|
Bir ülke olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti; kuruluşundan itibaren oturduğu yarı ilahi, yarı dünyevi ama her daim "insani" ilkeler temelinde, ulu önder Atatürk'ün "YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ" sözünden hareketle ve tarihinin hiçbir döneminde ne bu ülke insanına ne de dışımızdaki ülkeler coğrafyasında varlığını "baskın" bir anlayıştan ya da siyasi "emperyal" düşünceden almamış, ne uygar dünya dediğimiz coğrafyalarda ne de 3. dünya ülkeleri adı verilen "az gelişmişliğin kör kuyularında çırpınan" ülkemiz coğrafyasında, anlayışın-hoşgörünün-birbirine saygının ışığında farklı ve bir o kadar "kutsal" bir anlayışa hizmet etmek üzere bir model öngörmüştür. Üzerine en ağır taşları kapattığımız kör ve karanlık kuyulardan zamanlı-zamansız ama her nasılsa çıkartılan kimi düşünceler, sadece o "karanlık düşünceyi" hapseden kişi ya da kuruma değil, ama aynı zamanda bütün bir insanlık alemine acının,karanlığın ve de umutsuzluğun "bedbaht müjdecisi" de olabilmektedir. Özele inmek ve ülkemiz açısından durumu açığa kavuşturmak üzere bir değerlendirme yapacak olursak, bugün bu tehdidin artık "tehdit" olmaktan çıktığını ve bütün bir ülkeyi felakete sürüklediğini görmekteyiz. Bizler Kuvayi Milliye'de KUŞATILMIŞ TÜRKİYE HABERLERİ'ni oluştururken, bölümü en iyi anlatacak ve konuya en uygun fotoğrafı seçmeye çalışırken, inanın bu ülkenin başbakanını "eleştirelim de ses çıksın" tarzı bir anlayışımız olmadı. Gelinen bu noktada Kuşatılmış Türkiye Haberleri'ne en uygun düşen resmin kuşkusuz RTE olacağı gerçeği karşısında, haklılığımızın memnuniyetini yaşamak bir yana inanın üzülüyoruz. Kimsenin kendi ülkesinin siyasilerini, hükümetlerini ya da başbakanını bir anlamda "hain" olarak nitelemekte ne gibi bir çıkarı olabilir? Bu, olsa olsa hastalıklı bir beyinden çıkmış ahlaksız bir söz olarak yorumlanabilir. Burada yaklaşık 2 yıldır bu çalışmayı yaparken, kafamızdan her geçeni haberleştirmek eğiliminde olmadık. Olabildiğince bağımsız ve objektif olmaya gayret ettik. Bizlere her iletilen yazıyı ya da makaleyi yayınlamış olsaydık inanın bugün bu çalışmanın inandırıcılığı kalmazdı. Bugün ülkemiz yoğun bir "kuşatma" altında. Ülke politikası olarak benimsenen ve yıllardır uygulanagelen siyasi ve diplomatik çabalar, hoyratça ve düşüncesizce birer birer değiştirilmekte. KIBRIS POLİTİKASI: TC Devleti'nin Kıbrıs politikası tamamen değiştirildi. Önce kamuoyunda sorunun asıl adının DENKTAŞ olduğu düşüncesi empoze edilmeye çalışıldı.Ortada hiçbir çatışma hatta gerginlik ortamı yokken ve KKTC'deki işsizlik sorunu dışında ne adanın kuzeyinde ne de güneyinde insanlar kendi ülke sınırları içinde "rahatlıkla" yaşarken, mevcut durumun değişmesi gerektiği akıllara kazınmaya çalışıldı. Avrupa Birliği'ne ya da Amerika'ya "yakın" olma kaygısı, RTE'nin "biz hep bir adım önde olacağız" sözüyle kanıtlandı. Gelinen bu noktada önceki "statükonun" korunması bir yana adadaki Türk varlığı konusunda ve kazanımlar konusunda geri adım atan yegane tarafın da Türk tarafı olduğu ortaya çıkmış oldu. KUZEY IRAK: Türkiye tarafından kontrol altında tutulma çabası altındaki Talabani-Barzani ikilisi Irak savaşında ABD'ye "biat" ederek Amerika'nın güvenini kazanmakla kalmadı, Saddam sonrası Irak'ında büyük bir siyasi güç elde etti. Amerika bir anlamda "kendisine destek vermeyen" Türkiye'yi cezalandırmış olurken, öte yandan kendisine koşulsuz biat eden Irak Kürtlerinin de "devlet olma" hayalini bir adım daha öteye taşımış oldu. Ne gariptir ki, Talabani-Barzani ikilisini Ankara'da "peşmerge lideri" olarak ağırlayan Türk devleti; Talabani Irak Başkanı olduğunda belki de ilk kutlayan ülke oluverdi. Bu aşamada Kerkük'ün ya da Musul'un "artık" Türk kentleri olduğu ve buralarda bir emrivakiye ya da oldu bittiye asla izin verilmeyeceği ve bu topraklar üzerinde kurulacak bir Kürt devletinin savaş nedeni sayılacağı yolundaki devlet politikası da AKP iktidarı tarafından çiğnenmiş ve değiştirilmiş oldu. Yazımız Ermeni Sorunu ve Ege Sorunu ile devam edecek. |