Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son gelişmeleri şöyle bir sıralayalım…..
PKK terör örgütünün K.Irak’taki kongresine katıldığı ve PKK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulan Sabahat Tuncel, geçtiğimiz Erken Genel Seçimlerde DTP’den milletvekili seçilerek özgürlüğüne kavuştu ve dokunulmazlık zırhını sırtına geçirdi.
22 Ekim tarihinde Hakkari Dağlıca'da çıkan ve 12 askerimizin şehit düştüğü çatışmada PKK tarafından kaçırılan 8 askerimiz, 4 Kasım günü Irak’ın kuzeyindeki Erbil’in Zap bölgesinde serbest bırakıldı.
DTP Milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan'ın da içerisinde bulunduğu heyetteki Fatma Kurtulan, teslim tutanağına, PKK’yı muhatap alırcasına imzasını koydu.
Daha sonra Fatma Kurtulan’ın eşi Salman Kurtulan’ın, 13 yıldır PKK dağ kadrosunda üst düzey olarak faaliyet gösterdiğini öğrendik.
DTP’li Fatma Kurtulan, yapmak zorunda kaldığı açıklamalarında;
“Yaklaşık 13 yıldır ayrı yaşadığı dağdaki eşiyle evliliğinin resmi olarak devam ettiğini, çağdaş düşünce yapısı gereği, özel yaşamda birliktelikleri olan bireylerin, ayrı ayrı tercihlerde bulunmalarının olağan karşılanması gerektiğini”
belirterek, eşinin dağda olmasının Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynakladığını ve bunun da toplumsal gerçeklik olduğunu, hiçbir çekince görmeksizin söyledi.
Güvenlik güçlerine teslim olan, kırsalda uzun bir süre faaliyet göstermiş olan bir teröristin ifadesinden, DTP Van milletvekili Fatma Kurtulan’ın, aynen eşi gibi terör örgütü kampında ‘siyasi eğitim’ aldığını öğrenirken, kampta çekilmiş terörist kıyafetli bir resmine de şahit olduk.
Terör örgütü PKK’nın siyasi platformdaki sözcüsü olarak değerlendirilen DTP’nin 2. Olağanüstü Kongresi, 8 Kasım tarihinde yapıldı ve Nurettin Demirtaş, DTP’nin yeni başkanı oldu. Kongre’de, yine HEP, DEP, HADEP, DEHAP’ta da olduğu gibi, ne Türk Bayrağı, ne T.C.Devleti’nin kurucusu M.K.Atatürk’ün resmi asıldı ve ne de İstiklal Marşı okundu.
Sonra bir öğrendik ki, Nurettin Demirtaş da PKK üyesi olduğu gerekçesiyle, 10 yıl cezaevinde yatmış ve askerlik yapmamak amacıyla da kendine sahte bir “Çürük Raporu” temin etmiş.
Gelelim söylemlere …. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son söylemleri şöyle bir sıralayalım…..
“PKK’ya terör örgütü diyemeyiz. Onlar bizim kardeşlerimiz. Eğer dersek, sizdenleşiriz”,
“Biz Kürtlerin üç lideri var; Barzani, Talabani ve Öcalan”,
“Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yapamadığını şimdi yap”,
“Abdullah Öcalan, halkı ile bir araya gelip özgürce siyaset yapmalı. O zaman, Kürtler asla silaha sarılmaz”,
“Barış; Öcalan'ı muhatap almakla olur, aksi halde kan akmaya devam eder, gençlerimiz ölür”,
“Dağa gidilmesi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur”.
Gelelim olan bitene …. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son olanları şöyle bir sıralayalım…..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne “TC”,
teröriste “gerilla”,
ölen teröriste “şehit” diyen bir düşüncenin sahibi onlar değil mi!
“Başkanımız; APO, partimiz; PKK, bölgemiz; Kürdistan”
diyen belli bir ayrılıkçı kitle için halkımız, tabanımız demiyorlar mı!
Ölen teröristlerin cenazelerinin protesto gösterilerine çevrildiği ve PKK lehinde sloganların atıldığı, Apo’nun resimleri ve sözde PKK’yı temsil eden bayrakların açıldığı etkinliklere katılarak taziyelerde bulunmuyorlar mı!
Asker için “öldü”, terörist için “yaşamını yitirdi” ifadelerini kullanmıyorlar mı!
İmralı’nın talimat ve mesajlarını kongrelerine taşıyarak, parti programı oluşturmuyorlar mı!
Öcalan’ın emir ve görüşleri, Asrın Hukuk Bürosu diye adlandırılan bir grup avukat vasıtasıyla, başta Kandil alanı olmak üzere kendi kitlelerine ulaştırılarak emir telakki edilmiyor mu!
“Apo’nun sağlığı, sağlığımızdır” ve sözde “Tecride son” kampanyaları başlatmadılar mı!
Peki, DTP’lilerin tamamı mı böyle, hepsi aynı düşüncede mi?
Şu an DTP içerisinde üç ayrı grubun bulunduğu söyleniyor.
“Şahinler”; bunlar Apo’nun emir kulları pozisyonunda, en radikal grup ve parti içerisinde de çoğunluktalar.
İkinci grup; “ılımlılar”. Başını Ahmet Türk’ün çektiği bu grupta, Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk da bulunuyor.
Ilımlı olmaları ve her şeyi Apo’ya bağlamamaları nedeniyle hem İmralı ve hem de Kandil tarafından sürekli eleştiriliyor, hatta tehdit ediliyor ve biraz da kulakları çekiliyor.
Son grup ise; diğerlerine nazaran biraz daha fazla mürekkep yalamış, eli kalem tutmuş, en azınlıkta olan ve en sessiz grup.
Çoğu zaman parti çalışmalarına dahi iştirak etmiyorlar.
Aslına bakarsanız bu üç ayrı grup, HEP ile başlayan süreçten buyana sürekli varlar.
Ancak yaşandığı ve görüldüğü üzere, Apo ve PKK yönlendirmesi ve baskısı nedeniyle hep “Şahinler” grubu ön plana çıkıyor, DTP’yi yönetiyorlar.
Dikkat edilirse hemen hemen hepsinin, özellikle “Şahinler” grubunun, ya doğrudan ya da dolaylı olarak PKK ile ilişkileri var.
Zaten bu nedenledir ki, DTP’nin yönetim kadrolarına getiriliyorlar.
Hal böyleyken; kongrelerinde Türk Bayrağı’nın asılmasını, İstiklal Marşı’nın okunmasını, PKK’ya terörist demelerini nasıl bekler, onları bu konuda eleştirebilirsiniz ki!
Sonuç olarak; her şey gün gibi ortadayken, çekirge bir değil, bin defa sıçramışken, biz hala bunu kabul edemiyor, eleştiriyor ve maalesef ki ancak seyretmekle yetiniyoruz. |