Günlerdir bir metrelik bez ile aklı bağlananları acıyarak izliyorum.
Aklını kullanması gereken yerde duygularını, duygularını kullanması gereken yerde aklını kullanan seyirci ise bu tiyatronun kötü kokusu içinde koku alma yeteneğini kaybetmiş durumda…
Biraz BOP, biraz mason, biraz hırsızlık, biraz yalan, biraz ılımlı İslam karıştırılarak elde edilen türban yemeğini, dumanı üstünde bol laik soslu ABD’nin(Cumhuriyetçi+Demokrat) taşeron siyasileri vasıtası ile halka sunuyorlar.
Organik gıdayı unutan halk da metaformoz basının sunduğu mamayı (ilahi+kilise müziği+poplaştırılmış türküler eşliğinde) büyük bir iştah ile yiyor(!)…
Türk Devleti ‘’Atatürk sonrası’’ ABD’nin demokrat ve cumhuriyetçi partilerinin devamı olan yerli(!) partilerin iktidar kavgasına sahne oluyor. Türk Halkı da bu kavgayı milli zannederek taraf oluyor.
Türkiye’de hep iki tür iktidar vardı.
Bunlar sahne önünde kavga etseler bile sahne arkasında gayet uyumlu çalıştılar.
Üniversiteler, yargı, üst bürokratlar hep sosyal demokrat(!) görüntülü insanların elinde idi.
Siyasi anlamda ise ülke sağ (!) iktidarların elinde yönetildi. Bir Bakan’ı asıl yöneten kimdir? Bürokratları değil mi?
Pekiii, bu (bürokrat+siyaset) uyumu yıllarca niye devam etti?
Ara oyuncular ise milliyetçi ve din söylemi olan iki partiydi.
Bu iki ara siyasi oyuncular vasıtası ile hem potansiyel güç ölçüldü, hem de kontrol edildi. Yeni dünya oyununda ''yeni oyuncu'' kim olacak belirlendi.
İlk defa Özal sosyal demokrat bürokratların yerine Anadolu kökenli ve din bazlı kişileri devlete taşıdı.
Bu değişimi yapan siyasiler Mısır’da alınan bir kararla ılımlı İslam kuşağı projesinde yer alan Türkiye’nin alt yapısını hazırladıklarını biliyorlar mıydı? Bundan çok emin değilim.
Biz de güçlü bir milli derin devlet olmadığı için birçok devlet adamı etki ajanlarının kontrolüne girer ama farkında bile olmaz.
Günümüzde ise küresel sermaye artık taşeron istemiyor. Hiçbir direnç noktası kalsın istemiyor. Bu nedenle yarı milli ve ulusal siyasi de istemiyor. İşte o nedenle AKP küresel güçlerin Türkiye’ye dayattığı bir partidir.
İstedikleri her imkanı önlerine sermiştir. Türkiye artık yarı bağımsız bir ülke değil, ılımlı islam kuşağında tam bağımlı ülke olsun isteniyor. İşte kavga da buradan çıkıyor. Yıllarca ülke imkanlarını paylaşan demokratlar, milli söylemli partiler ve sosyal demokratlar, küresel güçlerin taşeronu olan yerli sermaye yeni uyanıyor. Tasfiye edildiklerini yeni görüyor. Küresel sermaye ''aracılıktan aldıkları nemalarını'' da artık kesiyor.
Hiçbir ülke güçlü bir yerli sermayesi olmadan ülkeyi bu kadar pervasız yabancı sermayeye açmaz.
Ayakta kalmak için AKP’ye yağ çeken ve yabancılarla ortak olan taşeron-bayii konumunda ki sermaye tasfiye olduğunu yeni anlıyor. Oysa bütün devlet kurumlarının ''stratejik kurumlar dahil'' tek tek el değiştirdiğini, her şeyin satıldığını ‘’aldıkları emir gereği’’ görmezden geldiler.
Ve RTE İspanya’dan bir top attı. Topun adı ‘’TÜRBAN’’(!!)..
Herkes onun peşinde koşarken RTE kendi çıkarlarını bu top üzerinden korumaya çalışıyor… Gene Laiklik çığlıkları…
Peki bu ülke 6 temel felsefe üzerine kurulmadı mı? Bu 6 temel kuralın 5’i tarumar olurken bu laik ve işverenler nerede idi?
Nedir bu 6 temel ilke?
1-Cumhuriyetçilik, 2-Halkçılık, 3-Devletçilik, 4-Milliyetçilik, 5-Devrimcilik, 6- Laiklik.
Bunların temel 5 ilkesi yok olurken sesi çıkmayanlar neden bugün sokaklarda?
Dr.Türkan Saylan gene kürsülerde.
Bakınız,Atatürkçü Düşünce Derneği Üsküdar Şubesi Başkan Yardımcılığı yapan ve ADD’nin desteklediği ÇYDD’nin de üyesi olan Asuman Özdemir (ÇYDD’den 2006 yılında istifa etmişti.)
Ne diyor Saylan ve yürüttüğü projeler için:
Ona göre Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan “Kardelenler Projesi” adı altında İstanbul’a getirilen kız öğrenciler, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kadro açığını karşılıyor.
Yine Özdemir’e göre
"
ÇYDD’nin Kandilli Kız Lisesi gibi yerlerde okuttuğu kızlardan bazılarının akrabaları hâlâ dağlarda Türk askerine kurşun sıkıyor. ÇYDD’nin yetiştirdiği kızlar Güneydoğu’da Kürtçülüğün, PKK’nın daha çok sivilleşmesine hizmet eder hale geldi.”
Bu nasıl Atatürkçülük?
Asuman Özdemir, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Doğu’da hiç kadın okutulmadığı izlenimi vermeye gayret eden KADER ile ortak çalışmalar yaptığını da hatırlatıyor.
