Siyaset31 Mart 2008 00:00

Gariplikler Ülkesi - Tamer Uysal

Geçenlerde ülkemizde yarışmanın birine davet edilen ne idüğü belirsiz Paris Hilton adlı kişiliğe işadamlarından birinin Yeşilçam filmlerindeki gibi bir araba dolusu gül yollaması bana Gorki’nin “Ana” adlı ünlü romanında bahsi geçen haberi hatırlattı. Romanda bir Moskova gazetesinde manşetten yayınlanan haberde işçiler arasında kendilerini polise gammazlayan grev kırıcı bir patronun metresine altından vazo armağan edişinin yazdığı konuşuluyordu. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons click free discount prescription card

Gariplikler Ülkesi

Tamer Uysal - Haber 90

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  31.03.2008
   
Cihân ârâ cihân içindedir ârâyıbilmezler
O mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

HAYÂLÎ


Türkiye, gariplikler ülkesi.

Bir yanda milyonlarca insan yoksulluk sınırının altında yaşama savaşı verirken bir yanda emekçilerin hakları kolayca gaspedilmektedir. Öte yanda açlık ve sefalet içinde yaşayan insanların haklı mücadelesi yer bulmazken gazete ve TV’lerde paranın su gibi aktığı şölenler ballandıra ballandıra ekranlara geliyor.

Türkiye yıllarca politikacıların hamasi nutuklarıyla oyalanıp durdu, sorunlara çözüm üretilemedi. Fakat ülkenin değerleri teker teker elden çıktı. Aslında yine “Biz Batının ahlakını aldık, bilimini ve fennini değil" diyerek halkın kafasını bulandıran Başbakanın sözlerinin bazılarında tam aksi zuhur etmiştir.

Geçenlerde ülkemizde yarışmanın birine davet edilen ne idüğü belirsiz Paris Hilton adlı kişiliğe işadamlarından birinin Yeşilçam filmlerindeki gibi bir araba dolusu gül yollaması bana Gorki’nin “Ana” adlı ünlü romanında bahsi geçen haberi hatırlattı.

Romanda bir Moskova gazetesinde manşetten yayınlanan haberde işçiler arasında kendilerini polise gammazlayan grev kırıcı bir patronun metresine altından vazo armağan edişinin yazdığı konuşuluyordu.

Ülkemizde işadamları devletin tanıdığı yasal olanaklarla sırtından alın teri dökmeden köşeyi dönerken işçiler ve memurlar “Vatan Millet Sakarya” edebiyatıyla sömürülüp durdu.

Sahip oldukları gazete ve televizyonlar ise en ufak bir hak talebinde onları yerden yere vurdu. Yeri geldiğinde şuraya buraya sürülen bu insanların aynı ülkedeki vatandaş oldukları unutuldu.

Turgut Özal benim memurum işini bilir derken maaşları da sosyal hakları da günbegün eridi. İşini bilenler gelinen süreçte onun çok sevdiği zenginlerden mi oldular, hayır.

Devletin memurları açısından Aziz Nesin’in deyişiyle durum 50 yıl önce neyse 50 yıl sonra da oydu; ay sonları yine zar zor getirildi ancak değişen tek şey elde ne var ne yok nerdeyse hepsinin satışa çıkarılışıyla beraber ekmek kapıları devletin ufalanarak giderek yok edilmesiydi.

Bugün ortada görünen başka gerçek ise bu süreçten sonra ülkenin başına ondan daha muhafazakâr daha liboşunun gelmesidir. Onun da işadamı bursuyla Amerikalarda okuyup villalar gemicikler alan çocukları vardır.

Öbür yanda geçen süreçte büyük bir olasılıkla çocuklarının yazgıları da kendilerininki gibi olacak olan memurların işini ne kadar bildiği en azından ramazanda belediyelerin kurduğu iftariyelik çadırlarda yaşanan izdihamlardan apaçık anlaşılıyor.

Benzer tablolar elbette başındakilerin gerçekte neleri sevdiği bu halk tarafından fark edilmedikçe sergilenmeye devam edecektir.

www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2008