Siyaset22 Şubat 2008 00:00

"Nankörler Partisi" Kime Karşı? - Emete Gözügüzelli

Bugün Retçi İnisiyatif Grubu ile Yehova Şahitleri misyonerlerinin söz ve eylemlerinin örtüştüğü görülmektedir. Bilindiği üzere, Yehova Şahitleri dini gerekçelerle silahlı askerliği reddederek hristiyanlık propagandasını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. YKP ve askersiz Lefkoşaya destek veren taraflar da askersiz Lefkoşa söylemleri yanında, Rumların öne sunduğu diğer siyasi demeçlere de destek çıkarak, Kıbrıs'ın birleştirilmesini talep etmektedirler. Ortada şu gerçek vardır ki, anılan inisiyatif KKTC Devletine, Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı tahrik edici hareketlerde bulunmayı kendilerine misyon etmiştirler. discount drug coupons click free discount prescription cardbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan pluscialis walgreen coupon cheap cialis cialis coupon

"Nankörler Partisi Kime Karşı?" (Vicdani Retçiler, Barış Platformu ve Yeni Kıbrıs Partisi)
(I-IV)

Emete Gözügüzelli

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  21.02.2008
   

Yerel gazetelerimizden biri olan Ortam gazetesinde 2007 Aralık ayının sonlarında "Vicdani Ret İnisiyatifi" adlı bir grup kurulduğu haberi çıktı.

2008 yılına girildiğinde anılan oluşumun Öğretmenler Lokali'nde(KTOEÖS-12.01.08) bir toplantı gerçekleştirdikleri basında yer aldı. Yine ayni dönemlerde daha farklı bir oluşum diye tanımlanan "Barış Platformu" kurulduğu haberi de duyuruldu.

Acaba bu iki oluşum esasen neleri hedeflemekteydi?
Kime karşı kurulmuşlardı?
Yeni Kıbrıs Partisi'nin bu oluşumlardaki bağlantısı neydi?
Neden 2008 sürecinde harekete geçmişlerdi?

"Savaşa, saldırılara ve militarizme karşı örgütlen" çağrısı ile vicdan kelimesi eş tutularak bir kampanya başlatan "Vicdani Retçi İnisiyatifi"nin öncülüğünü Yeni Kıbrıs Partisi çekmektedir.

Peki vicdani retçilik masalı nedir?

Birçok kaynak Vicdani Ret olayını şu şekilde açıklamaktadır; Bir kişinin askerlik hizmetini, vicdani, dini ve felsefi nedenlerle reddetmesine, 'vicdani ret' denir!

Bu sözlerden de açıkça anlaşılacağı üzere, anılan oluşum adadaki Türk askerine karşı öne sürülen projeler kapsamında oluşturulan hareketi temsil etmektedir. Nitekim, Vicdani Ret İnisiyatifi ile ön saflara çıkan YKP'lilerin "askersiz Lefkoşa" yönündeki talepleri ile Güney'deki Rum yönetiminin talepleri arasında hiçbir fark olmadığı da bariz bir şekilde gün ışığına bir kez daha çıkmaktadır.

Zira güneydeki tüm siyasi parti, örgüt, kurumların bir ağızdan konuştuğu "adanın kuzeyinin Türk askeri tarafından işgal edildiği" şeklindeki propagandası gerek adadaki Türk askeri gerekse Anavatan Türkiye Cumhuriyeti aleyhtarı bir durumu teşkil etmektedir.

Özellikle de, KKTC'de oluşturulan bazı grupların Batının ve Rumların söylemleri ile örtüşen açıklamalarda bulunması olayın ciddiyetinin dikkate alınması yönünden elzemdir. Zira, YKP'nin "askersiz Lefkoşa" talebi önümüzdeki süreçte sunulması planlanan yeni BM belgesinde ele alınacaktır. Hal bununla da kalmayarak tüm adanın askersizleştirilmesi istenecektir.

YKP'nin talepleri sadece askersiz Lefkoşa değildir.

