Siyaset11 Nisan 2005 00:00

"Aşırı milliyetçilik"(!) - Ferruh Sezgin

Türk asıllı olmayan çevreler nazarında öteden beri en büyük tehlike olarak görüldüğü bilinir ama, "aşırı milliyetçilik" ifadesini kamuoyu karşısında ilk olarak, 12 Mart dönemindeki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç kullanmıştı. Bu ithamı duyduğumuzda, o sıralar 20''li yaşlarının henüz ilk yarısını yaşayan genç subaylar olarak şaşkın şaşkın birbirimize bakıp Türk Genelkurmay Başkanı''nın ne kastettiğini anlamaya çalışmıştık. Öyle ya, nasıl oluyordu da "Türk vatanını aşırı derecede sevme" hoş karşılanmıyordu. İlerleyen yıllarda, toyluğumuz azalmaya başlayınca, "nasıl olduğunun" farkına varmaya başladık.Türkiye Cumhuriyeti''nin ilk kuruluş yıllarından itibaren devlet mekanizmasının kilit noktalarında yuvalanan, çok az nüfuslarına karşılık çok geniş nüfuz alanlarına sahip bir "gayri-Türkler koalisyonu" mevcuttu.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadaoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Bu koalisyonun varlığını ve egemenliğini devam ettirebilmesinin şartı, toplumu millet yapan iki önemli değerin karalanması ve öcü gösterilmesiydi.

Türk milliyetçiliği de, bu iki değerden birincisiydi.

Ben şahsen, Atatürk milliyetçiliği kavramının da Türk milliyetçiliğini sulandırmak amacıyla yine bu koalisyonunun teorisyenlerince türetildiğine ve bizim etrak-ı bîidrak tarafından da hemen benimsenmiş olduğuna samimi olarak inanırım.

Daha da ileriye gidip, yine aynı koalisyonun bazı teorisyenlerince ortaya atılan, 20''nci yüzyılda kurulan iki Yahudi devletinden birincisinin Türkiye olduğu iddialarını -belki de, safsatalarını- bu köşede irdelemeyi henüz istemiyorum. Avrupa Birliği''nin "direktifleri" (!) doğrultusunda Milli Güvenlik Kurulu''nca (MGK) yeniden hazırlanmakta olan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi''nde (MGSB) yer alan iç tehditlerden birinin "aşırı milliyetçilik" olduğunu gazete haberlerinde okuyunca, aklıma yukarıda yazdıklarım geldi.

Haberi ilk olarak 31 Mart 2005 günü, Sabah yazarlarından Aslı Aydıntaşbaş''ın -MGSB''ye "Kırmızı Kitap" da denmesine atfen- "Aşırı milliyetçilik kırmızı belgede" başlığı taşıyan yazısında okudum.

Yazıda, irtica ve bölücülüğün yanı sıra ırkçılık olarak tanımlanan aşırı milliyetçiliğin de tehdit sıralamasında yer aldığı kaydediliyor.

Ertesi gün, yine Sabah, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Büyükanıt''ın Kara Harp Okulu''nda yaptığı konuşmada temas ettiği tehdit sıralamasını verince, nelerin tehdit olarak değerlendirildiği netleşti.

Kara Kuvvetleri Komutanı''nın Sabah''ta verilen konuşması doğruysa, Türkiye Cumhuriyeti kendisi için tehdit olarak şunları görüyor: " Uluslararası terorizm; " Bölücü ırkçılık; " Aşırı milliyetçilik; " Kökten dincilik; " Organize suç örgütleri; " Uyuşturucu ticareti. Burada, yazının asıl konusuna kısa bir ara verip, bir başka "ince nokta"ya temas etmeden olmayacak: "Uluslararası terorizm" ifadesine.

Tehdit değerlendirmesini yapan devlet birimleri, "küresel çete" diye bir tanımlamayı acaba hiç işittiler mi? "Küresel çete" olarak tanımlanmaya çalışılan şeyin, bugünkü Neo-con''lar tarafından temsil edilen "Siyonizm" olduğunun farkındalar mı? "Uluslararası terorizm" damgası vurdukları Şilin aslında, "Siyonizm''e karşı silahlı direniş" olduğunu kendi aralarında olsun hiç mi tartışmadılar? Siyonizm''e karşı direnişi uluslararası terorizm olarak tarif eden bir "Siyonist literatür ifadesi"ni doğru kabul ederek bizim belgelerimize de yerleştirmek, menfaatlerimizle ne derece bağdaşmaktadır? "Aşırı milliyetçilik" ithamlarına dönersek… Benim samimi Şkrim, "Türk milliyetçiliği"ni tehdit olarak gösterecek kadar pervasız olunamadığı için şu "aşırı milliyetçilik" kavramının "mecburen" kullanılmakta olduğu. Türk Silahlı Kuvvetleri''nin bugünkü komuta kademesine Harbiye''de öğretmenlik yapanlara, yine birer Harbiye öğrencisi oldukları dönemlerde, Türk İnkılâp Tarihi derslerinde okutulan kitaplarda yazılı olanlar ile bugünün tehdit değerlendirmelerini yapan zihniyet hayli farklı: " Kara Harp Okulu Basımevi''nde 1949 yılında basılıp ders kitabı olarak okutulan "Türk İnkılâbı Tarihi Notları" isimli eserin "Milliyet İdeali" başlıklı bölümünde, açık açık "…Türk inkılâbının karakteri milliyetçilik cereyanı oldu.

Türk milletini büyük felaketten, inkıraz bulmaktan (çökmekten) kurtaran yegane ruh ''milliyet ideali'' oldu.

Eğer Türk milleti Osmanlı İmparatorluğu zihniyeti içinde kalarak ''bütün azınlıkları kardeş bilseydi'', Türk milleti tebaasının kölesi olacaktı" yazıyor.

(s.370) " Aynı kitabın "Türk Inkılâbının İdeolojisi" bölümünde ise "Türk inkılâbının ideolojisini bize izah eden, Türk mütefekkiri Ziya Gökalp oldu" yazılı.

(s.368) Türk milliyetçiliğine dünkü ve bugünkü bakış arasında var olan büyük çelişkiyi, işi biraz da dalgaya vurarak, Süleyman Demirel''in meşhur sözüyle açıklamaktan başka çare galiba yok: "Dün dündür, bugünse bugün".

Ama mizah bir kenara, benim aklımdan hiç çıkmayan soru şu: Cumhuriyetin kuruluş yıllarında da "aşırı milliyetçilik" diye bir tehdit algılaması var mıydı, yoksa Türk milliyetçiliğine bakıştaki bu yozlaşma Atatürk''ün ölümünden sonra mı başladı?