Siyaset12 Nisan 2005 00:00

Neden? - Hüseyin Mümtaz

Son derece basit dört soru soracağım.. 1.      Meclis İnsan Hakları Komisyonu neden bayrağın yakıldığı Mersin’e gitmedi de korunduğu Trabzon’a gitti?2.      Batı muhibbi işbirlikçi “aydınlar” neden Mersin’de bayrak yakıldığı zaman değil de Trabzon’da korunduğu zaman bildiri yayınladı?3.      Bu “aydınlar” neden Orhan Pamuk o lâfı söylediği zaman değil de Sütçüler Kaymakamı tepki gösterdiği zaman telaşa düştü?4.      Ve en önemlisi; ülke nüfusunun % 86.21’ini oluşturan Türklerin (“Türkiye’nin Etnik Yapısı”. Ali Tayyar Önder. Pozitif yayıncılık. İstanbul Şubat 2005. sayfa 49.) milliyetçiliğinin “yükselmesi”nden neden kaygı duyulur? cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmacienaproxennatrium zygonie.com naproxen kruidvat

Hemen yakınlarındaki Batum varken nedense hep Trabzon Ermenistan’ın denize açılan kapısı olarak görülür bir..

            Yunanlılar ve batı medeniyetini antik Yunan’a borçlu olduğunu hisseden batılılar ile devşirilmiş “Türkiyeli” sömürge aydınları Karadeniz’in doğusunu halâ Argonotların ülkesi olarak görüp Pontus hayali güderler iki..

            İşte Trabzon’daki olayların son derece basit ve yalın gerçeği.

            90’lı yılların başında Alaton Trabzon limanını Ermenilerle ortak işletme girişimi başlatmış, gördüğü tepki üzerine üniversite salonundaki “kamuoyunu bilgilendirme” toplantısını ağlayarak terk etmişti.

            90’lı yılların ortalarında Barthalemeos bu sefer Koç destekli, “Karadeniz’i Temizleme” masum amaçlı bir huruç hareketine teşebbüs etmiş, ama Venizelos gemisi rıhtıma yanaştığı halde içindekiler yine tepki yüzünden kıyıya çıkamamışlardı.

            KKTC’nin “İstiklâl Marşı söyleme özürlü”, bir türlü Türk’üm diyemeyen başbakanı Talat bir konuşma için geldiğinde de kalacak otel bulamamış, tepkilerden çekindiği için ilçelerdeki bir otelde konaklamak zorunda kalmış, burada bile lobide diğer müşterilerin tepkisinden kurtulamamıştı.

            Yâni aslında Trabzon bunu hep yapıyor..

            Bayrağını, vatanını, milletini seviyor.

Devletine sâdık..

            Tarım arazisi kısıtlı, toprak yok, fabrika yok, devletin yatırımı yok.

            İşsizlik diz boyu, göç yoğun.

            Karadenizli bütün bu olağanüstü olumsuzluklara karşın tercihini; devlete başkaldırmak, büyük şehirlerde kap-kaç, oto park, canlı beyaz et pazarlamacılığı ve narko mafya istikametinde değil de bayrağına sahip çıkmak yönünde kullanmış.

            Vay neden böyle olmuş?

Meclis İnsan Hakları Komisyonu’ndan 4 kişilik bir heyet incelemelerde bulunmak üzere derhal Trabzon’a gitmiş. Trabzon’da iki gün kalacak olan heyetin, Trabzon İnsan Hakları Kurulu toplantısına katılması,. yerel yöneticilerle de görüşmesi ve Cezaevi İzleme Kurulu ile de biraraya gelmesi bekleniyormuş.

            Arkadan; AB sürecinde kendilerini AB ile ilgili kaldırdığımız her taşın altında görmeye alıştığımız ve aralarında “kanaat önderleri” ve 60 profesörün de bulunduğu bir grup “Türkiyeli aydın” ortak bir bildiriyle, son günlerde yaşanan olaylara ilişkin kaygı ve uyarılarını dile getirmiş. Ortak bir bildiriye imza atan bu 200 aydın, Mersin, Trabzon ve Sütçüler'de yaşanan olaylara dikkat çekerek, aşırı Kürt ve Türk milliyetçiliğinin yükselmesinden duydukları kaygıyı dile getirmişler. Türkiye'deki demokrasi, sivilleşme ve barış sürecinin, son günlerdeki gelişmelerle engellenmek istendiğini dile getiren aydınlar, yeniden şiddet ve çatışma ortamına dönüleceği kaygısı taşıdıklarını vurgulamışlar. Bildiride, bazı yazar ve kitaplara karşı saldırıların ve yasaklamaların da Nazi dönemi uygulamalarını hatırlattığı da vurgulanmış.

            Son derece basit dört soru soracağım..

1.      Meclis İnsan Hakları Komisyonu neden bayrağın yakıldığı Mersin’e gitmedi de korunduğu Trabzon’a gitti?

2.      Batı muhibbi işbirlikçi “aydınlar” neden Mersin’de bayrak yakıldığı zaman değil de Trabzon’da korunduğu zaman bildiri yayınladı?

3.      Bu “aydınlar” neden Orhan Pamuk o lâfı söylediği zaman değil de Sütçüler Kaymakamı tepki gösterdiği zaman telaşa düştü?

4.      Ve en önemlisi; ülke nüfusunun % 86.21’ini oluşturan Türklerin (Türkiye’nin Etnik Yapısı”. Ali Tayyar Önder. Pozitif yayıncılık. İstanbul Şubat 2005. sayfa 49.) milliyetçiliğinin “yükselmesi”nden neden kaygı duyulur?

Çoğunlukta milliyetçi duyguların yükselmesi ülkeyi bütünleştirmez de böler mi?, Yoksa asıl “bölen”,  azınlığın ırkçılığı mıdır?

Tabii bu son soruya; ta Cezayir’den kendinden menkul “Son günlerde yayılan havaya milliyetçi dalga demiyorum. Bunlar şovenist reflekslerdir” yorumunu getiren Dışişleri Bakanı Gül de pekalâ cevap verebilir.

Ecevit de Demirel’e birkaç soru sormuş ve “Madem derin devlet konuşuyoruz Sayın Demirel bunlara cevap versin" demiş: (Sabah. Balçiçek Pamir. 11.04.05)

1- Demirel 1974 öncesinde Özel Harp Dairesi'ni biliyor muydu?

2- Bu kuruluşun sivil uzantısının bazı iç olaylarda kullanıldığını biliyor muydu?

3-Haberi varsa huzursuzluk duydu mu?

4- Huzursuzluk duyduysa önlem aldı mı?

5- Demirel, Özel Harp Dairesi'nin özelliklerinden memnun muydu?

Ben de Ecevit’in; madem bu kadar yıl başbakanlık yaptı, aynı sorulara kendisinin cevap vermesini istiyorum.

Sonuçta kıymetli okuyucu; at izinin it izine karıştığı, ortalığı kaplayan tozdan dumandan gözün gözü görmediği bu kadar karanlık ve umutsuz günlerde iyi ki bayrak var, millet var, vatan var..

İyi ki devlet var..

Devlet varsa elbette “derin”i de var.. 12 Nisan 2005

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

 HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”