YKP,

"Mağusa'nın eski yasal sahipleri diye nitelendirdikleri Rumlara iade edilmesini, yeniden birleştirilmesini, Mağusa kapısının açılmasını, Türkiye'nin Rumları tanımasını ve limanlarını Rumlara açmasını, 1974'te gelen Türk nüfusun geri gönderilmesini"

de talep etmektedir. Bu talepler için YKP yetkilileri, Avrupa'ya sık sık ziyaretler gerçekleştirerek, batılı "dostları" ile adadan Türk askerini ve Türkiye'den gelen vatandaşlarımızı nasıl geri göndereceklerinin plan ve stratejilerini oluşturmaktadırlar.

Gerçekte "askersiz Lefkoşa" söylemleri yeni değildir. 1974'ten bu yana Rumlar devamla adadaki Türk askeri aleyhine konuyu gündemde tutmaya çalışmaktadır.

Zira, Rumların bu taleplerine destek belirgin olarak Annan planı sonrasında 2006 Nisan ayında başlatılan "Askersiz Lefkoşa" imza kampanyasında görülmüştür. Ancak adadaki Türk askeri aleyhine yaratılan oluşumların tarihçesi 1990'lı yılların başına dayanmaktadır.

1990'ların başından itibaren dış unsurların "uyuşmazlığın çözümü" adında başlatılan "iki toplumlu etkinlikler" ekseninde oluşturdukları örgütlerin , Avrupalıların çatısı altında Oxforfd, Bürksel, FOSBO, PRIO merkezli yaptıkları toplantılarda "askersizleştirme" konusu da masaya yatırılmış ve bunun sağlanması için seçilmiş kişilerin aracılığıyla "askersizleştirme" adı altında adadaki Türk askerine karşı çalışmalar başlatılmıştır.

"Askersiz Lefkoşa" yaratılması için bir araya getirilen sivil toplum örgütleri ve bazı siyasi partiler Lefkoşa'nın birleştirilmesi için Lefkoşa'daki askerlerin çekilmesini istemektedirler. Burada dikkate alınması gereken bir durum vardır; Batının planlarında Lefkoşa'nın Berlin Duvarı misali birleştirilmesine imkan kılacak çalışmalar tertip edilmektedir.

YKP, adanın askersizleştirilmesi için önce Lefkoşa'dan Türk askerinin geri çekilmesini ısrarla gündeme getirmektedir.

Özellikle de Nisan 2006'daki "Askersiz Lefkoşa" kampanyasına imza veren tarafların başında yine YKP ön saflardaydı ve buna destek veren örgütler içersinde Öğretmenler Sendikaları da yer almaktaydı. Bu nedenle bugün YKP'nin taleplerini hayata geçirmesinde öğretmenler sendikasının lokalini kullanmaları hiç de ilginç gelmemektedir.

Bilindiği üzere, Rumların Annan planını reddetmelerinin bir sebebi de Türk askerinin az sayıda bile olsa adada var olması durumuydu. Yeni sunulacak planda bu kez tam askersizleştirilmiş bir ada koşulu gelirse kimse şaşırmamalıdır. Zira bu gelecek planda Rum talepleri yerine getirilmek isteneceği açıktır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

10 Nisan 2006'da Askersiz Lefkoşa imza kampanyasına destek verenler ;

Cem Özdemir,Takis Hadjidemetriou, Alpay Durduran, Neşe Yaşın, Hasan Hastürer, Hasan Kahvecioğlu, Sevgül Uludağ, Andreas Paraschos, Şener Levent, Jus Bayada, Makarios Drousiotis, Ahmet An, Panicos & Elli Peonidou, Fatma Azgın, Dina Mousteri, Yeni Kıbrıs Partisi, Kıbrıs Yeşiller Partisi, Kıbrıs Alman Formu, Hands Across the Divide, Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası(KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası(KTOEÖS), Basın-Sen, Belediye Emekçiler Sendikası(BES), İşçi Demokrasisi, Baraka Kültür Merkezi, Sosyo-Politik Araştırmalar Enstitüsü(IKME), Bilgi Bankası(BİLBAN), Yeni Kıbrıs Derneği, Halk Sanatları Vakfı(HASDER)Kıbrıs'ın Yeniden Birleştirilmesi Hareketi, Barış ve Demokrasi İnisiyatifi, Uzlaşma, Kutlu Adalı Vakfı, Sosyalist Söylem Dergisi, Anatropi Dergisi, Çirkef Dergisi, DAÜ-Kıbrıslı Öğrenci Birliği, Kıbrıs Barış Merkezi, Kadın Araştırmaları Merkezi, Ekolojist Yunanistan

derneklerinden oluşan taraflardı.

