Siyaset5 Temmuz 2008 00:00

Kuddusi Okkır'ı Ölüme Zorlayan Yaklaşım- Ali İhsan Gürcihan

Yıl 2008, 2 Temmuz Çarşamba .  Yer, Trakya Üniversitesi Hastahanesi...Ergenekon zanlısı ve Tekirdağ F Tipi tutuklusu  altmış yaşındaki iş adamı Kuddusi OKKIR, bir deri bir kemik kalmış vaziyette,başucunda ağlayan eşi ile ölüm döşeğinde.  Tıpkı Nazi kamplarında yakılmaya ,ya da Afrika'da açlıktan ölmeye mahkum edilmişler  gibi bir çift göz ve bir iskelet  olarak kalmış zavallı bir insan görüntüsü .  İnsanlık tarihi yazılmış ülkemde Nazi duyarsızlığını andıran bir görüntü. Olayın mağduru ve de kahramanı Kuddisi OKKIR ve eşi, diğer oyuncuları ise bu  ülkenin tüm insanları.

Yıl 1997, Nisan ayının sonlarındayız. Bingöl ile Diyarbakır arasında Sağgöze denen yerde uzun süreli yeni bir görevdeyiz.  

Gece yarısından beri Heli Çayı vadisine  sızmaktan ve gün boyu devam eden çatışmadan yorgun ve bitkin düşen birliklerin üzerine sessizlik ve karanlık çökmeye başlamıştı bile .   

Zayiatımız yok diye biraz keyif  içerisinde hayale dalmışken,  yakınında olduğum birliğin birden hareketlendiğini hissettim.

Telsizle birlik Komutanı'na sorduğumda,yaralı bir teröristi tespit ettiklerini söyledi. 

Sakinleşen havanın yerini, birden yeni bir heyecan daha kaplamıştı.Yaralı da olsa son ana kadar bizimle çatışan ve kaçan bir teröriste daha rastlamışlardı; halen de silahlıydı.Çatışmada ölen teröristler gibi o da ölebilirdi. Günün onca heyecanına ve kinine rağmen hiçbir askerim çaresiz kalan teröriste dokunmamış ve onu tahrik etmemişti. 

"Mukavemet etmiyorsa silahını alın, yarasını sarıp kanını durdurun" dedim. Belki bazı bilgiler elde ederim diye, sırt hattı üzerinden yaralı teröristi bana  doğru getirmelerini ve benim de onlara doğru yaklaşacağımı söyledim. 

Kısa bir süre sonra, gecenin içerisinde bir yığın karanlık insan, sanki bir çuval yükle bana doğru yaklaşıyorlardı.  İki asker parkasını sedye yapıp içerisine koyabildikleri teröristi ancak bir külçe gibi karşıma getirebilmişlerdi. 

Yarası ağırdı ve umutsuzluğu yüzünden okunuyordu. Zifiri karanlığa rağmen , o an canı ve acısı ile uğraştığı  hem iniltisinden, hem de zoraki sezdiğim gözlerinden belli oluyordu.

İlk ve son sorum, "Yakınımızda başka terörist var mı?" oldu. İnilti ile karışık "yok" diyebildi.  Adı Salih, kod adı Hacı idi. 
 

Böyle bir durumda canı ile uğraşan birine terörist bile olsa bir şey sormayı düşünmüyor  ve artık onun yaşam mücadelesine destek olmayı istiyordum.Teröristti; son âna kadar bizi öldürmeye çalışmıştı  ama artık bizim elerimizde çaresiz bir bedendi ve benim de hemen yanı başımdaydı...

Bir teröriste karşı çelişkiler yaşıyordum ama bir yandan da eğer yalnızlığa bırakır ve kaderine terk edersem, Allah'ın dağında acısını paylaşacak ve ona ölüm anında destek verecek başka kim var diye düşünüyordum.  

Doktor yakınımızdaydı, çağırmalarını söyledim. Bir cesaretle, askerlerime belli etmeden onun kanlı elini aramaya ve tutmaya çalıştım . Gözlerine baktım.Karanlıkta olsa birbirimizi seziyorduk. Uzattığım elimi, kan ve terle karışmış bir elin parmak uçları ile ve ürkekçe kavradığını hissettim. 

Matramı çıkarıp dudaklarını ıslatınca ve yavaşça  su içirince o cansız haline rağmen elimi biraz daha sıkıca kavramaya ve titreyen vücudu da sakinleşmeye başlamıştı. Bense karanlıktan da istifade ederek askerlerim görmeden doya doya ağlıyordum.Ölüme giden son anları bir teröristle beraber yaşıyorduk...  

