| |
|
Baktım, haber sitelerinden biri Tayyip Bey'in güzel gözlerini yakın plandan sergilemiş.
Altında da şu cümle; "İşte o gözler!" Biri hafif kısılmış iki çipil göz işte. Geçmiş olsun tabi de, nedense gözleri görünce aklıma "kedi-yara" bağlamındaki özdeyişimiz geliverdi.
Bilmem ki neden?
Seyrettiğim programda badem bıyıklı hukukçular Yargıtay ve Danıştay'ın bildirilerini usulsuz olmakla suçlayıp, bunu yargının yargıya müdahalesi olarak gördüklerini söylüyorlar.
Hele biri "Düşük yoğunluklu darbe süreci" gibi "Dam üstünde saksağan" bir laf ediyor. (Allah razı olsun Şahin Bakandan. Unutulmaya yüz tutmuş bir mükemmel deyimimizi daha tekrar devreye soktu. Sağolsun varolsun.)
Eleştiriler, bu kurumların böyle bir yetkisi olup olmadığı ve son 5-6 yıldır bu türde müdahalelerin neden arttığı konusunda yoğunlaşıyor.
Doğru diyorlar. Yetkileri var mıdır yok mudur bilmem ama kendilerini ilgilendiren bir konuda refleks göstermelerini önleyecek bir kanun da yok değil mi? Yargıyı bağımsız olmaktan çıkarıp siyasetin emrine verme çabalarına Yargıçlar değil de ben mi karşı çıkacağım?
Artan müdahalelere gelince, bu tarihin, Türkiye'de rejim, türban, laiklik tartışmalarının en yoğun yaşandığı, Devletin her organına sirayet etme çabalarının ayyuka çıktığı son 5-6 yıla denk gelmesi acaba garip bir tesadüf müdür?
Kavgalı olduğu her Devlet kurumuna kendi yandaşlarını oturtup sorunu kökünden çözmeyi ilke haline getirmiş, çoğunlukçu saltanat anlayışı maalesef bu son 5-6 yılda ortaya çıkmıştır.
İşte o nedenledir ki, memlekette ne kadar aklıselim varsa teker teker fikir beyan etmeye başlamıştır.
Devletin zirvesinde epeydir bir küslüktür gidiyordu.
Nedeni konusunda türlü spekülasyonlar vardı. Hatta birine ben de epeyce inanmıştım.
Sözde, emenetçi başbakanın eşi konutu hor kullanmışta, esas başbakan eşi de görevi devraldıktan sonra "Seni gidi pasaklı" falan demiş. Dedikodu işte. Ama şimdi işin aslını öğrendik. Meğerse küslüğe aşağıdaki dedikodu neden olmuş;
"HER ÖNERİ KABUL EDİLMEZ DEĞİL Mİ?"
Odadaki bir kadın: Hayrünnisa Hanım hayırlı olsun. İnşallah tamamına erer.
E.Erdoğan: Gerçekten sürpriz oldu.
H.Gül: Evet. Bilmiyordum. Benim için de sürpriz oldu.
E.Erdoğan: Genelde anormal olanlar beklenmez. Sizlerin de beklediği Recep Bey’in aday olmasıydı, öyle değil mi?
Odadaki kadınlardan biri: Ama Sayın Başbakan aday gösterdi…
E.Erdoğan: Elbette, ama her öneri kabul edilmez, değil mi?
H.Gül: Emine Hanım hayrola, bir sorun mu var?
E.Erdoğan: Recep Bey adaylıkta ısrar etmeliydi. Siyasi geleneklere göre başbakan varken bakan aday olmalı mı? Recep Bey bazı dengeleri gözeterek adaylık teklifinde bulunabilir... Yoksa önce dengeler bozuldu, sonra da denge bunu gerektiriyor mu denildi?
H.Gül: Öyle şey olur mu? Yılların dostluğu bunu gerektirir mi?
E.Erdoğan: Yılların dostluğu benim dediğime gelmeliydi. Evet, bir kırgınlığım var. Ama yanlış anlaşılmasın, biz bir aileyiz…
Oh Allahıma şükür, fotograftan anlaşıldığı üzere küslük sona erdi.
Bir de kimin "först leydi" olduğunu öğrensek huzura ersek. |
 |
|
 |
|