| |
|
İHANET şebekeleri şu sıralar dillerine yeniden “Şemdinli” meselesini dolamaya başladılar... Hevesleri kursaklarında ya, fırsat buldukça kusuyorlar..
Oysa “Alayı” o meseleden yakayı sıyırdıklarına, adaletin peşlerine düşmediğine şükretmelidirler!..
Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef aldıkları komplonun neferleri olarak hepsi sorumludur...
Biz bugün hafızaları tazeleyelim ve Şemdinli’de o gün neler olduğunu, doğruları ile hatırlatalım...
Eşkıya’nın “Elinizle öldürün kanını için!..” çağrısından başlayarak...
Şemdinli’de tuzağa düşürülen astsubaylar için o gün PKK telsizinden, şehirdeki eşkiyaya gelen talimat böyle tespit edildi.
Çetebaşı militanlara bu emri veriyordu...
“Kanlarını için!..”
Tekrarlıyorum...
Amerikan malı patlayıcılarla Şemdinli’den yola çıkan Sevr çetesi, şu ünlü iddianame ile Genelkurmay üzerinden geçerek hedefe doğru bir büyük adım atacağı inancı ile hareketlenmişti.
Barzani’nin karargahından alınan rüzgarlarla, Nevruz bahanesi ile desteklenen güç gösterileri Ankara’nın göbeğinde büyük bir gedik açarak tavan yapacaktı.
AB patentli bir kanlı oyunu sergilediler...
Medyadaki, barolardaki, sendikalardaki vs uzantıları ile bas bas
“Çete var, derin devlet iş başında, devletin izindeki mafya”
diye yırtınıp devleti suçlama gayreti ile kendi marifetlerini perdeleme, daha doğrusu amaçlarına ulaşma gayretindeydiler...
Devletin elinde önemli belge ve bilgi var...
Bunların arasında bazı ses kayıtları önemli yer tutuyor. Bu ses kayıtları, PKK çetesinin mensuplarının kendi aralarındaki görüşmelerini de ihtiva ediyor..
Şu ünlü Seferi Yılmaz’ın sözde kitabevinde bomba patladığı gün...
9 Kasım 2005, Saat 13:53... Sabri kod adlı F.B. ile diğer örgüt üyesi M.S. görüşüyor...
F.B. Alo...
M.S. Nasılsın iyi misin?
F.B. Başım üstüne sen nasılsın?
M.S. Vallahi ben de iyiyim, şimdi biz çarşıdayız. Kıyamet gibi. Biz de onların arabasını yakaladık, resimlerini aldık.
F.B. Kaç kişi yakaladınız? Elinizde ne var?
M.S. Vallahi birini yakaladık onu da bıraktık. Millet eksik gelmişlerdi. Şimdi arabada eşyaları var. Millet yürüyüş yapıyor.
F.B. Ne kadar millet var çarşıda?
M.S. Vallahi milletin hepsi komple çarşıda.
F.B. E tamam arabayı yakın arabayı.
M.S. Vallahi biz o tarafa gidemedik, biz adamları imha ettik.
F.B. Evet evet bana bak kim yapmışsa, elinizle öldürün kanını için.
M.S. Vallahi biz Yüksekova’nın çıkışına getirdik imha ettik.
F.B. Tamam iyi yapmışsınız.
M.S. Biz şimdi sloganlar atıyoruz. Millet çok, ben de içine giriyorum İyidir.
F.B. Tamam artık ilçe başkanı ilçe başkanı ile bir çözüm yapın olay yaratın.
M.S. Tamam yapıyoruz.
F.B. Tamam iyi.
M.S. Gözüm üstüne.
Bu tespitler sadece bir bölüm
Dahası da var...
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ASIL “Suçlular” bu meseleden kendilerine göre sıyrılıp, üstüne bir de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne dalış yapıyorlar ya!..
İşin aslını milletimizin iyice bellemesi gerekir...
Şemdinli tezgâhı elbette sağduyulu insanımızca deşifre edilmiştir...
Bu meselenin içerisindeki Barzani’den eşkıya çetesine ve malum tarikat yapısına uzanan saadet zinciri biliniyor...
Biz konuyu hatırlatmayı sürdürelim, hem de ilk elden...
