İlk defa bir yazıma hiç âdetim olmadığı üzere soru cümlesiyle başlık attım.
Çünkü bu defa soru sormak, hatta hesap sormak niyetindeyim. Zira geldiğimiz son nokta bu hakkı bize tanımıştır.
“Kontrol Edilebilir Kulüp Milliyetçiliği” başlıklı yazımı yazdığımda ve Güler Kömürcü hanımefendinin köşesinde okur mektubu olarak alıntılarla kısmen, Açık İstihbarat sitesinde de tam metniyle yayınlandığında kızılca kıyamet “sessizce” kopmuştu.
Türk Ocakları Başkanı Güler Hanıma gönderdiği mektupta şahsımı tanımadan hakaretamiz ifadelerle mukabele etmiş, Türk Eğitim-Sen ve Kamu-Sen yöneticileri ile MHP Merkez Yönetimi de beni soruşturmuştu, ki sonradan haberini aldım. Ama tebrik ve teşekkür mesajları da almıştım.
Tepki gösterenlerin koltuk sahibi olması, duygu ve düşüncelerine tercüman olduğumu söyleyip teşekkür edenlerinse benim gibi sıradan vatandaşlar olmaları bugün içinde bulunduğumuz durumun da özetidir aslında.
Evet, geldik bugüne…
Ergenekon Operasyonu kapsamında, tesadüf mü atıf mı şaşırdım, Ergenekon’dan çıkışımızı kutladığımız 21 Mart Nevruz Bayramı sabahı İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı.
Aslında bu gözaltılar bekleniyordu, zira Fehmi Koru’nun yazıları buna delildi.
Hatta Oray Eğin, Akşam gazetesindeki köşesinde 3 Mart 2008 tarihli ve
“Bu isim kimin gözaltına alınacağını önceden biliyor”
başlıklı yazısında aldığı duyumları aktarıyor ve Fehmi Koru’nun Vedat Yenerer’in gözaltına alınacağını kendi odasındaki sohbetlerde yakınlarına aktardığını anlatıyordu.
Ve diyordu ki:
“Rivayete göre bu bilgisinin teyit edilmesinin ardından Koru yine meydana çıkıyor, sağda solda yeni istihbarat bilgileri anlatmaya başlıyor. Anlattığı yine Ergenekon operasyonu kapsamında bu sefer iki gazetecinin göz-altına alınacağı iddiası.
İddiayı aktaranlar, Koru’nun daha önceki istihbaratının doğru çıktığını göz önünde bulundurarak bu bilgileri veriyor. İki isimden biri hakikaten Türkiye’yi sarsacak nitelikte, çok şöhretli bir gazeteci.
Son zamanlarda muhalif çıkışlarıyla konuşulan ve kendisinden bir siyasi hareket yaratması beklenen çapta bir isim... Ancak bu ismin şöhreti gelecek muhtemel tepkilerden dolayı operasyonu düzenleyecekleri tereddütte bırakıyormuş.”
Şimdi bütün bu bilgilere ve manzara-i umumiye bakınca rahatlıkla söyleyebiliriz ki; bu isimler AKP’ye karşı açılan kapatma davasının rövanşı için gözaltına alınmıştır, bu bir uyarıdır.
Davanın açılmasının tam bir hafta sonrasında bunun yapılması şöyle bir mesaj içermektedir:
Siz bizim “Kâbe”mize saldırırsanız, biz de sizin akıl hocalarınıza musallat oluruz.
Yargı sürecindeki bir hadisenin vatandaşa görünen yüzünü aktarmakla yetinip daha ileri gitmeyeceğim.
Son gözaltılardan sonra Cumhuriyet okurları ve İşçi Partililer kitlesel eyleme geçmişler, yazılı ve görsel basın başta olmak üzere ilgili ilgisiz meslek odaları, sivil toplum örgütleri ve CHP Merkez Yönetimi (bizzat Sayın Baykal) durumu protesto etmişlerdir.
Ancak bu süreçte hepimiz gördük ki “yalnızız”, ve hatta yapayalnızız.
Nedense kimse Bekir Öztürk, Sevgi Erenerol, Veli Küçük, Güler Kömürcü, Muzaffer Tekin, Kemal Kerinçsiz ve Vedat Yenerer için bu kadar hassas davranmadı.
“Ergenekon Örgütü”nün Sol/Stratejik Kanadı olarak lanse edilen bu isimler için gösterilen sahiplenme daha önce gözaltına alınan isimlerden esirgendi.
Yapılan basın açıklamalarında da özetle
“En son gözaltına alınan bu üç önemli ismin ‘o ülkücü mafyayla’ ilişkisi yoktur, hata yapıyorsunuz, onları serbest bırakın.”
dendi.
Orijini belli medya gruplarından, siyasilerden ve sivil toplum örgütlerinden bir şey bekleyemezdik, bu kabulümüz…
Keza Güler Hanım üzerinden meslek ahlâkını bile hiçe sayan haberler yaptıklarını gördük, Sevgi Erenerol’u ve Atatürk’ün kurdurduğu Türk Ortodoks Patrikhanesi’ni ne şekilde anlattıklarını da esefle izledik.
Ama ya “bizimkiler” diye gördüklerimize ne demeli?
Değirmeninize -kerhen de olsa- su taşıyanları ne de kolay harcadınız!...
Hukuka saygımız ve güvenimiz tam elbet, soruşturmanın gizliliğine de itaatimiz…
Fakat en azından “o gözaltılarla ilgili” kaygılarınızı ve duruşunuzu gösteremez miydiniz?
Türkiye’nin en eski ve en köklü sivil toplum örgütü Cumhurbaşkanına kerameti kendinden menkul bir rapor hazırlarken, teşkilatlarının konferans listesinde olan Güler Kömürcü gibi isimlerle ilgili bir açıklama yapamaz mıydı?
Cumhurbaşkanlığı seçiminde, türban meselesinde ve kapatma davasının ertesindeki Anayasa değişikliği hamlesinde, yani iktidar partisinin başı her sıkıştığında yardımına koşanlar, kendileriyle aynı ilke ve değerleri savunan o isimlerle ilgili küçük bir vefa beyanatı dahi veremez miydi?
“Memur-Sen’e kardeş gelmiş meğer” dediğim için bana köpüren milliyetçi sendikacılarımız bir basın açıklaması yapamaz mıydı “o isimler” gözaltına alındığında?...
Şimdi anladınız mı o yazıyı niye yazdığımı, niçin o kadar kızdığımı ve neden ağzımı açıp gözümü yumduğumu?...
Gayrı hissettiniz mi yalnızlığımızı ve kimsesizliğimizi?...
Fehmettiniz mi, işte bu yüzden ve maalesef ki, neden hiçbir şeyin değişmediğini?...
Artık “farkın farkındasınızdır” umarım.
Gelecek için… |