Siyaset15 Nisan 2005 00:00
Psikolojik harekata karşı Atatürk'ün Türk Modeli - Arslan Bulut
Prof.Dr.A. Nezih Erverdi, Ümit Zileli''ye Atatürk''ün Türk Modeli ile kurduğu Türkiye Cumhuriyeti''nin "tarihinin en büyük psikolojik harekâtı ile karşı karşıya" olduğunu söylüyor.Erverdi, ABD ve AB'nin güçlü bir Türkiye değil, zayıflamış ve Kürt-Türk federasyonuna gitmiş bir Türkiye istediklerini, tüm planlarını buna göre yaptıklarını ve ağır bir psikolojik harekâtı 'Özel Harp Yöntemleri' ile yürüttüklerini belirtiyor.symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenabuscopan link buscopan plus
Prof.Dr. Erverdi, "Toplum bilincinin oluşmasında en önemli organlar olan basın-yayın kuruluşlarındaki kadrolar neredeyse tamamen ele geçirilmiştir.
Alt kimlikleri öne çıkaran özendirici diziler her televizyonda en çok seyredilen saatlerde yayımlanmaktadır" gibi önemli uyarılarda bulunuyor.
*** Selim Somçağ ise tarihin fotoğrafını çekiyor: "İhanet eylemlerine milletimiz yurdun dört bir yanındaki bayrak mitingleriyle ve bayrak asma eylemiyle cevap verdi.
Mitingler büyük bir coşku, aynı zamanda vakar içinde gerçekleşti, hiç bir taşkınlık görülmedi.
Şüphesiz ki bu yalnızca PKK''nın son eylemlerine yönelik bir tepki değildi.
Son yıllarda, özellikle devr-i AKP''de AB ve ABD karşısında sürekli taviz verilmesine karşı halk arasında gittikçe güçlenen bir millî direniş ruhunun ifadesiydi ve verilen mesajın asıl hedefi emperyal merkezlerdi. Mesaj derhal alındı.
Tehlike büyüktü.
Demek ki yıllardır sürdürülen kültür emperyalizmine, kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme kampanyalarına, malûm medyanın dezenformasyon ve propaganda çabalarına, ekonomik yıkıma ve nihayet AKP iktidarına rağmen Türk halkının millî hassasiyetleri yeterince törpülenememiş, zor günlerde kenetlenerek ayağa kalkma hasleti yok edilememişti.
Bu ruh Türkiye''ye hâkim olursa Türkiye emperyalist planlara âlet edilemez, IMF boyunduruğunda tutulamaz, Ege Denizinden, Kıbrıs''tan, Güneydoğu Anadolu''dan sürülüp çıkartılamaz, Ermeni soykırımını tanımaya, toprak tazminatı vermeye, İstanbul''da bir Ortodoks Vatikan kurulmasını, Karadeniz bölgesine Pontusçuların yerleşmesini kabul etmeye ve nihayetinde Ön Asya''da Batı''nın lejyoneri olmaya zorlanamazdı.
Bu büyük tehlikeyi bertaraf etmek için derhal büyük bir operasyon başlatıldı.
Operasyonun şu ana kadar beliren ilk bacağı yükselen millî ruhun satılmış kalemlerin rol aldığı bir psikolojik savaşla köreltilmesidir.
İkinci bacağı da bazı provokasyonlarla millî hassasiyeti yüksek, dolayısıyla dipten gelen dalgada öncü rol oynayacak bazı kesimlerin itibar kaybına uğratılarak etkisizleştirilmesidir.
Operasyonun başka bacakları da olabilir.
Varsa bunlar da çok yakında sahnelenecektir. Bu operasyon çerçevesinde ilk olarak milliyetçi tepkiye ''şovenizm'' ve ''ırkçılık'' yaftaları yapıştırılmak istendi.
Medyada köşebaşlarını tutmuş olan liberal-Batıcı kesim doğrudan doğruya milliyetçilik kavramına saldırdı.
Bazıları daha kurnazca bir söylemle ''Hem Kürt milliyetçiliğine, hem Türk milliyetçiliğine'' karşı olduklarını açıkladılar. Bugün yükselen Türk milliyetçiliğine karşı çıkan herkes Batı''nın Türkiye ve bölgemiz üzerindeki emperyalist planlarının destekçisi durumundadır.
Türk milliyetçiliğini Kürt milliyetçiliğinin antitezi olarak göstermeye çalışmak da büyük bir budalalalık veya sahtekârlıktır.
Her etnik grup, her kavim millet değildir ve olamaz.
Türk milliyetçiliği ile Kürtçülüğü aynı kaba koyup mukayese edilebilir gibi göstermek büyük bir çarpıtma ve sahtekârlıktır.
Birincisi kökünü tarihin derinliklerinden alan meşrû bir siyasî akımdır ve mazlûm milletlerin emperyalizmin sultasından kurtulmalarına öncülük etmiştir; bugün de Türkiye ve bölge halklarının emperyalist saldırılara karşı başlıca dayanak noktasıdır.
İkincisi ise Batı''nın bölgemizi bölüp parçalayarak yönetebilmek için kışkırtıp beslediği ve yönettiği, yapay, köksüz bir kukla akımdır.
Köle olmadan varolmaya devam etmek istiyorsa bütün Türkiye halkı Türk milliyetçiliği bayrağı altında birleşmelidir.
Ne mutlu Türküm diyene!" *** Ukraynalı gazeteci Alexander Zgurovskiy, Zerkalo Nedeli gazetesinde yayınlanan makalesinde şöyle diyor: "1930''lu yılların ortalarında Türkiye''nin sanayileşme hızı dünya üçüncülüğü konumuna ulaştı.