KADER’in çalıştığı ya da diğer bir deyişle koruyup kolladığı aileler çoğunlukla terörist ailelerdi. Avrupa Konseyi Nobel Barış Ödülüne Türkiye’den başta KADER olmak üzere dört kadın aday belirlediler. Leyla Zana, Ayşe Düzkan, Müyesser Güneş ve Pervin Buldan...
Pekii ÇYDD’nin başındaki Laik(!) kim?
İyi bildin benim uyumayan okurum. Tabii ki Türkan Saylan !!..
Saylan'ın vakfının Yalova'da bulunan okulunda da Fetullah Gülen cemaatine bağlı öğretmenlerin hüküm sürdüğü anlatılıyor. O zaman Saylan kimin değirmenine su taşıyor olabilir sizce?
2.Cumhuriyetçi Ertuğrul Özkök gibiler ayakta.
AKP’nin sadece Türk Devleti’nin varlık sebeplerini değil kendilerini de ortadan kaldıracak dönüşüme girdiğini gördükleri için ayaktalar.
6 Okun beşi yok edilirken alkış tutanlar şimdi ellerinde kalan laiklik ilkesine tutunmaya çalışıyorlar. AKP’yi elma şekeri gibi yalayanların elinde kalan bir ‘SAP’’ dır artık laiklik.
RTE’nin saz ekibi ile her sahaya çıkışında, meydana ''gönüllü çıkıp'' sulukule dansözlerini aratmayacak maharetle kıvıranlar halkın aklını da dumura uğratıyor.
Bu toz- duman arasında ise evlerimiz soyuluyor. Kimse demiyor ki,
‘’yahu, AKP zaten yeni anayasa yapıyor, bu türban mı ne meret ise o düzenlemeyi yapacağı anayasa ile niye düzenlemiyor da şimdi ortaya sürüyor?’’
Vakıflar yasası ile Lozan delindi. Pekiii...
Saylan, Ertuğrul Özkök, MHP, CHP,DSP sokaklara döküldü mü?
GDO’lu tohum yasasına ses çıkaran oldu mu?
Irak-Türkiye arasında arabulucu olan şahsın firmasından F-16 alınıyor ama NATO uçaklarını dost gören bir yazılıma RTE evet diyor.
Aselsan’da F-16 yazılımları üzerinde çalışırken şaibeli şekilde ölen mühendislerimize yazık…
Yetmediii... Maden yasası…
Yeni öğrendiğimize göre 1950 yılında NATO’ya girmek uğruna 50 yıl yer altı kaynaklarımızı çıkarmamak için gizli bir anlaşma yapılmış.
O yıllarda da ‘’Türkçe-Arapça ‘’ ezan kavgası yapılmış.
Halk o yasadan bihaber,maden yasası ABD’li bir Yahudi’ye hazırlatılmış.
Sonra DP’den 3 kişi asıldı. Halk bebek davası-köpek davası diye uyutuldu.
60’da askeri anayasa yapıldı, 1980’de yeni anayasa yapıldı. 12 Mart muhtırası yaşandı.
Peki bu maden yasasını kimse neden değiştirmedi??
Demek ki bu ülkede daima iktidarda kalan bir güç var, o da ABD ve küresel sermaye.
2000 Yılında 5 milyar dolar ile kriz yaratanlar şimdi 40 milyar dolar ile neden kriz yaratmıyor dersiniz?
Şiir gibi uyum sağladıkları için mi?
O 50 yıl 2000 yılında doldu. Yani yer altı kaynakları çıkartılabilecekti.
İşte bu tehlike de türban üzerinden AKP saz ekibi ve gönüllü dansözleri ile hallediliyor. Türban milletin gözünü bağlarken yer altı kaynakları da ‘’yeni bir maden yasası ile’’ küresel sermayeye hediye ediliyor.
Evet sevgili Türk Halkı, uyandığın gün elma şekerinin sapı gibi senin de elinde sadece ‘’TÜRBAN’’ kalacaktır.
Artık o türbanı da nerene örtersen ört!.
Bu yazımı durumumuzu izah eden muhteşem bir hikaye ile bitirmek istiyorum:
Hikaye bu ya, bir Alman, bir İtalyan, bir Fransız ve bir İngiliz aralarında, köpeğe hardal yedirmek konusunda iddiaya tutuşurlar.
Alman önceliği alarak, hardalı topak yapar ve köpeğin ensesinden tutarak zorla ağzına tıkar. Hayvanın ağzı yandığı için hardalı yemez ve çıkarır.
İtalyan hemen atılır, ‘öyle olmaz’ der ve hardalı makarna şeklinde ufak parçalar halinde bölerek köpeğe yedirmeğe çalışırsa da hayvanın ağzı gene yandığından başarılı olamaz.
Fransız da konuya kendi açısından yaklaşarak, hardalı önce sulandırıp sos olarak köpeğe yedirmek için uğraşırsa da, bu uygulama ile de bir sonuç alamaz.
Sıra İngiliz’e geldiğinde, İngiliz önce köpeği okşayarak yanına çeker, sırtını sıvazlar. Sonra hardalı topak yaparak hayvanın poposuna (arkasına) yapıştırır. Köpek ardı yandıkça başlar hardalı yalamaya Kısaca, canı yandıkça yalar, yaladıkça yanar ve sonuçta yalaya yalaya hardalı bitirir.
Akıllı ülkeler, hedef ülkeleri istedikleri çizgide tutabilmek için onlara hardalı öyle yedirirler ki, o ülkeler neyi yediklerinin farkına vardıklarında iş işten çoktan geçmiş olur.
Sen anladın ne demek istediğimi eeeyyy güzel okur.
|