Ülkemiz korkunç bir ithalat kasırgası altındadır.
Gerekli gereksiz yapılan ithalat sonucu geçen yıl yaklaşık 40 milyar dolar dış ticaret açığı verdik.
Bu yıl şimdiden 50 milyar dolar olacağını ekonomiden sorumlu bakan söylüyor.
Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) yaptığı araştırmada, Uzakdoğu ülkelerinden Türkiye'nin yaptığı ithalatın, son 5 yılda beşe katlandığı belirtildi.
Türkiye'nin 2002 yılında 3.6 milyar dolar olan Çin, Tayland, Tayvan, Malezya, Endonezya ve Güney Kore'den yaptığı toplam ithalatın 2007'de 23.3 milyar dolara çıktığı ifade edilen araştırmada şöyle denildi:
"Türkiye 2002 yılında toplam ithalatının yüzde 6.9'unu söz konusu ülkelerden yapıyordu. 2007 yılında ise bu oran yüzde 13.7'ye yükseldi. Türkiye'nin bu ülkelere karşı 2002'de 2.8 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2007'de 21.7 milyar doları buldu. 2002 yılında Türkiye'nin dış ticaret açığının yüzde 17.9'u bu ülkelerden kaynaklanıyordu. 2008'de bu oran yüzde 35'e ulaştı."
(06.04.2008-Milliyet).
Küreselleşmenin baskısı ile bir ithalat çılgınlığı içindeyiz. Bu ithalat çılgınlığının irdelenmesi ve bu konuda halkımızın bilgilendirilmesi gerekir. Örneğin;
- Bu ithalat çılgınlığı için nasıl özendiriliyoruz?
- Bu ithalatlar hangi kalemleri kapsıyor?
- Bu ithalatları kimler yapıyor?
- Ne kadar vergi veriyorlar?
Sorularına yanıt verilmelidir.
Değerli arkadaşlar,
Bu ithalat aymazlığı sonucu, birçok yerli üretim durdu ve Türk şirketleri ile Türk dükkanları kapanıyor.
Yani şirketlerimiz için YAP-SAT bitti ve artık AL-SAT dönemi başladı.
Nitekim TOBB verilerine göre mart ayında yeni açılan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1.61 azalarak 9 bin 762'ye gerilerken, kapanan şirket sayısı yüzde 53.07 oranında rekor bir artışla 4 bin 64 oldu.
(18.04.2008-Milliyet).
Yine KOÇ holding yönetim kurulu başkanı Mustafa KOÇ, 1995 yılında AB ile yapılan Gümrük birliği anlaşmasının yersiz ve zamansız olduğunu, günümüzde bu anlaşma sonucu ülkemizin üretim kaybının ve ihracaatımızda oluşan zararın çok büyük olduğunu açıkladı.
Değerli arkadaşlar,
Uluslararası emperyalizm, ekonomimizi ele geçirmek için önce devletimizi borçlandırdı.
Şimdi de bankalarımızın %40 nı ele geçirdiler ve halkımızı borçlandırıyorlar.
Yerli yersiz yapılan ithalatlarla iç tüketim, tüm bankalarımız tarafından destekleniyor ve körükleniyor.
Tam bir tüketim çılgını olan halkımızın bankalara olan kart borcu ve kredi miktarı 100 milyar YTL yi aşmış durumdadır.
Şu aşamada ülkemizde en fazla kar eden kurumlar, halkımıza borç ve kredi vermede türlü yöntemler bulan Bankalarımız oldu.
Ancak bakalım verdikleri krediler ve borçlar geri dönmeyince bankalarımız ne yapacaklar?
Yapılan reklam ve özendirmeler sonucu ne yazık ki halkımız ve yöneticilerimiz tutumluluğu unuttu. Yerli malı kullanımından vazgeçti.
Değerli arkadaşlar,
Yüce önderimizin dediği gibi güzel ülkemizin tam bağımsız olabilmesi için ekonomik açıdan da kimseye bağımlı olmamalıdır. Aksi takdirde borç alan, emir alır ilkesi ile çok zor günler yaşarız.
Sevgi ve saygılarımla (02.05.2008).
NOT:
1- Standart and Poors (S&P) ülkemizin görünümünü durağandan, negative çevirdi (10.04.2008-Milliyet)
2- Vergi veren sayısı yaklaşık 600.000 azaldı. Son 5 yıllık dönemde en fazla mükellef erozyonu, katma değer vergisinde ortaya çıktı. 5 yıl önce 2 milyon 894 bin 190 olan KDV ödeyenlerin sayısı, 5 yıl sonra 2 milyon 273 bin 207'ye geriledi.
3- Yıllık enflasyon tahmini %4 den, % 9 a çıktı, yani enflasyon %100 artmış oldu. |