Yukarıdaki tüm taraflar dikkate alındığında özellikle de Rum tarafındaki dernekleri incelediğinizde

"Kuzey Türk askeri tarafından işgal altındadır, evime gidemiyorum, Türk askeri derhal çekilmeli" söylemleri yer aldığı görülmektedir. Misal; Yeni Kıbrıs Derneği verilebilir.. Yeni Kıbrıs Derneği bildirilerinden birinde aynen şu cümle vardır; "Yurdumuzun yarısının işgaline hala devam ediliyor ve bu durum sistematik bir şekilde Kıbrıslılar arasında bölünmenin kalıcılaşmasına neden oluyor. Bu şartlar altında her Kıbrıslının kendi evinde ve hepimizin barışçı ve bağımsız bir Kıbrıs'ta birlikte yaşamasını amaçlayan derneğin bu isteği hala uzak görünüyor".

Öyle görünüyor ki, Rumlarla ayni ağzı konuşan yukarıdaki tarafları "Askersiz Lefkoşa" kampanyası ve sonraki bildirilerde hedef Türk askeri ve Türkiye'dir.

Özellikle de "askersiz" Lefkoşa'ya imza veren isimler "Uyuşmazlığın çözümü" adı altında birleşik Kıbrıs'ın oluşturulması için özel eğitimlere alınan kişilerdir.

Ayni zamanda bu taraflar, "Birleşik Kıbrıs" için öne sunulan iki toplumlu etkinlikler kapsamında dış unsurların fonları ile gençlerimizin beyinlerini yıkayan zehirli birer akrep rolündedirler. Hedefleri adadaki Türklük varlığını ve bilincini sadece "Kıbrıslılık" olarak değiştirme çabasından ibarettir.

Bunun için UNDP, UNOPS, Kıbrıs Fulbright Komisyonu, USAID, USİP, Dünyadaki AB ülkeleri, Kıbrıs AB Delegasyon Komitesi(24 Mayıs 1990'da güneyde açılmıştır. Diplomatik bağlantıları sağlamaktadır), HASNA (1998'de kuruldu.Amerikan merkezlidir) yaratılan ve ya var olan örgütlere maddi yardımlar yapmaktadır.

Zira, görüldüğü üzere, anılan taraflar da, Türkiye ve Türk askeri aleyhine demeçler ve eylemlerde bulunabilmektedirler.

YKP'nin de şimdilerde öne sürdüğü Retçi İnisiyatif Grubu temsilcileri, YKP'nin öncülüğü ve adı altında, 9 Şubat'ta Lefkoşa'da ki Çağlayan Parkı'ndan Mağusa kapısına kadar bir yürüyüş gerçekleştirmiştirler. Bu yürüyüşte bir avuç zavallı ellerinde tuttukları "Askersiz Lefkoşa" pankartları ile Türk milletinin şeref ve haysiyeti olan Türk ordusuna ve Milletimize karşı Rum ağzı ile hareket ederek nankörlüklerini göstermişlerdir. Gerçekleştirilen eylem, Polis Genel Müdürlüğümüzün sıkı önlemler alınması ile olaysız sonuçlanmıştır.

Ne ilginçtir ki, YKP Genel Sekreteri Murat Kanatlı'nın başını çektiği bir avuç zavallının askersiz Lefkoşa talepleri GKRY lideri Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorunu ile ilgili önerilerini açıkladığı "Türkiye'nin garantörlüğünün kalkması ve Türk askerinin adadan gitmesi" talebi ile ayni zamana denk düşmüştür.

Zira bu eylemden bir gün sonra YKP ile yakın ilişkisi olan AKEL'in de "Türk askeri ve yerleşikler Kıbrıs'tan gitmeli" sözü basında yer almıştır.

