Siyaset12 Nisan 2005 00:00

Topla Osman Ağa'yı anlamak - Sefik Aydın

Millî hassasiyetlerini kaybeden bir millet sonunda İstiklâlini de kaybeder! Ne yazık ki, bu ülkede uzunca bir süredir bu konuda sistemli çabalar içinde olanların varlığı bir gerçektir.     İşte bu sebepten milli mücadelenin Kuvayı Milliye Ruhuna yeniden ihtiyacımız var. Dün o ruh bize İstiklâl Savaşını kazandırmıştı; bugün de o ruha ihtiyacımız var.     O kahraman insanlar tüm yokluklara rağmen başardılar; Türk Milleti onların sayesinde başı dik yaşadı! Biz ise o günlerle kıyaslanamayacak düzeydeki imkânlarımıza rağmen iki büklüm durmaktayız! İçimizden kimileri “Amerika çok güçlü bir devlet, onlarla birlikte olursak biz de kazançlı çıkarız” düşüncesini yayarak millettteki direnci yok etmeye çalışıyorlar. Bunların 1920’lerin mandacılarından hiçbir farkları yoktur.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada

20.yüzyılın başlarında bir imparatorluk kaybettik fakat millî bir devlet kuracak yeteneğe ve güce sahip olduğumuzu da Türkiye Cumhuriyetini kurarak tüm dünyaya kanıtlamasını bildik.
    Atatürk’ün söylediği gibi, Birinci Cihan Harbi’nde elimizden köyler, vilayetler değil koskoca ülkeler alındı. Bunlarla yetinmeyen sömürgeci devletler son vatan toprakları olan Anadolu’ya çevirdiler gözlerini; Sevr’i kabul ettirmek için Yunan’ı üzerimize sürdüler!..
    Anadolu’da başlatılacak bir mücadelenin maceracılıktan başka bir şey olmayacağını, bu suretle milletin tamamen mahvına sebep olunacağını savunan aydınların bir bölümü İngiliz, diğer bir bölümü ise Amerikan Mandasında aramışlardı ülkenin kurtuluşunu!
    İstanbul ise, Hilâfet ve Saltanatı, İngilizlerle iyi geçinerek sürdürebileceği yanılgısı içindeydi!..
    İşte bu aşamada Osman Ağa gibi kahramanlar çıktı meydana, bunlar ateşledi halkın mücadele gücünü. Anadolu’nun her tarafında kendiliğinden, çoban ateşleri gibi Kuvayı Milliye hareketleri doğdu. Bu çoban ateşleri, Mustafa Kemal Paşa tarafından bir bağımsızlık meşalesine dönüştürüldü.
    Mucize deyin, ne derseniz deyin fakat başka hiçbir millet o şartlarda yeniden doğamazdı. Türk Milleti İstiklâl Savaşı ile âdeta imkânsızı başardı!
    Bugün, tarihimiz hakkında hiçbir araştırma yapmadan, kulaktan dolma bilgilerle tarihimizi yorumlamaya kalkan birtakım gafillerin varlığı ne yazık ki bir gerçektir. Tarihimizi doğru dürüst araştırmadan, hüküm vermek densizliğini gösteren bu gafiller Osman Ağamıza da sataşmışlar, “kıyıcıydı, Rumlara ve Ermenilere karşı çok acımasızca davrandı” gibi yakışıksız ifadeler kullanmaktan geri durmamışlardır.
    Ülkemizin Batı hayranı aydınları tarihimiz konusunda çok derin bir câhillik içindedirler. Dünyanın hiçbir ülkesinde tarihine ve halkına bu kadar yabancı olan, bu kadar gayrı millî bir aydın sınıfı yoktur!
    İmparatorluğun özellikle son yüzyılının iyi bilinmemesi bugün çektiğimiz sıkıntıların en temel sebeplerinden birisidir.
    Osman Ağa çok iyi biliyordu ki, Balkan faciası sonunda yaşananlar er geç Karadeniz’de bizim de başımıza gelecekti; biz de bu topraklardan sürülecektik! Fakat ne yazık ki bugün sıcak bürolarında koltuklarına yaslanarak Osman Ağa’yı âdeta yargısız infaz edenlerin bu gerçekleri kavraması mümkün değildir. Bunun için bu gafillerin “Karadeniz’den sürülen Rumlara yazık oldu, şimdi meselâ Giresun’da 50 bin Rum yaşasaydı fena mı olurdu” diye konuşmaları normal karşılanmalıdır!..
    Kozmopolit düşünceyi aydın olmanın bir gereği sanan aydıncıklarımıza göre “Türk-Yunan Dostluğu” önemlidir ve bu dostluğun sürmesi için tek taraflı da olsa mutlaka tavizler verilmelidir. Önemli olan AB’ye köpek kulübesinden de olsa girebilmemizdir.
    Bu bakımdan bizi AB’ye taşıyacak sandıkları ‘Türk-Yunan Dostluğu’ onlara göre çok önemlidir!..
    Bu ‘kutsal amaçları’ sebebiyle, İstiklâl Savaşı sırasında Bursa’yı işgal eden Yunanlıların, Orhan Bey’in eşi, Rum Tekfurunun kızı Nilüfer Hatun’un türbesini bir Türkle evlenmiş olduğu için tahrip edecek kadar, Ertuğrul Gazi’nin sandukasını “Kalk, kalkta memleketini kurtar” diyerek tekmeleyecek kadar alçaldıklarını unutmamız gerekmektedir!
    Yunanlılar, 24 Nisan’ı Ermeni Soykırım Günü olarak; 19 Mayıs 1919’u PONTUS SOYKIRIMI günü olarak; Anadolu’da uğradıkları bozgunu KÜÇÜK ASYA SOYKIRIM GÜNÜ olarak kabul etmişler; önce Asala’ya daha sonra da PKK’ya destek olmuşlar ne gam! Önemli olan ‘Türk Yunan Dostluğu’dur!
    Millî hassasiyetlerini kaybeden bir millet sonunda İstiklâlini de kaybeder! Ne yazık ki, bu ülkede uzunca bir süredir bu konuda sistemli çabalar içinde olanların varlığı bir gerçektir.
    İşte bu sebepten milli mücadelenin Kuvayı Milliye Ruhuna yeniden ihtiyacımız var. Dün o ruh bize İstiklâl Savaşını kazandırmıştı; bugün de o ruha ihtiyacımız var.
    O kahraman insanlar tüm yokluklara rağmen başardılar; Türk Milleti onların sayesinde başı dik yaşadı! Biz ise o günlerle kıyaslanamayacak düzeydeki imkânlarımıza rağmen iki büklüm durmaktayız! İçimizden kimileri “Amerika çok güçlü bir devlet, onlarla birlikte olursak biz de kazançlı çıkarız” düşüncesini yayarak millettteki direnci yok etmeye çalışıyorlar. Bunların 1920’lerin mandacılarından hiçbir farkları yoktur.
    Mandacı düşüncelerin hâkim olması bizi yeni bir Sevr’e götürür. Osman Ağa gibi kahramanların mücadelelerini anlamak ise bu topraklarda bağımsız bir millet olarak sonsuza kadar yaşamamızı sağlayacak gücü verir bize...
    Bunun için arada bir “Osman Ağa ve Giresun Uşakları Anıtı”nı ziyaret edin ve o Kutsal Mücadeleyi hatırlayın. Bugün buna her zamandan daha çok ihtiyacımız var!..