Yavuz hırsızın milliyetçiliği - Ömer Lütfi Mete
Bu ülkede, daha AB üyeliği ufukta bile görünmez iken 'Gümrük Birliği'ne girmemiz gerektiğini savunanlar 'Brüksel milliyetçisi' değil de ne idiler? Sonuç şimdi ortada: Bugün AB ülkelerindeki iktisatçılar bile kabul etmektedir ki uzun süre serbest dolaşım olmadan uzun 'Gümrük Birliği' içinde bulunmak bir ülkeyi çökertir, mahveder. Aynı şekilde pek çok TC uyruklu zevat Irak savaşına balıklama dalmamızı önerip duranlar Türkiye insanına karşı ABD milliyetçiliği yapmış olmuyorlar mıydı? Türkiye'nin milliyetçilerini 1946'da tabutluklara atarak bu ülkede 'ABD milliyetçiliği'ni kurumlaştırmaya başlayanlardan günümüze kadar yaşadığımız gerçeği şöyle özetleyebiliriz: Önce ve sadece ABD milliyetçiliği meşrudur. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı ve 'bağımsızlık karakteri' fiilen yasaktır.discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisnaproxennatrium go naproxen kruidvatdiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards
Fitnenin gerisinde farklı milliyetçiliklere karşı farklı yaklaşım çarpıklığı yatıyor. Ne hikmetse sol kökenli bazı 'milliyetçilik uzmanları'mız, Türkiye'nin bütünlüğüne duyarlı olan çevrelerin yaşanmış veya muhtemel aşırılıkları konusunda acul birer zaptiye, hatta zehir hafiye gibi çalışırlar.
Hiç itirazım yok. Şahsen ben de, dünya görüşü itibariyle kendimi en yakın hissettiğim kesimlerin aşırılık başta olmak üzere bütün zaaf ve yanlışları konusunda tetikteyimdir. Lakin söz konusu ' milliyetçilik uzmanları'mız ısrarla ve inatla başka unsurların ırkçılık boyutlarına veren ayırımcılıkları karşısında herhangi bir sorumluluk hissetmezler. Arada yarım ağızla 'canım o da kötü' der gibi olsalar da, 'mikro-bik milliyetçilik' karşısında asla 'zehir hafiye' heyecanı yaşamazlar. Hele hele AB milliyetçiliği ve ABD milliyetçiliği yapanların aşırılıklarıyla hiç ilgilenmezler. Pek çok durumda bu 'uzmanlar' bizzat kendileri bile Türkiye'ye yönelik AB milliyetçiliği veya ABD milliyetçiliği yapmaktan geri durmazlar.
- Canım öyle de milliyetçilik olur mu?
Bu ülkede, daha AB üyeliği ufukta bile görünmez iken 'Gümrük Birliği'ne girmemiz gerektiğini savunanlar 'Brüksel milliyetçisi' değil de ne idiler? Sonuç şimdi ortada: Bugün AB ülkelerindeki iktisatçılar bile kabul etmektedir ki uzun süre serbest dolaşım olmadan uzun 'Gümrük Birliği' içinde bulunmak bir ülkeyi çökertir, mahveder. Aynı şekilde pek çok TC uyruklu zevat Irak savaşına balıklama dalmamızı önerip duranlar Türkiye insanına karşı ABD milliyetçiliği yapmış olmuyorlar mıydı? Türkiye'nin milliyetçilerini 1946'da tabutluklara atarak bu ülkede 'ABD milliyetçiliği'ni kurumlaştırmaya başlayanlardan günümüze kadar yaşadığımız gerçeği şöyle özetleyebiliriz: Önce ve sadece ABD milliyetçiliği meşrudur. Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı ve 'bağımsızlık karakteri' fiilen yasaktır.
Sonrasında Rus milliyetçiliği yapmak da aydınlık ve ilericilik icabıdır. Bir müddet sonra Çin milliyetçiliği yapmak da o hale gelir.
12 Eylül ihtilalinden sonra da 'Kürt milliyetçiliği' ile 'AB milliyetçiliği' hızla 'yükseltilen değer' olur. Böyle bir geçmişin üstüne şimdi Türkiye'nin bütünlüğü için duyarlı olan herkesi ayrılıkçı hareket mensupları ile aynı kefeye koymanın ne demeye geldiğini bir kere daha düşünelim.
Muhakkak ki bölücülüğe karşı çıkan milliyetçi kitleleri tahrik etmek isteyecek 'derin' mihraklar vardır. Böyle tahriklere kapılanların esasen hazırlanmak istenen tuzağa düşmüş olacaklarından da şüphe yok. Fakat neden bayrak yakma ve benzeri olayların da birer tahrik tezgahı olarak karanlık odaklarca tasarlanabileceklerini hesaba katmıyoruz? Türkiye'de iki ayrı ulus temelinde yeni bir yapılanma öngören bütün söylem ve eylemler zaten önce iç savaşın, sonra da bölünmenin altyapısını oluşturma amacıyla geliştirilmiş ve sürdürülmektedir. Bu süreçte ülkenin bütünlüğünü savunanları da fitnenin bir parçası haline getirmek isteyenler maalesef hayli mesafe almışlardır. Önce nice Kürt kökenli insana düzenli biçimde 'Türk nefreti' aşılanmıştır. Şimdi de, PKK vahşetinin en azgın olduğu dönemlerde bile Türkler arasında yaygınlaşmayan 'Kürtlere yönelik nefret' tırmandırılmak istenmektedir. Bu dalgayı büyüten iki rüzgardan biri, sözde orta yolcu görüntüsü vererek birlikten yana olanlarlabölmek isteyenleri eşitleyen gaflet, dalalet veya ihanet aydının üfürüğüdür. Öteki rüzgar da, önde gelen Kürt kökenli siyasetçilerle batılı işbirlikçilerinden oluşan beyin takımı nın eylem ve söylemleridir.
Oyun, 12 Eylül öncesinde oynana ne kadar da benziyor. Önce sen saldır ve karşında bir tepki cephesi oluştur; sonra da suçun tamamını 'tepki' cephesine mal et!
O yalan, bugünkü yalanın da mayasıdır.