Siyaset7 Şubat 2008 00:00

Analar Nankör Olamaz - Ali İhsan Gürcihan

‘’ Bir görev dönüşü, Eruh’un Bağgöze köyü yakınından geçerken, muhtarı görürsem iyi olur diye düşündüm. Köyün hemen dışında çocuklarla birlikte duvar üzerinde oturan oldukça yaşlı bir amca ve teyzeyi görünce hem muhtarı sorarım, hem de hatırlarını sorup gönüllerini alırım diye aklımdan geçirdim. coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cards

Analar Nankör Olamaz

Ali İhsan Gürcihan

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  07.02.2008
   

Son günlerde ovadaki teröristlerin, dağdaki teröristlerini kurtarabilmek için söylemlerini ve eylemlerini tırmandıklarını, Şırnak’a gidip çadır kurmak dahil toplumsal tepkiyi arttırma gayreti içerisine girdiklerini görmekteyiz.

Ovadaki bu teröristler için daha önce de yazdıklarımız gibi söylenecek çok şey var ama bu yazımda olayın bir başka ama daha hassas bir noktasına değinmek istiyorum.Diyarbakır ve İstanbul’da toplanıp otobüslerle Şırnak’a hareket edecek insanların ön saflarında Güvenlik Güçlerimize ve televizyon kameralarına doğru parmakları ile zafer işareti yapan yaşlı kadınları görünce, 1985 yılında Eruh’ta bizzat yaşadığım ve çok üzüldüğüm bir olayı yeniden hatırladım.

Bugün gördüklerimi çağrıştıran yirmi yıl önce yaşadığım bu olayı aşağıda yazarak sizlerle paylaşmak istedim.Yorumunu siz okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

‘’ Bir görev dönüşü, Eruh’un Bağgöze köyü yakınından geçerken, muhtarı görürsem iyi olur diye düşündüm.

Köyün hemen dışında çocuklarla birlikte duvar üzerinde oturan oldukça yaşlı bir amca ve teyzeyi görünce hem muhtarı sorarım, hem de hatırlarını sorup gönüllerini alırım diye aklımdan geçirdim.

Yaklaşıp merhaba diyerek ellerini öpmek için kendilerine doğru yöneldiğimde, benim duyamayacağım şekilde, Kürtçe söyledikleri bir şeyler üzerine bize doğru koşuşan çocuklar birdenbire geri dönüp kaçışmaya başladıkları ve köyün içerisine gittikleri gibi, kendilerinin de yanlarına gitmemizden pek de memnun gözükmedikleri her hallerinden belli oluyordu.

Amca, "muhtar nerede olabilir" diye sorduğumda ise amcanın yerine yaşlı teyzenin verdiği cevap, hem de Türkçe olarak aynen şöyle idi.’

’Türkiye’ye gitti. ’’

" Teyze burası da Türkiye değil mi? Şehir olarak nereye gitti"

diye sorduğumuzda, Türkiye’ye demekte israr ediyordu.

Nedense amca susuyordu, teyze ise israrlarımız üzerine nice sonra ancak, Türkiye’de Adana’ya gitti diyebilmişti.

İstemiyerek de olsa konuştukları bir kaç sözden, Amcanın ve Teyzenin iki çocuğu ile bazı akrabalarının Adana’da olduğu ve kendisinin de ara sıra gidip çocuklarının yanında kaldığı anlaşılıyordu.

Üzücü ki, o yaşına rağmen, bizi gücendirdiğini bilerek, Adana’nın Türkiye’de olduğunu vurgulamaya, kendince dolaylı ama akılcı bir şekilde bulunduğumuz yerin de Türkiye olmadığını ifade etmeye, nerede ise bizim de yabancı olduğumuz hissini vermeye çalışıyordu.

Bu söylenenlerin, bir yaşlı teyzenin o an aklına gelene göre verdiği tesadüfi bir cevap olmadığı, bazı kimseler arasında önceden düşünülmüş, konuşulmuş, paylaşılmış ve benimsenmiş bir yaklaşımın yansıması, hatta teyzenin bizzat kendisinin sözde bu davanın inatçı bir temsilcisi olduğu açıkça belli oluyordu.

Biraz uzakta çevrede duran askerlerim bile tüm hürmetkar davranışımıza rağmen muhatap olduğumuz bu davranış ve ifadeler ile, yaşlı teyzenin bize ne demek istediğini çok iyi anlamışlardı.

Hepimiz çok üzülmüştük, o an için ne muhtarın yerine kimin baktığını, ne de başka bir konuyu sormak, araştırmak için en ufak bir istek duymuyordum.

Çeşme hemen yanımızda olmasına ve suya da ihtiyacımız bulunmasına rağmen matralarımıza su doldurmayı ne ben düşündüm, ne de arkadaşlarımdan biri böyle bir talepte bulundu.

Çünkü hepimiz üzülmüştük ve kendi ülkemde bir an içinde olsa yabancılık kokan ve hissettiren bir yaklaşıma küsmüştük.

Kafam da bir sürü soru ve karmaşık duygular içerisinde, alacakaranlık ile daha da gizemli gözüken bu bölgedeki teröristlerin yuvası haline gelmiş Yassı Dağa doğru yola koyulmuş ve bizi üzen ihtiyarlardan bir an önce uzaklaşmıştık.’’


Bölücü teröristlerin şehirlerde yaptıkları gösteri ve eylemlerde, sanki sadece kendilerine ait renklermiş gibi bir sembol olarak kafalarına sarı, yeşil, kırmızı bezleri saran ve parmakları ile de zafer işareti yapan yaşlı kadınları ön saflarda kullandıklarını gördükçe,o yaştaki insanların terörden yana tavırlarına şaşarım.

Çocuklarını yetiştirme şekli ve onlara karşı duyarsızlıklarını izlediğim ve insan sevgisinden zerre kadar nasibini almadıklarına kanaat getirdiğim militan ruhlu bu tür yaşlı kadınları görünce, Bağgöze köyünde bize yabancı muamelesi yapmaya kalkan o teyze aklıma gelir ve kahrolurum.

İzmir’de, Adana’da, İstanbul’da Devlet’e isyan edercesine zafer işareti yaparken gördüğüm bu yaşlı kadınlar acaba Eruh’ta beni üzen o teyzemi diye düşünür dururum.

Bir yandan da,bu ülkenin suyunu içmiş, ekmeğini yemiş o yaştaki teyzelerin ve anaların sahip olmaları gereken analık duygusu nedeni ile teröre asla destek veremeyeceğini ve nankör olamayacağını hatırlayıp, kendim yanlış düşünüyorum diye onları ön saflara koyan teröristler yerine ben utanırım.


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2008