Siyaset12 Nisan 2005 00:00
ANNESİNİN İZİNDE... – Hulki Cevizoğlu
"Türkler layık olmadıkları yerde (bölgede) yaşıyorlar!..." İşte bu söz, çok uzun yıllardan bu yana Türkiye üzerinde oynanan oyunları net biçimde anlatıyor. Bu düşünce nedeniyle, Türkler yüzyıllardır Anadolu''dan kovulmaya çalışılıyor.discount drug coupons click free discount prescription cardarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cena
"Türkler layık olmadıkları yerde (bölgede) yaşıyorlar!..." İşte bu söz, çok uzun yıllardan bu yana Türkiye üzerinde oynanan oyunları net biçimde anlatıyor. Bu düşünce nedeniyle, Türkler yüzyıllardır Anadolu''dan kovulmaya çalışılıyor.
Yüzyıllar boyunca, bu kovma operasyonu değişik isimler altında sahneye konuyor. Zorla deniyorlar, olmuyor.
Başaramayınca güzellik maskesiyle yapmaya çalışıyorlar; süslü isimlerin arkasına gizledikleri "sözde uygarlık projelerini" ya da "borçlandır-sömür" taktiklerini devreye sokuyorlar.
MAVİ KİTAP''IN YAZARINDAN İFŞAATLAR.
Şimdi bakınız nereden nereye geleceğim. 24 Nisan''ı "dost!" ülkeler "Ermeni Soykırımı Günü" olarak kutluyorlar.
Bu, 12 gün sonra tekrarlanacak.
(Türkiye''den de bu dost! ülkelerin hiçbirine, sözlü kınama bile yapılmayacak.) Geçtiğimiz günlerde, bu sözde iddialara kaynaklık eden "Mavi Kitap"(Blue Book) gündeme gelmişti.
Kitabın yazarlarından Arnold J.
Toynbee''nin yeni bir kitabı çıktı: "Hatıralar: Tanıdıklarım" (Klasik Yayınları) Bu kitaptan nedense alıntı yapılmadı Türk basınında.
İngiliz Hükümeti''nin (gizli servis MI-5''in) emriyle hazırlatılan Mavi Kitap''ın iki yazarından biri olan Arnold Toynbee (Diğeri sonradan Amerikan Büyükelçisi olan Lord Bryce), şu itirafta bulunuyor: "O tarihlerde İngiltere Krallığı Hükümeti''nin bu faaliyetinin arkasında yatan politikalardan habersizdim.
Sanırım Lord Bryce da öyleydi.
Eğer gözlerimiz açılsaydı, sanırım ne Lord Byrce ne de ben, İngiltere Krallığı Hükümeti''nin yüklediği bu işi yapardık.".
"ANADOLU TÜRKLER''E VERİLEMEYECEK KADAR DEĞERLİ!..".
Ermeni soykırımı için dünyayı yalana boğan Toynbee, yeni kitabında da başka ifşaatlarda bulunuyor. Çocukluk anılarını anlatırken, bilimadamı sıfatıyla söylediği (yazdığı) yalanların temellerini de ortaya döküyor.
Bakınız bu sözde bilimadamı hangi duygularla yetiştirilmiş:.
"Annem bana Anadolu''nun Türkler''e verilemeyecek kadar değerli bir kıta olduğunu söylüyordu.
(...) ''Sanırım Hıristiyanlar Türkler''i Anadolu''dan çıkaracak güçte değil'' dedim.
Annem ise, ''Hayır, o güce sahipler.
İstedikleri takdirde onları herhangi bir zamanda oradan çıkartabilirler.
Hıristiyan ülkelerin bencilce birbirleriyle olan rekabetleri Türkler''in layık olmadıkları yerde yaşamaya devam etmelerine sebep olmaktadır'' diye cevap verdi." (s.288) Devam ediyor:.
"İngiltere''de Türkler''in durumunu açıkça ortaya koymaya çalışırken, mücadele etmem gereken iki zorluk vardı.
İlki Hıristiyanlar''ın Müslümanlar''a ve Türkler''e karşı önyargıları, ikincisi de ufak bir azınlık dışında ülkemdeki insanların çoğunun Türkler''i isimsiz birer canavar olarak görmeleriydi.
''Hunlar'' ve ''Güney Afrikalılar'' gibi ''iğrenç'' olan Türkler''e genel olarak aşağılayıcı bir ad verilmişti.
Kişisel isimlerle veya tanınmış yüzlerle değerlendirilmeyen bir toplumdu Türkler." (s.291) Ülkelerinin (burada İngiltere) siyasî çıkarları uğruna "sahte tarih" yaratanlar, dünya çapında profesör de olsalar, işte böyle yetiştiriliyor, işte böyle kullanılıyor; sonra da bizlere bilimadamı olarak yutturuluyor!.. "İçimizdeki hikâyeciler" de, bunlara inanarak sözde tarihî açıklamalar yaparak, halkının tepkisini, düşmanlarımızın ise övgüsünü kazanmaya çalışıyor...
"HELENLER DİNSİZ...".
Bu "içimizdeki hikâyeciler", aynı yazarın şu sözlerine de kulak verip dışarıya doğru bağırabilirler: "Modern Yunanca''da ''dinsiz'' kelimesi için ''Hellene'' (Yunan) kullanılır.
