Ekonomi2 Nisan 2008 00:00

Savunma Sanayiinde Strateji Çizildi, Projeler Hazır - Burak Mavi

Sessiz sedasız uygulanan bu yeni planın ilk aşaması 1997-2006 yıllarını kapsayan On Yıllık Tedarik Planı (OYTEP) idi. Puanlanan kritiklik seviyeleriyle yurt dışından tedarik edilse dahi, kullanımında güvenlik nedeniyle sakıncalar bulunan araçlar, yerli üretimi kapsayan modellerle projelendirildi. Bu programın başarısı ise ancak Güneş Operasyonu’nda fark edilebildi. Operasyonda kullanılan araçların neredeyse tamamı 10 yıl öncesinde TSK envanterinde bulunmayan araçlardan oluşuyordu.claritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilomicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Savunma Sanayiinde Strateji Çizildi, Projeler Hazır

Burak Mavi - CNBC-e Business

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  02.04.2008
   

(Açık İstihbarat : Aşağıdaki makale Türkiye'nin savunma alanında attığı yerelleşme adımlarını içermesine rağmen, bunları ortaya koyarken yabancı teknolojinin kritik noktalarda ne görevler üstlendiğini de ortaya seriyor. Bu hali ile hayli kafası karışık bir tablo çizse de; Türkiye savunma sanayiinde 10 yıl öncesine kıyas edildiğinde umut verici bir durumda bulunsa da; teknolojinin çok katmanlı yapısı ve savunma sanayiinin şeffaflığı sorunları çerçevesinde temkinli bir iyimserlikle dikkatinize sunuyoruz.)

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------

90’ların başından itibaren arka arkaya düzenlenen operasyonlarla PKK’nın beli kırılmaya başlanmıştı.

PKK’nın 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın yakalanması ve zorunlu olarak tek taraflı ateşkes ilan etmesiyle sonuçlanacak sürece adım adım yaklaşılıyordu. Elde edilen başarıya rağmen TSK’nın komuta kademesinin canını sıkan bir durum vardı.

Operasyonların başarısını etkileyebilecek engellemelerin ardı arkası kesilmiyordu. Eski bir bordo bereli olan savunma uzmanı Mete Yarar Amerika ve Avrupa’dan gelen engellemeleri şu örnekle anlatıyor:

“Operasyonun en etkili silahlarından birisi Super Cobra helikopterleriydi. Bir ara bu helikopterlerin ön tarafında bulunan makineli tüfek mühimmatlarını bile bize satmadılar. Yurt dışındaki bazı silah tüccarları devreye sokularak Güney Afrika’nın da içinde olduğu geniş bir coğrafyadan ihtiyaçlarımızı temin etmek zorunda kaldık.”

Aslında bunun pek çok örneği yaşanmıştı.

1960’larda Johnson mektubu ile Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkartma yapması engellenmiş, İnönü ünlü “başka bir dünya kurulur, Türkiye oradaki yerini alır” sözünü söylemişti.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra da müttefik ABD, Truman Doktrini’nin 14’üncü maddesini gerekçe göstererek Türkiye’ye silah ambargosu uygulamıştı.

Söz konusu madde askeri yardım kapsamında sağlanan malzemelerin amaçlarının dışında kullanılamayacağı hükmünü içeriyordu. Bu ambargo Türkiye’nin nefesini kesmişti.

Emekli Tümgeneral Turhan Olcaytu, tank vantilatör kayışının bile gönderilmediği için tankların garajda yattığı günleri hatırlatıyor.

ABD’nin uyguladığı silah ambargosundan Türkiye çok şey öğrenmişti. Savunma sanayisinin yeniden yapılandırılarak dışa bağımlılığının azaltılması gerekiyordu.

1974 sonrasında kurulan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakıflarının yürüttüğü çalışmalar neticesinde her biri alanında tek ve bugün değeri milyar dolarlarla ölçülen TUSAŞ, ASELSAN, HAVELSAN ve ROKETSAN kuruldu.

Başlangıçta bu şirketlerin teknoloji ve kabiliyetlerini geliştirmeleri için zamana ihtiyaçları vardı.

Bu süre içinde TSK’nın ihtiyacı olan araç gereçlerin büyük çoğunluğu hazır alım yoluyla tedarik ediliyordu. 15 yıl önce ise daha büyük bir şey olmuştu.

Türkiye’nin terörle mücadele için gereken araç ve mühimmat alımlarında müttefik ülkelerin engellemeleriyle karşılaşması, TSK’nın komuta kademesinin yeni bir planı uygulamaya koymasına neden oldu.

Mete Yarar, 15 yıl önce komuta kademesinin bir durum değerlendirmesi yaptığını ve ordunun modernizasyonu için çok önemli kararlar aldıklarını söylüyor.

Sessiz sedasız uygulanan bu yeni planın ilk aşaması 1997-2006 yıllarını kapsayan On Yıllık Tedarik Planı (OYTEP) idi.

