Siyaset meydanında saflaşmalar çok hızlı değişebiliyor.
Bir haftada Ordu karşıtları Ordu yandaşı, Ordu yandaşları Ordu karşıtları haline geldi.
En Amerikancılar yani iktidardaki Kürt-İslamcılar Türk Ordusu'nu savunuyor gözüküyor.
Bu 12 Eylül'den beri bir ilk.
Peki, gerçekten Türk Ordusu'nu mu savunuyorlar, yoksa savundukları ABD planı mı?
Amerikancılarımızın temel tezi şu:
ABD BOP'u Kürtlerle uygulayamayacağını anladı, o yüzden Türkiye'yi ve Türk Ordusu'nu tercih etti.
Dolayısıyla ABD Kürtleri değil Türk Ordusu'nu tercih ettiyse, AKP de artık "Orducu" olabilir!
Hatta PKK'yı ABD-AKP-TSK hep beraber bitirir.
Türkiye'ye ve BOP'a da el ele demokrasi getirirler. Kürtler de bu işe sevinir. Azgınlığı bırakırlar. Mutlu son: "The End".
Tabii bu Amerikan masalına inanan çıkarsa...
Son bir ayın gelişmeleri aslında tam tersini ispat ediyor. Görmemek için kör olmak lâzım.
Şimdi herkes şapkayı eline alıp bir kez daha düşünsün.
Acaba ABD ve AKP pozisyonlarını değiştirdi mi?
Türkleri ve Ordu'yu mu seçti?
Yoksa ABD ve Kürt-İslamcılar sabit duruyor da başka birileri mi pusulalarını şaşırdı?
Peşmerge ve PKK ilk defa bu kadar rahat
PKK'nın ve Kukla Kürt yönetiminin yıllardır en büyük korkusu Türkiye'nin K. Irak'a müdahalesiydi.
Aralık ayından itibaren Türkiye'nin ABD istihbaratı (ya da izni) çerçevesinde hava ve kara operasyonlarına tanık oluyoruz. Ancak ilk defa Barzani ve PKK bu kadar rahatladı.
Çünkü artık çok iyi biliyorlar ki Türkiye'nin Kuzey Irak'a eskiden girdiği gibi girme şansı kalmadı. İnisiyatifi, harekâtın başlangıç ve bitiş tarihlerini, asker sayısını, hatta operasyon noktalarını tamamen ABD'ye bırakan bir Türkiye'den kim korkar?
Düşünün bir kere harekâtın başlangıç tarihini iki gün önceden PKK internetten duyuruyor. Bitişini ise ilk olarak Zebari'den öğreniyoruz.
Artık sınır ötesi operasyon Türkiye için baskın ve tehdit kozu olmaktan çıktı. Tersine riske dönüştü.
Tüm harekât planını düşmanın esas karargâhına yani Pentagon'a verirseniz olacağı bu...
Sınır ötesi operasyonlar Peşmerge ve PKK için rahat askeri tatbikatlara dönüştü. Hatta bulunmaz propaganda fırsatına.
Nitekim bugün Kuzey Irak'ta ve güneydoğumuzda "Türkiye'yi püskürttük" diyerek Kürtler sevinç mitingleri düzenliyor.
Özellikle ABD Başkanı Bush'un Türkiye'yi açıkça tehdit etmesi ve hemen bunun ardından Türkiye'nin geri çekilmesi Türkiye'nin düşmanlarına büyük bir güç ve cesaret verdi.
İlk defa ABD bu kadar net bir şekilde Türkiye'yi değil Kürtleri ve hatta PKK'yı tercih ettiğini belli etmiş oldu.
Türkiye terörle mücadelede ABD'nin vesayet rejimini kabul ederek, teröristi rahatlattı.
Artık mesele büyük devletlerin masasındadır. Orada da PKK'ya terörist denmez; "çatışan taraf", "gerilla" ve "özgürlük savaşçısı" derler.
Hem Peşmerge hem PKK hem AKP çok mutlu. Bölgedeki tüm Amerikancı güçler sevinçli.