Şemdinli’de ilk patlama 29 Temmuz 2005’te ikincisi ise 5 Ağustos 2005’te meydana geldi.
İlkinde jandarma 2 astsubayını şehit verdi.
PKK’nın ikinci saldırısında, 3 çavuş 2 er şehit oldu.
Bu patlamaların ardından 26 Ağustos gecesi jandarmaya gelen isimsiz bir ihbar telefonu ise son patlamayla ilgili Seferi Yılmaz’ı işaret ediyordu.
26 Ağustos 2005’te, gece saat 00.40’ta jandarmayı arayan bir kadın, Seferi Yılmaz ile ilgili iddialarda bulundu. Şemdinli davası dosyasına da giren bu telefon konuşmasının metni şöyle:
KADIN: Hani şu Şemdinli İlçe Jandarma Komutanlığı önünde patlama olmuştu ya. Bilgi vermek istiyorum.
JANDARMA: Evet.
KADIN: Birisinin ismi Seferi Yılmaz’dır. Yanındaki oğlan da Cahit Erler. Seferi Yılmaz patlama olduktan sonra ortalık yatışıncaya kadar Irak’a kaçmayı düşünüyordu. PKK olayında şimdi kendisi başkanlık yapıyor. Örgüt başı.
JANDARMA: Biz size gerektiğinde nasıl ulaşacağız?
KADIN: Ben korkuyorum, bunlar bilirlerse beni yaşatmazlar... Rüyalarıma dahi giriyorlar, çünkü ben o gece olayı gören tek şahidim. Çünkü Seferi Yılmaz var ya, sesini duydum. 12.00’ye çeyrek vardı, gece ben bu konuşmaları duydum.
Bütün bu bilgilere karşılık, Seferi Yılmaz’a dokunulamadı!..
Malum savcı bu bilgileri belgeleri yeterli bulmadı, tıpkı 23 klasörlük dokümandan, devlet dışında kimseyi suçlayacak bir sonuç çıkartamadığı gibi...
Bu yüzden ilk elde Seferi serbest, astsubaylar içerde...
Şimdi bu “İçerdeki” astsubaylardan Ali Kaya’nın söylediklerine bir bakalım...
Astsubay Kaya şunu vurguluyor...
“Ben eğer oraya Seferi Yılmaz’ı öldürmek için gitseydim beni durduramazlardı”
Ve ekliyor “Tezgâha geldik.”
Görgü tanıkları da çelişkili.
Kimisi “Kaçtı”, kimisi “Arabadaydı”, kimisi “Görmedim” diyor.
Astsubay Kaya, Seferi’yi anlatıyor.
“İlk günlerde herkes Seferi Yılmaz için
‘1984’de bir itirafçının ifadesine dayanarak cezaevine girmiş, gariban birisidir’
diyordu. Ancak, Cumhuriyet Savcısı’nın iddianamesinin 4. sayfasında bu kişinin ‘Hacı’ kod adıyla halen örgütle işbirliği içinde olduğu, örgüt mensuplarıyla görüştüğü, askeri birliklerle ilgili istihbarat yaptığı, örgütün dağ kadrosuna adam kazandırdığı, iki büyük patlamada rol aldığı, telefon konuşmalarıyla da tespit edilmiş durumda. Hani bu adam masumdu? Bazı siyasiler de kolundan tutup dolaştırıyor.
Olay günü, PKK’nın dağ kadrosunda bulunan ‘Agiri’ kod adlı terörist orada. Sabri kod adlı kişinin konuşması var. Bu kişinin babasıyla yaptığı telefon konuşmasında ‘Baba, Şemdinli’yi yerle bir ettik’ diyor. Konuşmalar arasında ‘Hacı’ kod adlı kişiye yani Seferi Yılmaz’a sahip çıkılması isteniyor.”
Astsubay’ın bir çarpıcı açıklamasıda şöyle...
”Şemdinli’ye giderken yanımıza Kalaşnikof silahlar, el bombası, hücum yeleği almışız diye eyleme gittiğimiz izlenimi yaratılıyor. Şemdinli’ye elimize kaval alıp gidecek değiliz. Tabii ki oraya silahlı olarak gideceğiz.”
Dedikten sonra bir karargâhı işaret ediyor...
“Şemdinli’de Barzani’nin sözü geçer.”
|
 |
|
 |
|