Puanlanan kritiklik seviyeleriyle yurt dışından tedarik edilse dahi, kullanımında güvenlik nedeniyle sakıncalar bulunan araçlar, yerli üretimi kapsayan modellerle projelendirildi.

Bu programın başarısı ise ancak Güneş Operasyonu’nda fark edilebildi.

Operasyonda kullanılan araçların neredeyse tamamı 10 yıl öncesinde TSK envanterinde bulunmayan araçlardan oluşuyordu.

Bu araçlar sayesinde TSK dünyada en fazla beş ordunun gerçekleştirebileceği bir operasyona imza attı. En kısa zamanda, en az kayıpla, hedefin en büyük oranda yok edildiği ve son teknolojinin kullanıldığı bir operasyondu bu. İste operasyonun başarısını pekiştiren araçlar:

Hava bombardımanı F-16 ve F-4E 2020 Terminatör uçakları tarafından yapıldı.

11 yıl önce TSK envanterinde F-4E 2020 diye bir uçak yoktu. 1997 yılında İsrailli IAI şirketiyle yapılan 632 milyon dolarlık anlaşma çerçevesinde 54 adet F-4 Phantom II uçağı modernize edilerek F-4E 2020 Terminatör adını aldı. Uçaklara gelişmiş radar ve seyrüsefer sistemleri eklendi, sayısal göstergeli yeni kokpit tasarlandı. Silah sistemleri de baştan aşağı yenilendi.

GECEYİ GÜNDÜZE ÇEVİREN F16’LAR

Operasyona iki filo halinde katılan Terminatörler keşif ve denetlemenin yanı sıra bir de F-16’ları uçaksavarlara karşı koruma görevini üstlendi.

Terminatörler Sar radarlarını kullanarak bölgenin elektronik fotoğrafını çekti. Görüntüler anında Bandırma’dan havalanan ve Van Gölü üzerinde İncirlik’ten kalkan tanker uçaklardan yakıt ikmali yaparak Irak’a giren F-16’lara iletildi.

F-16’lara son teknoloji ürünü Lantrin hedefleme podu, yani düşük irtifada uçuş ve kızıl ötesi gece hedef bulma sistemi entegre edilmişti. Sistem sayesinde kızıl ötesi ışınlar yayan uçaklar, bir anlamda geceyi gündüze çevirdi.

Kullanılan teknoloji sayesinde arazinin şekli pilotların önüne dijital olarak yansıyordu. Terminatörlerin radarlarında tespit edilen koordinatlara lazer ışını gönderildi ve F-16’lara yüklenmiş olan lazer güdümlü mühimmatlar sayesinde pilotlar nokta atışı yapabildi. Kısa bir süre öncesine kadar F-16’larda Lantrin hedefleme podu da yoktu.

F-16’lar bomba yağdırırken Terminatörler üzerindeki kameralar aracılığıyla operasyonun görüntüleri Genelkurmay Karargahı’na aktarıldı. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt bu teknolojiyi “PKK kampları artık bizim için BBG evidir” sözleriyle anlatıyordu. 10 yıl önce böyle bir imkan da mevcut değildi.

OPERASYONDA İLK KEZ BALİSTİK FÜZE KULLANILDI

Diğer yandan Türkiye sınırından PKK kamplarına atılan ve menzili 250 kilometreye kadar çıkabilen, savaş başlığı taşıyan füzeler de ilk kez kullanıldı.

Operasyon sırasında sınıra dört tip füze sistemi konuşlandırıldı. Bunların üçü Türk yapımı.

Amerikan yapımı olan dördüncü tip füze sistemi ATACMS’yi ABD iki Irak savaşında da kullandı. TSK'nın 12 fırlatıcılı rampada 72 ATACMS füzesi var.

TSK envanterine 1999 yılında giren ilk Türk füzesi Toros ise, Roketsan imzalı. Menzilleri 65-100 kilometre arasında değişiyor.

Çin teknolojisi örnek alınarak üretilen Yıldırım füzeleri, envantere giren en yeni sistem.
Menzili 250 kilometreye kadar çıkabiliyor ve tamamen yerli üretim.

Kamyon üzerinde taşınan çok namlulu roketatar sistemi Kasırga, yerli üretim füzelerin sonuncusu.

80 kilometre ötedeki hedefi vurabiliyor.

Füzeler TSK’nın Arifiye fabrikalarında üretilen 40 kilometre menzilli Fırtına obüsleriyle desteklendi.

Fırtına obüsleri 2001 yılında Güney Kore’nin Thunder obüsleri temel alınarak üretilmeye başlandı.

5 saniyede bir atış yapabilen obüslerin piyasa değeri 4 milyon doların üzerinde olmasına rağmen yerli üretimle 2.5 milyon dolara mâl edilebiliyor.

Sınırda konuşlanmış bu araçların destek ateşinin yardımıyla kara birlikleri Irak’ın 20 kilometre içine girebildi.


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2008