DOĞRULAR VE YANLIŞLAR - Emin Pazarcı
Deniliyor ki: - 1980'li yıllarda Diyarbakır Askeri Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlülere insanlık dışı işkenceler yapıldı. Yanlış değil, doğru.Buradan hareketle şu iddia ortaya atılıyor: - PKK işte böyle büyütüldü. micardisplus 80/25 mg micardis haittavaikutukset micardis plus 80 12.5 mgdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Ardından, şunlar söyleniyor:
- Bu işkenceleri sadece Kürtler yaşadı.
İşte bu çok yanlış.
Çünkü, 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından her kesim büyük sıkıntı çekti. Diyarbakır Cezaevi, örnekler içinden sadece bir örnek. O dönemde sadece PKK'lılara işkence yapılmadı. Türk solu da son derece ağır işkencelerden geçti. İhtilâl yönetimi, sağda olsun solda olsun bütün gençliği işkence ve dayakla sindirmeye çalıştı.
PKK'lılar, sadece Diyarbakır'daydılar...
İşkence ise, Türkiye'nin bütün cezaevlerine yayılmıştı.
En ağır işkencelerden geçen kesim de ülkücülerdi. Ankara Mamak'ta, İstanbul Harbiye'de, Adana Emniyet Müdürlüğü'nde insanlık dışı işkencelerle karşı karşıya kaldılar.
Ülkücüler için, Ankara'da C-5 adında özel bir işkencehane kurulmuştu.
Çırıpçıplak soyuldular.
Günlerce çarmıha gerildiler.
Erkeklik organlarından elektrik verildi.
İdrar içmek zorunda kaldılar.
Bazılarına cop bile sokuldu.
Ülkücülerin arasında da intihar edenler, erkekliklerini kaybedenler ve hatta işkence ile öldürülenler oldu. Hem de öyle bir-iki kişi değil.
Demek ki...
"Bu işkenleri sadece Kürtler yaşadı" demek doğru değil. İhtilal yönetimi Türk-Kürt ayrımı yapmadı. Cezaevlerine giren bütün gençliğe aynı muameleyi reva gördü.
Kime yapılırsa yapılsın, bunların hepsi yanlıştı.
* * *
Deniliyor ki:
- O işkenceler sonucu Kürt gençleri dağlara çıktılar.
Bu da doğru değil.
12 Eylül 1980 sonrasında Diyarbakır Cezaevi'ne giren PKK'lılar, zaten dağdaydılar. "Apocular" adı altında örgütlenmişlerdi. Askere ve polise saldırıyorlar, sabotajlar düzenliyorlardı. Köy basıp, adam kaçırıyorlardı. Doğu ve Güneydoğu halkına kan kusturuyorlardı. 1980 öncesi pek çok köy, bunlara karşı 24 saat silahlı nöbet tutuyordu.
TRT'nin ve gazetelerin 1980 öncesine ait arşivleri, "Apocular"ın işledikleri cinayetlerle dolu.
Biz yine de diyelim ki, PKK'lılar bu yüzden dağa çıktılar.
O zaman Dev-Yol'cuların tamamının da dağlarda olması gerekirdi.
Dev-Sol da aynı metoda başvurmalıydı.
Ülkücüler de ellerine silah alıp, dağlarda gezmeliydi.
Çünkü, onlar da son derece ağır işkencelerle karşı karşıya kaldılar.
Mantık bu olunca, ortaya şöyle bir sonuç çıkıyor:
- Ülkücüler de ellerine silah alıp dağa çıkabilirler. 1980'li yıllarda uğradıkları işkenceleri gerekçe gösterip, devlete savaş açabilirler. Türk solu da bu metodu deneyebilir... Eğer böyle yaparlarsa, onlar da haklı görülebilir!
Olmaz, olacak iş değil...
* * *
Üzerine basa basa tekrarlamak istiyorum:
12 Eylül yönetimi herhangi bir etnik ayrım yapmadı. Türk olsun, Kürt olsun herkese aynı yanlış muameleyi uyguladı.
1980 sonrası askere gittiğimde ben de durup dururken "sakıncalı" ilân edildim. Elime silah verilmedi, rütbe takılmadı. Amasya'dan Ağrı'ya sürüldüm. Yatacak yer bile gösterilmedi, taşlarda yattım.
Hiç bir suç işlememiştim. Sabıkalı değildim. Üstelik, ortada "suç isnadı" da yoktu. Buna rağmen aşağılandım.
Şimdi benim de askerime ve devletime düşman mı olmam gerekiyor? Ben de mi elime silah almalıyım?
Asla, olacak iş değil.
Geçmişte elbette hatalar yapıldı. Son derece rahatsız edici adımlar atıldı. Ancak, Türkiye'deki Kürtçülük akımlarını ve PKK'yı, geçmişteki işkencelere bağlamak son derece yaplış.
Dev-Yol ve Dev-Sol dağda değil. Ülkücüler ellerine silah almadılar. Kürt vatandaşlarımız da evlerinde oturuyorlar. Ama, PKK dün olduğu gibi, bugün de dağlarda. Demek ki, bütün bu gelişmeler geçmişteki işkence ve baskılarla bağlantılı değil, meşreple ilişkili!