Yazımın sonunda söylemem gerekeni, en başında ifade ederek başlamak istiyorum.
Bireysel nitelik ve değerlerin gelişmediği, bireysel kimliklere sahip çıkılmadığı bir ortamda, kurumsal ve toplumsal değerlerin sağlıklı oluşmasını beklemek ve bunlara sahip çıkıldığından bahsetmek mümkün değildir.
Aynı şekilde Ulusal Değerlere ve aidiyet duygusuna sahip çıkılmayan bir ortamda, küresel anlamda değerli olabilmek ve çıkarlarımızı koruyabilmek de imkansız bir durumdur.
Bu yazıyı yazmama neden son örnek, yine terör örgütü adına konuşanlardan geldi.
Sözüm ona ovada siyaset yapan DTP’li Ahmet Türk, KADEP ve HAKPAR ile müştereken eski İngiltere Başbakanı Blair ve Portekiz Başbakanı Gonzales’e çözüm için çağrıda bulunmuşlar.
Kim bu çağrıda bulunan?Türkiye Büyük Millet Meclisinde Milletvekili.
Ne için çağrıda bulunuyor bu beyler?
Sözde Kürt sorununa çözüm bulunması ve PKK terör örgütüne silahların bıraktırılması için.
Amaç ne?
Üçüncü bir tarafı araya sokarak,sanki bu ülkenin vatandaşları değilmiş gibi Türkiye Cumhuriyetine karşı kendilerini bir taraf olarak kabul ettirmek.
Ulusal iradeyi ve egemenliği hiçe sayıp, küresel güçler desteğinde bölücü yaklaşımlarını dayatmak .
Aynı zamanda ABD’den kazık yeme ihtimaline karşı uluslar arası yeni bir siyasi zemin oluşturmak.
Ulusal iradeyi hiçe sayanlar sadece bu ayrılıkçılarla mı sınırlı ?
Elbette hayır.
Basında yer alan haberlere göre, AKP’yi kapatma davası ile ilgili baskı kurmak üzere Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinden bildiri gönderilmesi talebinde bulunan Milletvekillerimiz de var.
Ne için ?
Bu ülkenin bağımsız Yargısı üzerine baskı yapması ve uyarması için.
Helal olsun bu muhteremlerin egemenlik anlayışlarına.
Egemenliğimize sahip çıksın diye Meclis çatısı altına gönderilen bu adamlar çıkarları uğruna kendi egemenliğine saygı duymaz ise, bu ülkeye her yerden bildiride gelir talimatta gelir.
Ondan sonra müstemleke ülkesi gibi senin ne Meclisini ne de Yargını tanırlar.
Hele birde ülkemize yabancı yatırım çekiyoruz, zenginleşiyoruz,saygınlığımız artıyor çığırtkanlığı ile hiçbir sınır ve çizgi tanımaksızın uzun süredir olanlara bir bakacak olursak;
- Demokrasi’nin beşinci gücü sayılan Ulusal Basını yabancıların ya da yabancılara hizmet edenlerin tekeli altına sokanlar,konulara her zaman ve her şeyden önce küresel açıdan bakıp milli açıdan bakmayı göz ardı edenleriniz varsa,
- Tüm yer altı kaynaklarının yabancı şirketlere devredilmesinde ve ortalığın talan edilmesinde mahzur görmeyenleriniz bulunuyorsa,
- Ne olduğu belirsiz yurt dışı fonlarla beslenen bazı sivil toplum örgütleri sizler için fikir oluşturup projeler üretiyorsa,
- Çocuklarımızın bir kısmı yurt dışından güdümlü hoca efendilerin eğitim kurumlarında yetişiyor ve onun yaktığı ışık doğrultusunda siyaset yapılıyorsa,
- Ulusal olması zorunlu iletişim şebekelerin ve stratejik işletmeler bile yabancıların kontrolünde ise,
- Vatandaşın dedelerinden kalma iki yüz metrekarelik yerini yeşil alan ilan ederken, imar değişiklikleri ile yeşil alanları Arap sermayesine, ya da para babalarına pazarlayan belediyelere sahip isen,
Bilmelisin ki ; küreselleşme tek yönlü olarak çalışıyor ,bu acı gerçek seni ve senin iradeni hoyratça ve hayasızca kullanıyor demektir.
Kısacası,bu durum bir gelişme ya da kalkınma değil,işbirlikçiler sayesinde ülkenin sömürülme yolunda adım adım batağa girmesidir.
Bu günün dünyasında bilgi paylaşımı, sermaye, ekonomi, hizmet ve siyasetin çok yönlü oluşumu ve uygulaması bir gerçektir ve ülkemizin gelişimi açısından bu dünyanın katılımcı bir parçası olmak da zorunluluktur.
Bu çok yönlü dünyanın dışında kalmak elbette yanlıştır.
Ancak önemli olan, bu küresel ortamın zenginliklerini, ülkemizin ortak çıkarlarını göz ardı etmeksizin paylaşma becerisini gösterebilmektir.
Ülkenin çıkarı ise, üç beş kişinin,kurumun ya da cemaatin çıkarı ile sınırlı değildir.
Ülkenin çıkarı demek,bu ülkede yaşayan tüm vatandaşların olduğu gibi yarın ki bebelerimizin geleceğini de garanti altına alan yaklaşım ve işbirliği demektir.
Kısacası, bireysel çıkarlardan arınmış olarak , bugünümüzü ve geleceğimizi şekillendiren ortak menfaatlerimizin peşinde koşmaktır.
Bu yaklaşım ise öncelikle ulusal ve milli değerlerimize kıymet verilmesini,egemenlik kavramının ise ümmet değil,millet anlayışı ile özümsenmesini gerektirir .
Kısacası sömürü düzeninin günümüz uygulayıcıları olan küresel güçlerin karşısında ülkesinin maddi ve manevi tüm değerlerini ülkesi adına koruyamayan ve denge unsuru olarak kullanamayan bir zihniyet , Ulusal Egemenliğini , Küresel Egemen güçlere teslim etmeye ve ülkesinin geleceğini de karartmaya neden olmaktadır.
Tıpkı 20 nci yüzyıla girerken, ülkenin egemenlik haklarını yabancıların güdümüne devreden zihniyet nedeni ile koca bir imparatorluğun çöküşüne neden olduğumuz gibi.
|