Bir gün babanızdan kalan evinizin güzel bahçesinde şöyle güzel ve demli bir çay içmekteyken kapınızdan içeriye turist kılıklı keçi sakallı bir adamla beraber birer avukat ve polis içeri dalsalar ve sizin güzelim evinizin aslında iki yüz sene önce kurulan Papaz Dimitrius vakfına ait olduğunu bu sebeple Avrupa Birliği yasalarına göre malınızı onlara vermeniz gerektiğini söyleseler ve siz daha ne olduğunu anlamadan don gömlek ailenizle birlikte
kapınızın önüne koysalar ne yaparsınız
HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
"Olur mu hiç öyle şey kardeşim"
dediğinizi duyar gibiyim ama sevgili dostlar AKP hükümeti Avrupa'dan aldığı emirler dahilinde azınlık vakıflarına mallarını geri isteme hakkı tanıdığı gün başınıza gelecek aynen bunlar olacaktır.
Bu hükümet Avrupa Haçlı Birliğinden müzakere tarihi alıp seçimlere gidebilmek ve koltuklarını koruyabilmek için Avrupa'ya öyle tavizler vermeye hazırlanıyor ki yakında bileğimizin gücüyle aldığımız topraklarımızdan bir kaç imzalı kağıt parçasıyla kovulursak hiç şaşırmayın.
Bu hükümetin Avrupa'dan hiç bir zaman bitmeyecek sahte bir müzakere tarihi alabilmek için gözü öylesine dönmüştür ki Yunan çapulcu ordusunu İzmir'den denize döktükten sonra imzaladığımız Lozan antlaşmasını ortadan kaldıracak yeni antlaşmalara bile gözleri kapalı her tür imzayı basacak hale gelmişlerdir.
Sesinizi çıkarmaz ve tepkinizi göstermezseniz altınızdaki evi bile çekip alabilecek türden anlaşmalardır bunlar.
Azınlık vakıfları dediğimiz şey nedir derseniz biraz açıklamaya çalışayım. Biliyorsunuz
Osmanlıdaki sisteme göre Hıristiyan vatandaşlar ödedikleri küçük bir vergi karşılığında hayatlarını rahat içinde sürdürürler ve kimse ne inançlarına ne de ticaretlerine karışırdı.
Üstüne üstlük İmparatorluğun sahibi olan Türk milleti sınır boylarında yüzlerce çeşit düşmana karşı kılıç sallar can alıp can verirken bu azınlıklar rahat içinde keyiflerine bakarlardı.
Bu sebeple Türk milleti bitip tükenmez savaşlarda günden güne kan kaybederken
bu azınlıklar semirip, güçlendiler ve bizim dedelerimiz cephede kan dökerken onlar
edindikleri paralarla ülkenin en güzel topraklarını satın aldılar.
Satın aldıkları bu toprakları da vakıflaştırıp ellerinde kalmasını garantilediler.
İmparatorluk güçlüyken sorun çıkaramayan bu azınlıklar güçten düştüğümüz gün kendilerine
yapılan onca iyiliği unutup ekmeğini yedikleri Osmanlıya ihanet etmekte hiç gecikmedi.
Bu azınlıklardan Rum ve Ermeniler Kurtuluş savaşı sırasında biri doğudan öteki batıdan
saldırıp Türkün kanına ekmek doğramaya kalkmışlardı hatırlarsanız.
Savaş sonrası hakkettikleri cevabı alan bu hainlerin yüzyıllardır yağmaladıkları ve vakıf adı altında sakladıkları vatan toprakları da Atatürk tarafından ellerinden çekilip alınarak
esas sahipleri olan Türklere verildi.
Çünkü hainlerin bu topraklar üzerinde hiç bir hakkı olamazdı artık.
Bu sebeple Türkiye'deki toprak ve taşınmaz mülklerin büyük çoğunluğu bir zamanlar işte
bu azınlık vakıfları denen oluşumların mülkündeydi.
Kısacası size dedenizden kalan toprak parçası veya taşınmaz mal aslında bir Rum veya Ermeni vakfının mülkü olabilir.
İşte Avrupa Haçlı Birliğinin planı da burada başlıyor.
Silah gücüyle Türkün elinden alamadıkları toprakları bu sefer işbirlikçileri Ampulcülerin yardımıyla imzalı kağıt parçaları ile alacaklar.
Avrupa Birliği Türkiye'ye azınlık vakıflarının haklarını iadeyi bir kere kabul ettirirse
artık yapacak hiç bir şey kalmayacaktır.
Çünkü hakkınızı Türk mahkemelerinde koruma hakkınız bile olmayacak ve gidebileceğiniz
tek mahkemede Avrupa Haçlı Birliğinin kurduğu Hıristiyan Mahkemeleri olacaktır.
DURUMUN VAHAMETİNİ KAVRAYABİLDİNİZ Mİ ACABA?
Bu tip bir geri alım sürecinin başlamasını takiben en çok vakıf arazisine sahip olan Rum Patrikhanesi ve Ermeni kilisesi Türkiye'nin en değerli yerlerindeki trilyonluk
arazilere el koymakta gecikmeyecek.
Özellikle Rum Patrikhanesi İstanbul içinde alacağı arazileri birleştirip kendine ait Vatikan benzeri bir şehir devlet kurma girişiminde bile bulunabilir.
Türk milleti başındaki işbirlikçiler ve vurdumduymazlar sayesinde tarihinde ilk defa tek bir silah atmadan elindeki toprakları imzalı kağıtlar karşılığında kaybetme tehlikesi altındadır.
Burada söz ettiğimiz topraklar ve mülkler sizin şu an yazımı okuduğunuz eviniz veya
işyeriniz bile olabilir. Kardeşler durum ciddidir ve çizmeleri giyme vaktidir.
PEKİ NE YAPILABİLİR?
İlk olarak tüm çevrenizdekilere bu gelişmeleri açıkça anlatın ve alın teriyle kazandıkları
mülklerinin tehlike altında olduğunu iyice belirtin. Bunun arkasından ülke çapında yapılacak
toplantı ve mitinglerle bu konuya yönelik tepkinizi belirtebilirsiniz.
Tabii bütün bu tepkiler dile getirilse bile koltuk hırsından gözü dönmüşleri
caydırmak mümkün olmayabilir.
Böyle bir durumda ise geriye kalan tek çare Milliyetçi ve korkusuz kadroları ilk seçimde
iktidara getirmek ve AKP hükümetini elbirliği ile sandığa gömmek olacaktır.
Merak etmeyin Milliyetçi iktidarın yapacağı ilk iş Avrupa Haçlı Birliği ile yapılmış
tüm işbirlikçi anlaşmaları çöp kutusuna fırlatıp atmak ve açıkgöz azınlık vakıflarına
avuçlarını yalatmak olacaktır. |