Acaba Kanatlı ve ekibi güney'de çok sevdikleri birleşik Kıbrıs'ı savunan "dost" partilerin önünde

"Rum Milli Muhafız Ordusu kapatılsın!, EOKA'cı dernekler kapatılsın! Kıbrıs Türklerinin eşitlik ve egemenlileri kabul görsün!"

diye eylem yapabilecek kudrete sahip midirler? Bu sual tüm Kıbrıs Türklerinin merak konusudur...

Açıkça görüleceği üzere, Lefkoşa'nın askersizleştirilme talebi, Rum tarafının birleşik Kıbrıs yolundaki talepleri ile örtüşmektedir.

Ayni zamanda, mayınların temizlenmesi çalışmaları, düzenlenen iki toplumlu etkinlikler, Türk tarafının 23 Nisan 2003'te kapıların açılması kararları, Rumların 23 Nisan 2003 sonrası açıkladıkları "Önlemleri paketi" kararları ile örtüşmektedir.

YKP, "Mağusa kapısı açılsın" derken, diğer taraftan da açıkça Mağusa'nın eski sahipleri dediği Rumlara iade edilmesinin sözcülüğünü de yapmaktadır.

9 Şubat'ta ki gösteri güzergahı olan Mağusa kapısındaki Şehit Albay Karaoğlanoğlu caddesinde yapılan yürüyüşten rahatsız olan bölge sakinleri, yürüyenlere attıkları sloganlarda

"siz bizim askerimizi atamazsınız, şehitlerimizin kemikleri sızlıyor, çapulcular"

demesi üzerine karşı grup

"biz bu memleketin gerçek insanlarıyız , siz bize çapulcu diyemezsiniz"

şeklinde cevap vermesi ile sonlanmıştır. Bunun üzerine eylemcilere slogan atan kadının biri

"siz önce adadaki EOKA'cıları atın da sonra bu askeri atmaya çalışın, yazık yazık şehitlerimizin kemikleri sızlıyor"

demesi ile vuku bulmuştur.

YKP'nin bu yürüyüşü sadece Volkan, Vatan, Sözcü gazetelerinde "Rum piyonları" başlığında kamuoyuna duyurulmuştur. Diğer tarafların gazetelerinde konu kısa haber olarak verilmiştir.

Özellikle de KKTC içerisinde olan hükümet ve diğer muhalefet veya örgütlerden yapılan bu etkinlikte sunulan taleplere ses çıkarmayıp susmayı tercih etmesi, hepimiz adına üzücüdür.

Bu konunun sadece sayılı birkaç yazar tarafından yüreklice ele alınıp protesto edilmesi ise takdire şayan bir durumdur.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Retçi İnisiyatif grubu, Avrupa'da kabul edilen Retçi İnisiyatifin ülkemizde de kabul edilmesini talep etmektedir. Bunun için de Türkiye'de de buna benzer faaliyet içerisinde bulunan Osman Murat Ülke'nin AİHM'ne açtığı dava temsil gösterilmeye çalışılmaktadır.

Osman Murat askerliğe başladığında, emre itaatsizlikten ötürü cezalandırılmıştı.

Saygısız tutumları verilen talimatları yerine getirmemesi ve tahrik edici hareketlerinden ötürü 701 gün hapis yattı.

Daha sonra Murat AİHM'ne dava açtı ve tazminat alması kararı çıktı. AİHM'i kendisine verilen tazminatı vicdani ret maddesinden değil, kötü muameleden ötürü verdiğini açıkladı. Ancak bugün KKTC'de kurulan retçi inisiyatif grubu yetkilileri tazminatın retçi inisiyatif talebinden ötürü olduğunu öne sürmektedirler.

Halbuki, AİHM Türk yargıcı Rıza Türmen Sabah gazetesine yaptığı mülakatta

"Biz bu kararı vicdani ret maddesinden değil, kötü muameleden(vicdansız cezadan) verdik... Yani karar uygulamaya değil, vakaya... Askerlik yapmak istemeyenler için emsal oluşturmaz"

şeklinde olmuştur.