"ABD Kürtleri değil, Türkiye'yi tercih etti."
Ama tüm bölücüler sevinçten dört köşe.
ABD Kukla Kürt devletini tanıttı
Daha da önemlisi Türkiye 8 günlük bir harekât uğruna kukla Kürt otoritesini resmen tanımış oldu.
Bazıları harekâtın sınırlarını ABD çizdi diye hayıflanıyor. Ama aslında işin vehameti bundan bile ağır. Harekâtın sınırlarını Peşmerge çizdi.
Peşmergenin olduğu bölgelere Türk askerinin girmesine izin verilmedi. Kısacası Türkiye ilk defa Peşmerge otoritesini daha da kötüsü Peşmerge şemsiyesi altında PKK'nın güvenli bölgelerini kabullenmiş oldu.
ABD, harekât sırasında Türk yetkililerin "Kuzey Irak'taki Kürt otoritelere" bilgi verdiğini açıkladı.
Operasyon Irak'ın kuzeyine değil, sanki "Otonom Kürt Devletinin" izniyle, "Kürdistan'a" yapıldı.
Son bir aydaki gelişmeleri fırsat bilen AKP açıkça kukla Kürt devletini tanımış oldu.
Zaten ABD'nin kurduğu kukla Irak yönetimiyle temaslar adı altında hemen her gün AKP Kürtlere rapor verdi. Bağdat'a gönderilen özel AKP heyeti Zebari ve Talabani'nin operasyon süresince kapısından ayrılmadı.
"ABD Kürtleri değil, Türkiye'yi tercih etti." Ama ne hikmetse bu süreçten çapulcu Kürt yönetimi "devletleşerek" çıkıyor.
"Çapulcu Talabani" gitti "Sayın Talabani" geldi
2 aylık ABD'yle "stratejik ortaklığın" başka bir sonucu:
Artık sadece Kuzey Irak'taki Kukla Kürt yönetimi ile değil, Bağdat'taki kukla Kürtlerle de artık eşit konumdayız.
Bağdat'taki kukla Irak hükümetini dünyada neredeyse kimse tanımıyor. Tek bir Arap devleti ve Arap Birliği muhatap almıyor. Sözde cumhurbaşkanı eski bir peşmerge. Bakanları deseniz öyle.
İçlerinde PKK'nın Irak kolu PÇDK'nın üyesi bile var. Kısacası Kürt terör örgütleri ve aşiretleri bir koalisyon kurmuşlar adına da "Irak hükümeti" denmiş.
Sözde Irak yönetiminin Cumhurbaşkanı Talabani ise eskiden Türk Dışişlerine arka kapıdan girerdi.
Sık sık devlet yetkililerinin ağzından düşmeyen "aşiret reisini muhatap kabul etmeyiz", "daha düne kadar bizden para dilenirdiniz", "çapulcular çizmeyi aşmasın" tarzı açıklamaları hepimiz hatırlıyoruz.
Şimdi AKP sayesinde birkaç ay içinde "çapulcu Talabani" gitti yerine "Irak Devlet Başkanı Sayın Talabani" geldi.
Hatta Cumhurbaşkanlığı koltuğunu işgal ettiğinden beri defalarca devleti küçük düşüren zihniyet haftalardır Talabani'yi Çankaya'ya davet ediyor. Ama beyefendi tavır alıyor.
'Türkiye operasyonu bitirsin öyle gelirim'
diyor. Hatta dünyada kimsenin tanımadığı kukla Irak yönetimi Türkiye'ye nota veriyor. Türkiye rezil ediliyor.
Sonunda hepsi muradına erdi. Operasyon bitti. Talabani "büyük devlet adamı" olarak operasyonun kısa süreli olmasını başarı olarak ilan etti. Zaferini kutlamak için de bu hafta Ankara'ya geldi.
Abdullah Öcalan ve Talabani'nin sözde PKK flaması önündeki kahkahalarla gülen ve el sıkışan fotoğrafını tüm Türk halkı iyi bilir.
Şimdi başka bir Abdullah aynı Talabani'yi Atatürk'ün makamına çıkardı.