Eski Yunanlılar kendilerine bu ismi vermişlerdi.
(...) İnsanın kültürel yakınlık hissettiği tarafı bütün gücüyle desteklemesi gerektiği iddiası analiz edildiğinde (...) daha duygusal kavramlarla açıklandığı takdirde, bu ilke Hitler''in "kan ve toprak" prensibine dönüşür." (s.290)
Yüzyıllar boyunca, bu kovma operasyonu değişik isimler altında sahneye konuyor. Zorla deniyorlar, olmuyor.
Başaramayınca güzellik maskesiyle yapmaya çalışıyorlar; süslü isimlerin arkasına gizledikleri "sözde uygarlık projelerini" ya da "borçlandır-sömür" taktiklerini devreye sokuyorlar.
MAVİ KİTAP''IN YAZARINDAN İFŞAATLAR.
Şimdi bakınız nereden nereye geleceğim. 24 Nisan''ı "dost!" ülkeler "Ermeni Soykırımı Günü" olarak kutluyorlar.
Bu, 12 gün sonra tekrarlanacak.
(Türkiye''den de bu dost! ülkelerin hiçbirine, sözlü kınama bile yapılmayacak.) Geçtiğimiz günlerde, bu sözde iddialara kaynaklık eden "Mavi Kitap"(Blue Book) gündeme gelmişti.
Kitabın yazarlarından Arnold J.
Toynbee''nin yeni bir kitabı çıktı: "Hatıralar: Tanıdıklarım" (Klasik Yayınları) Bu kitaptan nedense alıntı yapılmadı Türk basınında.
İngiliz Hükümeti''nin (gizli servis MI-5''in) emriyle hazırlatılan Mavi Kitap''ın iki yazarından biri olan Arnold Toynbee (Diğeri sonradan Amerikan Büyükelçisi olan Lord Bryce), şu itirafta bulunuyor: "O tarihlerde İngiltere Krallığı Hükümeti''nin bu faaliyetinin arkasında yatan politikalardan habersizdim.
Sanırım Lord Bryce da öyleydi.
Eğer gözlerimiz açılsaydı, sanırım ne Lord Byrce ne de ben, İngiltere Krallığı Hükümeti''nin yüklediği bu işi yapardık.".
"ANADOLU TÜRKLER''E VERİLEMEYECEK KADAR DEĞERLİ!..".
Ermeni soykırımı için dünyayı yalana boğan Toynbee, yeni kitabında da başka ifşaatlarda bulunuyor. Çocukluk anılarını anlatırken, bilimadamı sıfatıyla söylediği (yazdığı) yalanların temellerini de ortaya döküyor.
Bakınız bu sözde bilimadamı hangi duygularla yetiştirilmiş:.
"Annem bana Anadolu''nun Türkler''e verilemeyecek kadar değerli bir kıta olduğunu söylüyordu.
(...) ''Sanırım Hıristiyanlar Türkler''i Anadolu''dan çıkaracak güçte değil'' dedim.
Annem ise, ''Hayır, o güce sahipler.
İstedikleri takdirde onları herhangi bir zamanda oradan çıkartabilirler.
Hıristiyan ülkelerin bencilce birbirleriyle olan rekabetleri Türkler''in layık olmadıkları yerde yaşamaya devam etmelerine sebep olmaktadır'' diye cevap verdi." (s.288) Devam ediyor:.
"İngiltere''de Türkler''in durumunu açıkça ortaya koymaya çalışırken, mücadele etmem gereken iki zorluk vardı.
İlki Hıristiyanlar''ın Müslümanlar''a ve Türkler''e karşı önyargıları, ikincisi de ufak bir azınlık dışında ülkemdeki insanların çoğunun Türkler''i isimsiz birer canavar olarak görmeleriydi.
''Hunlar'' ve ''Güney Afrikalılar'' gibi ''iğrenç'' olan Türkler''e genel olarak aşağılayıcı bir ad verilmişti.
Kişisel isimlerle veya tanınmış yüzlerle değerlendirilmeyen bir toplumdu Türkler." (s.291) Ülkelerinin (burada İngiltere) siyasî çıkarları uğruna "sahte tarih" yaratanlar, dünya çapında profesör de olsalar, işte böyle yetiştiriliyor, işte böyle kullanılıyor; sonra da bizlere bilimadamı olarak yutturuluyor!.. "İçimizdeki hikâyeciler" de, bunlara inanarak sözde tarihî açıklamalar yaparak, halkının tepkisini, düşmanlarımızın ise övgüsünü kazanmaya çalışıyor...
"HELENLER DİNSİZ...".
Bu "içimizdeki hikâyeciler", aynı yazarın şu sözlerine de kulak verip dışarıya doğru bağırabilirler: "Modern Yunanca''da ''dinsiz'' kelimesi için ''Hellene'' (Yunan) kullanılır.
Eski Yunanlılar kendilerine bu ismi vermişlerdi.
(...) İnsanın kültürel yakınlık hissettiği tarafı bütün gücüyle desteklemesi gerektiği iddiası analiz edildiğinde (...) daha duygusal kavramlarla açıklandığı takdirde, bu ilke Hitler''in "kan ve toprak" prensibine dönüşür." (s.290)
(12.04.2005, Yeniçağ Gazetesi)