Bugün Retçi İnisiyatifçiler de söz konusu hareketlerinin genel amaç ve ilkelerinde

"yurt ödevimiz barış, vicdani ret hakkımız"

olsun diyerek militarizmi barışın, demokratikleşmenin ve sivilleşmenin önünde engel gören herkesi kapsadığını açıklama yoluna gitmişlerdir. Açıkçası, ortaya atılan "barış" söylemi ve ya "sivilleşme, demokratikleşme" söylemleri bana hiç de yabancı gelmemiştir.

Zira KKTC hükümetinin gündeminde olan anayasa değişikliği konusunda da ayni atıflar yapılmakta ve özellikle de "polisin içişleri bakanlığına bağlanmasını" öngören geçici 10. maddenin kaldırılması istenmektedir. Zira YKP sıraladığı taleplerinde CTP'nin öne sunduğu geçici 10. madde kaldırılması ve sivillerin askeri mahkemede yargılanmaması talepleri ile örtüşmektedir.

YKP ayni zamanda anayasamızın 74. maddesinin de değiştirilmesini talep etmektedirler. Anılan maddede Silahlı Kuvvetlerde

"Yurt ödevi, her yurttaşın hakkı ve kutsal ödevidir"

şeklindedir. Yeni Kıbrıs partisi bu maddenin yerine "Hiç kimse vicdani kanaatlerine aykırı olarak silah kullanma dahil askeri hizmeti yerine getirmeye zorlanamaz" cümlesinin eklenmesini önermektedir.

Öyle görünüyor ki YKP sempatizanları ve tarafları Kıbrıs'ta halen bir ateşkes devam ettiğini bilmemektedirler. TSK adadan yalnızca ve yalnızca "adil bir çözümün Kıbrıs Türklerine sağlanması ile ayrılabileceğini" defalarca ortaya koyan açıklamalarda bulunmuştur.

Öte yandan, KKTC'de Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının yurt dışında olup da askerlikten ötürü adaya gelemeyenler için oluşturduğu yeni yasa kapsamında vatandaşlarımıza sağlanan birçok kolaylık, Türk askerinin büyüklüğünü ortaya koymaktadır.

Unutulmamalıdır ki, adada Kıbrıs Türküne tecavüz, cinayet, soykırım, mülkiyet gaspı, ırkçılık yapan taraf Rum yönetimi olmuştur. EOKA'cıların bugün halen örgütlendirildiği, tam hızla silahlanmanın devam ettiği Güney'e karşı mücadele verileceğine, kalkıp da adaya sükunet ve barışı getiren TSK'ne propagandalar yapılması kabul edilecek bir durum değildir. Hal böyle olunca, Rum-Yunan ve dış unsurların birer kuklası haline getirilen bu tarafların Rum sözcülüğü yapacak duruma getirilmeleri Kıbrıs Türkünün birliği ve bütünlüğünü bozmaya yönelik olan hareketlerden biri olarak değerlendirilebilir.

Bakınız Sunday Mail yazarı olan Simon Bahçeli

"Kıbrıslı Türkler askeri mite karşı çıkma cesareti gösteriyor"(09.12.2007)

başlıklı yazısında, YKP'lileri Türkiye ve Türk askerine karşı başlattıkları bu girişimden ötürü övündürmekten geri durmamıştır. Bahsekonu yazar, anılan yazısında, KKTC topraklarını da "işgal" toprakları olarak tanımlamaktadır.

Bugün Retçi İnisiyatif Grubu ile Yehova Şahitleri misyonerlerinin söz ve eylemlerinin örtüştüğü görülmektedir. Bilindiği üzere, Yehova Şahitleri dini gerekçelerle silahlı askerliği reddederek hristiyanlık propagandasını gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. YKP ve askersiz Lefkoşaya destek veren taraflar da askersiz Lefkoşa söylemleri yanında, Rumların öne sunduğu diğer siyasi demeçlere de destek çıkarak, Kıbrıs'ın birleştirilmesini talep etmektedirler.

Ortada şu gerçek vardır ki, anılan inisiyatif KKTC Devletine, Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı tahrik edici hareketlerde bulunmayı kendilerine misyon etmiştirler.