Atatürk, en karmaşık reformları büyük bir kararlılık ve çabuklukla, zaman yitirmeden gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhurbaşkanının en büyük başarısı, özü itibariyle de görkemli olan bir ulus idealinin uygulamaya konmasıydı.
Atatürk''ün Türk Modeli, Ukrayna toplumunun çağdaşlaştırılması için enteresan bir örnektir."
Alt kimlikleri öne çıkaran özendirici diziler her televizyonda en çok seyredilen saatlerde yayımlanmaktadır" gibi önemli uyarılarda bulunuyor.
*** Selim Somçağ ise tarihin fotoğrafını çekiyor: "İhanet eylemlerine milletimiz yurdun dört bir yanındaki bayrak mitingleriyle ve bayrak asma eylemiyle cevap verdi.
Mitingler büyük bir coşku, aynı zamanda vakar içinde gerçekleşti, hiç bir taşkınlık görülmedi.
Şüphesiz ki bu yalnızca PKK''nın son eylemlerine yönelik bir tepki değildi.
Son yıllarda, özellikle devr-i AKP''de AB ve ABD karşısında sürekli taviz verilmesine karşı halk arasında gittikçe güçlenen bir millî direniş ruhunun ifadesiydi ve verilen mesajın asıl hedefi emperyal merkezlerdi. Mesaj derhal alındı.
Tehlike büyüktü.
Demek ki yıllardır sürdürülen kültür emperyalizmine, kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme kampanyalarına, malûm medyanın dezenformasyon ve propaganda çabalarına, ekonomik yıkıma ve nihayet AKP iktidarına rağmen Türk halkının millî hassasiyetleri yeterince törpülenememiş, zor günlerde kenetlenerek ayağa kalkma hasleti yok edilememişti.
Bu ruh Türkiye''ye hâkim olursa Türkiye emperyalist planlara âlet edilemez, IMF boyunduruğunda tutulamaz, Ege Denizinden, Kıbrıs''tan, Güneydoğu Anadolu''dan sürülüp çıkartılamaz, Ermeni soykırımını tanımaya, toprak tazminatı vermeye, İstanbul''da bir Ortodoks Vatikan kurulmasını, Karadeniz bölgesine Pontusçuların yerleşmesini kabul etmeye ve nihayetinde Ön Asya''da Batı''nın lejyoneri olmaya zorlanamazdı.
Bu büyük tehlikeyi bertaraf etmek için derhal büyük bir operasyon başlatıldı.
Operasyonun şu ana kadar beliren ilk bacağı yükselen millî ruhun satılmış kalemlerin rol aldığı bir psikolojik savaşla köreltilmesidir.
İkinci bacağı da bazı provokasyonlarla millî hassasiyeti yüksek, dolayısıyla dipten gelen dalgada öncü rol oynayacak bazı kesimlerin itibar kaybına uğratılarak etkisizleştirilmesidir.
Operasyonun başka bacakları da olabilir.
Varsa bunlar da çok yakında sahnelenecektir. Bu operasyon çerçevesinde ilk olarak milliyetçi tepkiye ''şovenizm'' ve ''ırkçılık'' yaftaları yapıştırılmak istendi.
Medyada köşebaşlarını tutmuş olan liberal-Batıcı kesim doğrudan doğruya milliyetçilik kavramına saldırdı.
Bazıları daha kurnazca bir söylemle ''Hem Kürt milliyetçiliğine, hem Türk milliyetçiliğine'' karşı olduklarını açıkladılar. Bugün yükselen Türk milliyetçiliğine karşı çıkan herkes Batı''nın Türkiye ve bölgemiz üzerindeki emperyalist planlarının destekçisi durumundadır.
Türk milliyetçiliğini Kürt milliyetçiliğinin antitezi olarak göstermeye çalışmak da büyük bir budalalalık veya sahtekârlıktır.
Her etnik grup, her kavim millet değildir ve olamaz.
Türk milliyetçiliği ile Kürtçülüğü aynı kaba koyup mukayese edilebilir gibi göstermek büyük bir çarpıtma ve sahtekârlıktır.
Birincisi kökünü tarihin derinliklerinden alan meşrû bir siyasî akımdır ve mazlûm milletlerin emperyalizmin sultasından kurtulmalarına öncülük etmiştir; bugün de Türkiye ve bölge halklarının emperyalist saldırılara karşı başlıca dayanak noktasıdır.
İkincisi ise Batı''nın bölgemizi bölüp parçalayarak yönetebilmek için kışkırtıp beslediği ve yönettiği, yapay, köksüz bir kukla akımdır.
Köle olmadan varolmaya devam etmek istiyorsa bütün Türkiye halkı Türk milliyetçiliği bayrağı altında birleşmelidir.
Ne mutlu Türküm diyene!" *** Ukraynalı gazeteci Alexander Zgurovskiy, Zerkalo Nedeli gazetesinde yayınlanan makalesinde şöyle diyor: "1930''lu yılların ortalarında Türkiye''nin sanayileşme hızı dünya üçüncülüğü konumuna ulaştı.
Atatürk, en karmaşık reformları büyük bir kararlılık ve çabuklukla, zaman yitirmeden gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhurbaşkanının en büyük başarısı, özü itibariyle de görkemli olan bir ulus idealinin uygulamaya konmasıydı.
Atatürk''ün Türk Modeli, Ukrayna toplumunun çağdaşlaştırılması için enteresan bir örnektir."