Siyaset13 Haziran 2008 00:00
Neden İran Değil de Kanada Vatandaşı?-Oray Eğin
Eskiden “Komünistler Moskova’ya denirdi” şimdi “Humeyniciler İran’a!” Kanada’ya değil.Sahi nedir başımızdaki şu Kanada belası? O tuhaf Fethullahçı-haham-eski gazeteci garip figür de Kanada’da yaşıyor, bu genç kız da Kanada vatandaşı. Bir de başımıza Kanada mı çıktı şimdi?coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardsdiscount drug coupons site printable coupons for cialisdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cardsoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Fatih Altaylı’nın “Teke Tek” programında çıkardığı o genç kız Türkiye’de belli bir kesimin ülkenin gidişatından neden endişe duyduğunun kanıtı oldu. Dün, Hürriyet’ten Yılmaz Özdil’in de belirttiği gibi tehlike ne İran ne de başka bir şey: Kara cehalet. Humeyni’yi sevdiğini söyleyen genç kız hem Türkiye tarihini bilmiyor hem de bilmediği tarih üzerinden son derece ürkütücü bir yorum yapıyor. Cumhuriyet Türkiye’sinden hoşnutsuzluğunu dile getiren genç kız, kendisine B Planı olarak da Kanada vatandaşlığı almış. Gözden kaçan en önemli nokta bu bence.
Neden Kanada vatandaşlığı?
İslami kesim bugüne kadar hep Batı’yı ve Batı’dan doğan yaşam tarzını ret üzerine bir hayat kurmuştu. Onların düzeniyle Batı’nın hem ahlaki yapısı hem de anlayışı çatışıyordu. Bu yüzden de İslam’ı resmi din belleyen ülkeleri tercih ediyorlardı. İran, Suudi Arabistan gibi... Bu genç kız ise Hümeyni hayranı ama Kanada vatandaşlığını tercih ediyor.
Neden İran’da yaşamıyor?
Humeyni’ye hayransa bu genç kız neden yanıbaşımızdaki İran’da yaşamıyor. Uçakla sadece bir-iki saatte ulaşılıyor. Hani istese akrabalarını görmek için de ulaşım kolay. Kara yoluyla bile. Dahası, çok sevdiği Humeyni’nin kurduğu düzen orada. Şeriat hukuku hakim, kadınlar peçeli, Müslümanların inanışında bir baskı yok. Bu bir “Ya sev ya terk et” çağrısı da değil, çünkü genç kız zaten terk etmeyi kendi kafasına koymuş ve bir başka ülke vatandaşlığını tercih etmiş. Üstelik İran seve seve onu bağrına basar. Ama anladığım kadarıyla o da Batı’nın nimetlerinden faydalanıp, bu toplumlarda marjinal figür olmaktan hoşlanıyor.
İşin garibi, dünyada herhangi Humeyni hayranı veya şeriat yanlısı insanın yaşayabileceği pek çok ülke mevcut. Ama Türkiye kendine özgü dini modeliyle dünya üzerinde tek. Bu ülke 11 ay içki içip, bir ay namaz kılanların ülkesi. Bu da bir iki yüzlülük değil, bu ülkenin kendine özgü İslam anlayışı, hoşgörüsü, laik sistemin getirisi. Laik bir Müslüman’ın dünya üzerinde yaşayabileceği bir başka ülke yok. Ama Humeyni hayranı genç kız gidip İran’da da rahat rahat yaşayabilir.
O zaman bu dönüştürme talebi, bu tahammülsüzlük ne?
Neden dünya üzerinde pek çok seçeneği mevcut biri tek seçeneği laik Türkiye’de yaşamak isteyen insanlara tahammül edemez, bu ülkeyi de dönüştürmek ister. Bıraksınlar, burası da kendine özgü modeliyle içinde yaşayanların mutluluğuna göre ayakta kalan bir ülke olsun.
Unutmamak gerekir ki, bu ülkede 10-20 sene öncesine kadar ayrımlar böylesine keskin değildi. Hasan Mezarcı ya da Şevki Yılmaz gibi figürler konuştuğunda, onların bu raydan çıkışlarını bizzat kendi liderleri bile dengelemeye çalışırdı. Ne Müslümanlar laiklerden nefret ederdi ne de laikler Müslümanlardan. Şimdi çatışma çok keskinleşti.