Doktor yanımıza vardığında bile elimi bırakmamıştı. Adım gibi eminim, o an için Salih de terörist olduğunu unutmuştu. Sabah gün ağardığında helikopterle Diyarbakır'a hastaneye gönderirken can çekişen ve ölüme koşan yarı açık gözleri ile gülümsercesine bana bakıyordu... 

Yıl 2008, 2Temmuz Çarşamba . 

Yer, Trakya Üniversitesi Hastahanesi...Ergenekon zanlısı ve Tekirdağ F Tipi tutuklusu  altmış yaşındaki iş adamı Kuddusi OKKIR, bir deri bir kemik kalmış vaziyette,başucunda ağlayan eşi ile ölüm döşeğinde. 

Tıpkı Nazi kamplarında yakılmaya ,ya da Afrika'da açlıktan ölmeye mahkum edilmişler  gibi bir çift göz ve bir iskelet  olarak kalmış zavallı bir insan görüntüsü . 

İnsanlık tarihi yazılmış ülkemde Nazi duyarsızlığını andıran bir görüntü. Olayın mağduru ve de kahramanı Kuddisi OKKIR ve eşi, diğer oyuncuları ise bu  ülkenin tüm insanları. 

Devlet bu adamı,bir yıl önce 'ERGENEKON 'zanlısı olarak tutuklamış. Bir suç işlemediğini iddia eden bu onurlu insan ise kendini anlatamamanın ve anlaşılamamanın küskünlüğü ile sonuçta canına kahretmiş ve herkesin gözleri önünde ölümü tercih etmiş. 

Zanlı durumda olan bir yurttaşımızın, kişisel hak ve özgürlükleri çiğnenerek bir sene içerisinde bu duruma sokulmasından  utanç duyuyorum!

Onu bu duruma soktuktan sonra, sorumluluğu üzerinden atarcasına tahliye edilmesine ve tamamen çaresiz bırakılmasına ise daha büyük  bir sorumsuzluk diyorum ve insanlık adına kahrediyorum...

Altmış yaşındaki bir insanı 'terörist zanlısı' ilan edip ölüm çizgisine getirdiğimiz, karşılıklı  güven ve saygıyı yitirdiğimiz, insanlığı bitirdiğimiz bu sorumsuz ve duyarsız noktada,  başta  Cumhurbaşkanı olmak üzere DEVLET ve onun tüm yetkilileri adına ağlıyorum . 

Ve bu ülkede yaşayan insani değerlere sahip olan tüm vatandaşlarımızı, Kazakistan'a yeni bir yurt dışı gezisine giden Cumhurbaşkanı dahil tüm yetkililerimizi, bir an için insanlık adına düşünmeye ve ciddi olmaya davet ediyorum. 

1997 yılında Sağgöze'de yaralı ele geçen terörist Salih ve onu dağda silahlı çatışma ortamında bile ölümden kurtarma yaklaşımı ile , bugün 2008 yılında altmış yaşında 'terörist zanlısı' duruma sokulan Kuddusi ve onu barış ortamında ovada ölüme iten yaklaşımı Türkiye Cumhuriyeti ve onun vatandaşları adına mukayese etmeye ve ne yaptığımızı düşünmeye davet ediyorum .  

Yurt dışı gezilerin, köşklerin ve saltanat sürmenin, insan hak ve özgürlüklerinden daha kıymetli ve öncelikli  bir konu olduğu bu ülkede, sorumsuzluk ve duyarsızlık böyle devam ederse,  sanırım nice Kuddusi'ler önce suskunlaştırılacak ve daha sonra Devlet sessizliği ile ölüme terk edilecektir .                                                                         

 

NOT : Bu yazıyı 'Devlet'i yıpratma' kapsamına sokmak isteyebileceklere şunu hatırlatırım: Devleti esas yıpratan konu, vatandaşını ölüm noktasına getiren bu olaya karşı gösterilen,sorumsuz ve duyarsız yaklaşımdır.

'Bir sevgiliye serzeniş' yaklaşımıyla içimizi döktüğümüz bu yazı, her şeyden yüce tuttuğumuz Devlet'e olan sadakatimiz nedeni ile Devlet adına sorumsuz davranan ve onu yıpratanlara karşı duyduğumuz tepkinin açık bir ifadesidir.

Yıpratma sorunu, esasen kendisi Devlet olup da Devlet'e sadakat göstermeyenlerin gocunduğu bir saptırmadır.