

“Soruşturmanın gizliliği” ilkesi, sadece olup bitenleri  vicdanının sesiyle sorgulayanları susturdu. Yargısız infazcılar, haysiyet cellatları, iftira mangaları ve onların maaşlı kalemleri, henüz savcının odasında ifade sırasını bekleyenleri, “darbeci”, terörist”ve “halk kışkırtıcısı” ilan etmişti bile…

 

Sabriye Okkır’ın, eşine reva görülen  felaketi kamuoyuna duyurmak için gazete ve televizyonların kapısını aylarca aşındırdığını biliyor muydunuz? Kuddusi Okkır’ın dramında “haber değeri” görmediler. Elif Şafak’ın doğum sancılarını bile “insan hakları” sorununa bağlayan köşe yazarları, genel yayın müdürleri, Orhan Pamuk için savcılara telefon açan Başbakanlar, Adalet Bakanları Kuddusi Okkır’ın acı sonunu buz gibi bakışlarla izlediler…


Sığındıkları yer “soruşturmanın gizliliğiydi”


Okkır, 12 Haziran 2008’de, Hürriyet gazetesinin on beşinci sayfasında, kibrit kutusu büyüklüğündeki bir yerde “haber olmayı hak ettiğinde” artık ölüm döşeğindeydi.


Ve sırtlanlar, bırakın suçluluğunun kanıtlanmış olmasını, hakkındaki suçlamaları bile öğrenemeden hayata gözlerini kapayan bu mazlumun ardından internet sitelerine “İyi olmuş! Bir suçu olmasa tutuklanmazdı” diye yorumlar yazdılar. Müslümanlığı, en ağır suçluya bile ölüm anında merhamet etmeyi bize öğreten dinimizi sömürerek palazlanan sırtlanlar…


Can Dürdar’ın, sanığı neyle suçladığını bile bilmeyen, köşe yazarlarını birbirine karıştıran, “Tespihli Savcı”yı yazabilmesi için, Kuddusi Okkır’ın acılar içinde ölmesi ve bir haftalık bebek babası Mustafa Balbay’ın çoluk çocuğunun gözü önünde yaka paça tutuklanması icap etti….

 

“Sanıktan delile gitme” gibi çağdaş hukukun artık tamamen dışladığı yöntemlerle on üç aydır soruşturma yürüten savcının elinde bir süredir “gizli bir tanık” tuttuğunu da medyadan bugün öğrendik.

 

İliştirilmiş Terörist Öcalan’ı  (Behiç Gürcihan’ın deyimidir) sorgulayan Albay ile AKP iktidarının neden olduğu yıkımı resmi rakamlar ve  DİE’nin verileriyle takip eden Ankara Ticaret Odası Başkanı, “terör örgütü kurmak” suçlamasıyla hapse atıldı…

 

Şehit katilleri ise Meclis’in en kritik komisyonlarında “milletvekili” sıfatıyla devletin en mahrem belge ve bilgilerine nüfuz etmekle, talan etmekle meşguller…

 

Her şey ortada…

 

Bütün hukuki delillerin birer birer karartıldığı, sanık lehine delil ve beyanların tutanaklara dahi geçirilmediği bir davada, şişeden cin çıkacak ve her şeyi “Esrarengiz bir tanığın” ağzından dinleyeceğiz!

 

Başka hangi bilgiler saklanıyor, hangi vicdanlar susuyor, hangi adalet duyguları karanlık kuyulara atılıyor, hangi insanlık dramları görmezden geliniyor dersiniz?


Örneğin, on üç aydır karı- koca  arasındaki telefon konuşmalarından bile “örgüt bağlantısı” çıkarmaya çalışan savcının bir süredir “önemli bir tanık” tesis ettiğini kimler biliyordu da yazmadı?

 

Bu tanığın kim olduğunu duruşmalar başladığında- başlarsa!- görebileceğiz.

 

Öyle görünüyor ki bu medya, “Gizli tanığın” geçmişini, ilişkilerini, bağlantılarını vs. de araştırmayacak, yazmayacak. Manşetlere sadece  bu “tanığın” verdiği sansasyonel ifadeler taşınacak…

 

Tanığın kendisi ve yakınları üzerindeki mal varlığını, bu varlıkları ne zaman ve ne kadar sürede elde ettiği falan araştırılmayacak. Örneğin,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya TOKİ ile hiç ‘iş bağlantısı’ olmuş mu bakılmayacak…

 

Banka hesapları ve telefon konuşmaları didik didik edilmeyecek…

 

Bedeli bu kadar büyük bir “tanıklığın” vicdana mı, yoksa “cüzdana” mı dayandığını sormaya cesaret eden çıkmayacak.

 

Çünkü o güne kadar son “cesur yürekler” de zindana tıkılmış olacak….