Bunun da sorumlusu o genç kız işte.
O ve diğerleri.
Hem Kanada vatandaşı olacaksın, hem Humeyni’yi savunacaksın hem de Türkiye’ye küfür edeceksin. Böyle bir imtiyaz kimde var?
Dahası, Türkiye inanan Müslümanlara her türlü hakkı veren, cami sayısı katlanan, inanan için “erişimin” çok kolay olduğu bir ülke. Bugüne kadar, tarihi boyunca hiç kimseye inanıyor diye baskı yapılmamış. Ama inanmıyor diye insanlar yakılmış, hep dincilerin provokatif eylemleri yüzünden toplumsal olaylar çıkmış bir ülke. Çoğu zaman da yalan provokasyon üzerine: Çorum, Maraş ve Sıvas’ı unutmayalım.
Hepimizin bu ülkede yaşamaktan çeşitli şikayetleri olabilir. Ama burası “bizim ülkemiz.” Bu ülkenin sahiplerinden biri olarak görüyorum kendimi. Her türlü tepkimi göstermek de bu yüzden benim hakkım.
Ama toplamda Türkiye aşağı yukarı yaşamak isteyebileceğim türde bir ülke. Cumhuriyet rejimiyle ya da sistemle büyük şahsi çatışmalarım yok. Hiçbir lidere tapmıyorum ama mesela Atatürk’ün nefret edilesi bir figür olduğuna da inanmıyorum. Devlette bürokrasiden hoşlanmıyorum belki ama bu sistemi yıkıp yerine yeni bir düzen gelmesini arzulamıyorum.
Her şey bir yana, o genç kız gibi düşünsem gidebilecek İran’ın komşumuz olduğunu biliyorum. Ama Türkiye’nin bir tane olduğunu da biliyorum. Kanada vatandaşı olup Türkiye’ye küfretme ikiyüzlülüğüne düşmüyorum.
Dahası bu ülkeden aşağı yukarı benim kadar şikayetçi olup, yine benim kadar memnun olan milyonlarca insan olduğuna da eminim. Ama biz bu ülkede yaşamaya devam ediyorum, edeceğiz de.
Eskiden “Komünistler Moskova’ya denirdi” şimdi “Humeyniciler İran’a!” Kanada’ya değil.
Sahi nedir başımızdaki şu Kanada belası? O tuhaf Fethullahçı-haham-eski gazeteci garip figür de Kanada’da yaşıyor, bu genç kız da Kanada vatandaşı. Bir de başımıza Kanada mı çıktı şimdi?
Neden Kanada vatandaşlığı?
İslami kesim bugüne kadar hep Batı’yı ve Batı’dan doğan yaşam tarzını ret üzerine bir hayat kurmuştu. Onların düzeniyle Batı’nın hem ahlaki yapısı hem de anlayışı çatışıyordu. Bu yüzden de İslam’ı resmi din belleyen ülkeleri tercih ediyorlardı. İran, Suudi Arabistan gibi... Bu genç kız ise Hümeyni hayranı ama Kanada vatandaşlığını tercih ediyor.
Neden İran’da yaşamıyor?
Humeyni’ye hayransa bu genç kız neden yanıbaşımızdaki İran’da yaşamıyor. Uçakla sadece bir-iki saatte ulaşılıyor. Hani istese akrabalarını görmek için de ulaşım kolay. Kara yoluyla bile. Dahası, çok sevdiği Humeyni’nin kurduğu düzen orada. Şeriat hukuku hakim, kadınlar peçeli, Müslümanların inanışında bir baskı yok. Bu bir “Ya sev ya terk et” çağrısı da değil, çünkü genç kız zaten terk etmeyi kendi kafasına koymuş ve bir başka ülke vatandaşlığını tercih etmiş. Üstelik İran seve seve onu bağrına basar. Ama anladığım kadarıyla o da Batı’nın nimetlerinden faydalanıp, bu toplumlarda marjinal figür olmaktan hoşlanıyor.