Peki YKP'nin askersiz Lefkoşa kapsamında dış bağlantıları kimlerdir?

YKP, Ocak 2007'de Yeşiller Partisi ile ortak bir açıklama yaparak Lefkoşa'nın askersizleştirilmesini talep etmiştir.

İki parti, ortak metni, imzaladıktan hemen sonra hızlı bir şekilde Avrupa'da bir kamuoyu yaratmak için harekete geçmişlerdir. Bu maksatla Güvenlik Konseyi Daimi üyesi olan 5 ülke(Rusya, Fransa, Çin, İngiltere, ABD) Büyükelçiliklerine, teker teker ziyaretlerde bulunarak "Askersiz Lefkoşa" kampanyası hakkında bilgiler vermişler ve Güvenlik Konseyinde bu konunun gündeme alınması talep etmişlerdir.

YKP'nin ve taraftarlarının bu girişimleri tam anlamı ile Rum propagandalarına destek amaçlıdır. Kıbrıs Türkünün yıllardır çektiği ıstırapların sona ermesine imkan kılan Anavatan karşısında atılan bu adımların perde gerisinde BM, ABD,AB'nin olduğu ortaya çıkmaktadır.

Nitekim KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat yakın biz zaman önce, ODTÜ Mezunu Sigortacıların düzenlediği "KKTC ile ilgili Son Gelişmeler ve Beklentiler" konulu konferansta

"AB tarafsız değildir, bilakis Rum Yunan yanlısıdır"

şeklinde konuşması Batının durumunu açıkça ortaya koyan bir açıklama olarak yerini bulmuştur.

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dış unsurların desteklediği diğer oluşumlardan biri de yeni kurulan "Kıbrıs Barış Platformu"dur. Söz konusu platform yaptıkları açıklamada şu konulara değinmişlerdir;

"Kıbrıs sorunu 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti antlaşmaları temelinde, 1977-79 Doruk Antlaşmaları ve BM süreçlerine dayalı, iki kesimli, iki toplumlu, toplumların siyasi eşitliğinde AB üyesi federal bir devlet yapısı ile çözülebilir.

Şövenist söylemler, askeri tatbikatlar, milliyetçi eğitim sistemleri, milli sembol fetişizmi ve birbirinden kopuk iki ekonomi toplumların birbirine yakınlaşmasını engelleyen en önemli unsurlardır.

Kıbrıs sorununun varlığı uzun yıllardan beri adamızda olağanüstü hal yaşanmasını sağlamıştır. Özellikle Kıbrıs Türk toplumu yaşanılan siyasi süreçte ekonomik, kültürel ve sosyal olarak asimile olmakla karşı karşıyadır.

Kıbrıslı Türkler Türkiye ile ilişkilerinde yaşadığı buyuran-emir alan anlayışına dayalı ilişkiden dolayı kendi ülkesinde nüfusça azınlığa düşürülmüştür. 1974'te askeri müdahalede bulunan Türkiye adanın fiziken bölünmesini sağlamış ve adanın kuzeyinde kendine bağlı "bölgesel bir alt yönetim" oluşturmuştur.

Türkiye, ekonomik bağımlılık ve başta anayasanın geçici 10.nuncu maddesinden yararlanarak iç politikaya ve günlük hayata müdahale edebilmektedir. Tüm bu gelişmeler Kıbrıs Türk toplumunun siyasi iradesini yok etmekte, kimliğini ve varlığını tehlikeye atmaktadır. Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesinin gasp edilmesi kabul edilemez. Bu anlayışla Türkiye ile Kıbrıslı Türkler arasındaki ilişkiler siyasi eşitler çerçevesinde ele alınmalıdır. Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetmeleri esastır.Bu saptamalar ışığında, aşağıdaki temel hedeflere varmak amacıyla, sonuç alıncaya kadar, tüm gücümüzle mücadele etmekte kararlı olduğumuzu; bunun için gereken her türlü işbirliği, güç birliği ve eylem birliği yapacağımızı kamuoyuna duyururuz.