"ABD Kürtleri değil, Türkiye'yi tercih etti."
Ama Kürt teröristler artık kahkahalarını Çankaya'da atıyor
PKK Ankara'ya, Ordu Afrika'ya
PKK'nın Ankara'da olduğunu herkes biliyor.
Ama artık PKK'nın açıkça adıyla sanıyla AKP'nin davetlisi olarak Ankara'ya çağrılacağı günlere yaklaşıyoruz.
Sonuçta her ikisi de ABD'nin İran operasyonu öncesinde müttefik ilan ettiği güçler. Aynı masaya öyle ya da böyle oturacaklar.
Peki ya Türk Ordusu'na ne olacak?
Atatürk'ün Ordusu tekrar NATO Ordusu yapılırsa ABD'nin Kürtlerden vazgeçeceğini düşünenler hüsrana uğramaya mahkûmdur.
ABD'nin Türk askeri için çizdiği yol haritası çok daha farklı.
Türk Ordusu'nun kendi teröristini Irak'ta avlaması yasaklandı.
Ama Afganistan'da ABD'nin "terörist"leriyle savaşmamız için muharip güç isteniyor.
Bu talep ve talebin net bir dille reddedildiği Büyükanıt tarafından resmen açıklandı. Ama aynı açıklamada Irak'ta gerekirse bir yıl kalacağımız da söylenmişti.
Şimdi ise Türkiye'ye yeni bir görev yüklendi.
NATO'nun ve ABD'nin bile girmeye cesaret edemediği Afrika'da, Afrika Barışı Koruma Gücü'nün koordinatörlüğünü ve eğitmenliğini Türk askerleri üstlenecek.
AKP bu amaçla bir ay gibi kısa bir sürede tam 19 Afrika ülkesinde büyükelçilik açma kararı aldı.
Kandil Dağı için çok uzak diyorlar. O yüzden son operasyonun hedefleri içinde değilmiş. ABD dostluğunun bedeli bu: Kandil çok uzak, ama Afrika yakın.
Ordumuzu vatanın ve Cumhuriyetin savunma mevzilerinden koparıp, lejyoner gücü gibi cehennemin diplerine sürmek istiyorlar.
Amerikancılarımız ise aynı tekerlemeye devam ediyor:
"ABD PKK'yı değil, Türk Ordusu'nu tercih etti."
Sıklet Merkezi: Anti-Amerikancı millet ve öncüsü
Sözde ABD ile yeniden "stratejik ortak" olduk. Ancak iki ay gibi kısa bir sürede Türkiye çok şey kaybetti.
PKK'yı ABD ile birlikte ezip bitirecektik. Birden bire Türkiye'nin önüne PKK'lı masa kondu.
Türkiye'nin gardı düştü. Ordumuzun eli kolu ABD planlarıyla bağlandı. Bu böyle gitmez.
Böyle gitmesini isteyen Amerikancılar, Kürt-İslamcılar ve diğer Ordu düşmanları birden "Orducu" oluverdi.
"Orducu" görünenler şaşırdı kaldı. Siyaset meydanı karıştı.
Biz Türk devrimcileri açısından ise her şey çok açık...
Türkiye'de konumunu koruyan iki güç var. Bir tarafta ABD emperyalizmi ve işbirlikçisi Kürt-İslam faşizmi, diğer tarafta ise ABD düşmanlığı her gün artan Türk Milleti…
Son operasyon ile
"Türkiye ve ABD yeniden dost oldu. İran, Afganistan her yere birlikte yürürüz"
diyorlardı.
Gerçekten de operasyonun amaçlarından biri ABD'nin şer güç ilan ettiği Türkiye'deki Amerikan düşmanı milliyetçi yükselişi engellemekti.
Son süreç bir tek bu açıdan ABD için bir hezimet olarak değerlendirilebilir.
Türkiye'de ABD düşmanlığı azalmadı. Tam tersine daha da arttı. Özellikle Bush'un açıklamaları ve operasyonun erken bitmesi Türk halkının ABD düşmanı konumunu pekiştirdi. |