İşin garibi, dünyada herhangi Humeyni hayranı veya şeriat yanlısı insanın yaşayabileceği pek çok ülke mevcut. Ama Türkiye kendine özgü dini modeliyle dünya üzerinde tek. Bu ülke 11 ay içki içip, bir ay namaz kılanların ülkesi. Bu da bir iki yüzlülük değil, bu ülkenin kendine özgü İslam anlayışı, hoşgörüsü, laik sistemin getirisi. Laik bir Müslüman’ın dünya üzerinde yaşayabileceği bir başka ülke yok. Ama Humeyni hayranı genç kız gidip İran’da da rahat rahat yaşayabilir.
O zaman bu dönüştürme talebi, bu tahammülsüzlük ne?
Neden dünya üzerinde pek çok seçeneği mevcut biri tek seçeneği laik Türkiye’de yaşamak isteyen insanlara tahammül edemez, bu ülkeyi de dönüştürmek ister. Bıraksınlar, burası da kendine özgü modeliyle içinde yaşayanların mutluluğuna göre ayakta kalan bir ülke olsun.
Unutmamak gerekir ki, bu ülkede 10-20 sene öncesine kadar ayrımlar böylesine keskin değildi. Hasan Mezarcı ya da Şevki Yılmaz gibi figürler konuştuğunda, onların bu raydan çıkışlarını bizzat kendi liderleri bile dengelemeye çalışırdı. Ne Müslümanlar laiklerden nefret ederdi ne de laikler Müslümanlardan. Şimdi çatışma çok keskinleşti.
Bunun da sorumlusu o genç kız işte.
O ve diğerleri.
Hem Kanada vatandaşı olacaksın, hem Humeyni’yi savunacaksın hem de Türkiye’ye küfür edeceksin. Böyle bir imtiyaz kimde var?
Dahası, Türkiye inanan Müslümanlara her türlü hakkı veren, cami sayısı katlanan, inanan için “erişimin” çok kolay olduğu bir ülke. Bugüne kadar, tarihi boyunca hiç kimseye inanıyor diye baskı yapılmamış. Ama inanmıyor diye insanlar yakılmış, hep dincilerin provokatif eylemleri yüzünden toplumsal olaylar çıkmış bir ülke. Çoğu zaman da yalan provokasyon üzerine: Çorum, Maraş ve Sıvas’ı unutmayalım.
Hepimizin bu ülkede yaşamaktan çeşitli şikayetleri olabilir. Ama burası “bizim ülkemiz.” Bu ülkenin sahiplerinden biri olarak görüyorum kendimi. Her türlü tepkimi göstermek de bu yüzden benim hakkım.
Ama toplamda Türkiye aşağı yukarı yaşamak isteyebileceğim türde bir ülke. Cumhuriyet rejimiyle ya da sistemle büyük şahsi çatışmalarım yok. Hiçbir lidere tapmıyorum ama mesela Atatürk’ün nefret edilesi bir figür olduğuna da inanmıyorum. Devlette bürokrasiden hoşlanmıyorum belki ama bu sistemi yıkıp yerine yeni bir düzen gelmesini arzulamıyorum.
Her şey bir yana, o genç kız gibi düşünsem gidebilecek İran’ın komşumuz olduğunu biliyorum. Ama Türkiye’nin bir tane olduğunu da biliyorum. Kanada vatandaşı olup Türkiye’ye küfretme ikiyüzlülüğüne düşmüyorum.
Dahası bu ülkeden aşağı yukarı benim kadar şikayetçi olup, yine benim kadar memnun olan milyonlarca insan olduğuna da eminim. Ama biz bu ülkede yaşamaya devam ediyorum, edeceğiz de.
Eskiden “Komünistler Moskova’ya denirdi” şimdi “Humeyniciler İran’a!” Kanada’ya değil.
Sahi nedir başımızdaki şu Kanada belası? O tuhaf Fethullahçı-haham-eski gazeteci garip figür de Kanada’da yaşıyor, bu genç kız da Kanada vatandaşı. Bir de başımıza Kanada mı çıktı şimdi?