Siyaset14 Nisan 2005 00:00

SOKAKTAKİ ŞİDDETİN GERÇEĞİ.... - Özcan Yeniçeri

Türkiye''de sokaklar seksen öncesine dönüşün alarmını vermektedir.Buna bir anlamda neden olanlar "milliyetçilik dalgası geliyor" telaşı içine girmişlerdir. Türkiye karşıtlığını meslek edinmiş olanlar olup/biteni saptırmaya çalışmaktadır.            Malum odaklar şiddeti önce tezgâhlayıp, ardından da "yandım anam" diye bağırmaktadır. İşin üzücü yanı sokaklardaki şiddet ve saldırganlıktan daha fazlasının stüdyolarda, statlarda ve gazete köşelerinde yapılmış olmasıdır. fusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsrenovation vejle renovation skive renova

 

            Malum odaklar; şiddet uygulayanları ya da şiddetin yolunu açanları haklı ve haksız olarak ikiye ayırmakta bir tarafı kutsarken diğer tarafı da mahkûm etmektedirler.

           Siyasi, ekonomik, ideolojik, dini ve sosyal çıkar benzerliklerine göre yargılar üretilmektedir.

           Eline mikrofonu geçirmiş ne kadar yazar/çizer/düşünür varsa olup/bitenin nedenlerini karşıt düşüncede olanların kötülüklerine bağlamaktadır.

            Hiç kimse kendi eylem, söylem, tutum ve bakış tarzıyla yüzleşmek gibi bir tavrı aklından bile geçirmemektedir.

             Toplumsal şiddeti harekete geçiren dinamikler "haklı/haksız", "biz/onlar", "dost/düşman", "melek/şeytan" ikilemi arasında kaynayıp gitmektedir.

             Bundan daha da vahimi televizyonlarda arzı endam eden ne kadar sosyal bilimci varsa bu konudaki "kesin doğru"nun, "mutlak hakikatın" altın anahtarının kendi ellerinde tutuyorlarmış gibi konuşmalarıdır! Gerçekte ülkenin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yapısının ürettiği sorunları provokatör (karıştırıcı) ya da ajitatörlerle (kışkırtıcı) açıklanması sorunun yüzeyselleştirildiğinin göstergesidir.

           Karıştırıcı ve kışkırtıcılar her zaman vardır ve olacaktır.

           Her sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik kriz Kanguruların yavrusunu kendi içinde taşıdığı gibi kendi kışkırtıcısını ve karıştırıcısını da kendi karnında taşır.

           Aslında sorun ekonomik, siyasi ve sosyal uygulamaların şiddete açık bir ortam üretmesinden kaynaklanmaktadır.

           Şiddet aslında bir güvenlik ya da kışkırtıcılık sorunu olmanın çok ötesinde kendisini yeşerten ortamın çocuğudur.

            Bir bakıma haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, eşitsizlik ve ezilmişlik sorunudur. Bir yerde çalışkanlık ile kazanç; yetenek ile kariyer; erdem ile ekmek; yürek ile akıl arasındaki bağ koparılmışsa çatışmaya uygun bir ortam oluşmuş demektir.

           Değerler piramidinin tepe taklak edilmesi bireyleri kaos içine yuvarlar.

            Değerler hiyerarşisinin ihlali anomiyi, anomi yabancılaşmayı, yabancılaşma da kültürüne, kendisine ve değerlerine yaban olan insanı doğurur. Türkiye''de medya, siyaset ve akademik çevreler son zamanlarda daha önce eşi benzeri görülmemiş bir biçimde milli değerleri aşağılayan, milli kurumları dejenere eden ve ahlaki değerleri tüketen Leviathan''a (deniz canavarı) dönüşmüş bulunmaktadır. Geleneksel olarak ne kadar erdem, estetik ve etik olarak kabul edilen olumlu değer varsa hepsi kirletilmiştir.

             Onca olup/bitene karşın geçmiş ile bağlantısı koparılmış olan sıradan hayatlara bugünü yaşamaktan başka bir şey düşünmemesi önerilmektedir.

            Geçicilik her yerde temel eylem biçimi olarak kutsanmakta; ilkesiz, onursuz ve bel omursuz yaşamanın yararları her yanı işgal etmektedir.

            İnsanların değer eksenli yaşamaktansa çıkar eksenli yaşamayı tercih ettikleri görülmektedir. Ülkeyi yönetenler imparatorluklar kurmuş bir kültürün varislerine yeni bir kimlik dayatma cüretini kendinde görebilmektedirler.

            Hatta bu yetkililer bayrak yakan ile bayrak asan arasında tarafsız bir konum sergilerken, ülkenin yetiştirdiği düşünce adamları "Vatanı övmek ile vatanı yermek arasında sıkışmaktan" söz etmektedir.

           Bugün Türkiye''de değerler hiyerarşinin en üstünden en altına kadar uzanan zincirde büyük bir boşluk yaşanmaktadır.

            Türk milleti Kıbrıs, Kerkük, 12 Mil konusunda milletinin hayati çıkarlarının güçlü bir biçimde korunduğuna emin değildir.

                Bu bağlamda Türkiye''nin çeşitli kentlerinde yaşanan şiddet olayları itilen, kakılan, örselenerek kolektif bilinçaltına tıkılan milli kinlerin bilinç üstüne çıkmasından ibarettir.