Katılımcılar;Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS), Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS), Kıbrıs Türk Hekimleri Sendikası (Tıp-İş), Doğu Akdeniz Üniversitesi Birlik ve Dayanışma Sendikası (Daü-Bir-Sen), Kıbrıs AB Derneği (KAB), Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Yeni Kıbrıs Partisi (YKP), Kıbrıs Yayıncılar Birliği (Kıb-Yay), Devlet Çalışanları Sendikası (Çağ-Sen)(3 Şubat 2008 bildirisi).

Yukarıda Barış Platformu tarafından ortaya konan tüm söylemlerde, Türk askeri ve Anavatan aleyhine bir hareket başlatıldığı bu bildiri ile ortaya konmuştur. Oluşuma destek veren taraflar içerisinde olan YKP ve diğerleri Annan planı döneminde oluşturulan Bu Memleket Bizim platformunda "ne seni ne paranı, Türk askeri dışarı" gibi söylemlerde bulunmaktan da geri durmamışlardır.

Açıkça anlaşılacağı üzere, Kıbrıs Türkü üzerinde dış unsurların hedefinde olan Türk askeri bugün yine hedeftir. Zira Annan planı döneminde Kıbrıs Türküne "evet" çıkması için mücadele veren dış unsurların, özdeki hedefi Türkiye ve Türk askerine karşı söz demeç bildiri ve eylemleri de tertip ederek Anavatan üzerinde Kıbrıs Türklerinin konumunu zedeleyerek Anavatan-Yavruvatan arasındaki bağların zayıflatılmasıydı.

Nitekim, bu hareketlerin özdeki maksadı Kıbrıs Türkleri üzerinde etki yaratmak değil(zira yaratamazlar) esasen Türk kamuoyunda , Türk milletinin Kıbrıs Türklerine bakış açısını değiştirmektir.

Dış unsurların, başta Amerika olmak üzere, Kıbrıs'ta "askersizleştirme" talepleri devam etmesi bu oluşumlara verilen desteği de ortaya koymaktadır.

Hal böyleyken, mevcut hükümetin anayasanın değiştirilmesi konusunda yaptığı girişimlerin özünde de gerek retçi inisiyatifçilerin veya barış platformu mensuplarının geçici 10. madde konusundaki "polisin içişlerine bağlanma" taleplerinin örtüşmesi tesadüf değildir.

Yani tüm bu oluşumlar CTP'nin hükümette olmasından ötürü açıkça eylemler düzenleyememesinden kaynaklanan bir sonuçtan ortaya çıkmıştır.

Lakin daha önce Bu Memleket Bizim Platformunun başını CTP çekmekteydi.

Anılan oluşumda yeniden harekete gidilmeme sebebi de

"Kıbrıs Türküne bir evet'le dünyaya bağlanılacağı, kimlik sahibi olacağı, devletlerinin devam edeceği, barış olacağı"

sözlerinin yerine getirilememesinden ötürüdür.

Halkı artık o platform çatısı altında pembe vaatlerle kandırmak zor olacağından kimlik değiştirme yoluna giden bu taraflar, şimdi Barış platformu olarak devredeler. Nitekim, dış unsurların ballı kaymağı olan bu taraflar yeni bir isim ve eylem planları ile devreye sokulmuşturlar..

Netice itibarıyla, TSK'ne karşı içte "aleyhte mitingler, eylemler, gösteriler, demeçler" tertiplenmesi , batı dünyası tarafından "zaten Kıbrıs Türklerinin talebi adadan Türk askeri gitmesidir" şeklindeki algılamanın yaratılması hedeftir.

Kısaca, Batının ve Rumların önümüzdeki süreçte sunulacak planda eli kuvvetlendirilmesi amaçtır. Daha önce de belirttiğim üzere, Türk askerinin adadan "birleşik Kıbrıs" diye çıkarılmasının sonuçlarını ağır bir şekilde hem Kıbrıs Türkü hem de Anavatan ödemek durumunda kalacaktır.

Ne diyelim, "Nankörler Partisi" daha ne kadar birlerine uşaklık edeceklerini bize tarihi süreç gösterecektir. ! lakin bu gerçekler bizim susacağımız anlamına da gelmez! Sap döner, kasap keser!Devran döner, o sap hepinizi keser!Takdir sizlerin...


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2008