Zenci Musa stratejisi ya da mazlum milletlerin vicdanı! - Cem Sökmen
"BEN BU FAKİR MİLLETTEN MAAŞ ALAMAM.’’ 300 bin altını Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim etmeyi başaran Zenci Musa, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Anadolu’da gerçekleştirilecek Milli Mücadeleye destek vermek amacıyla İstanbul’a gelir. Beyazıt Camisinde bir ikindi namazı çıkışı kendisini gören Ali Sait Paşa onun zor durumda olduğunu anlar ve ona şöyle der “Musa, emeklilik için bir dilekçe ver. Fakat Zenci Musa ona şu ibret dolu cevabı verir: “Paşam ben bu fakir milletten emekli maaşı alamam.”coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cards
Aslen Sudanlı olan Zenci Musa Girit’te dünya’ya geliyor.Kahire’de yaşayan ve tam bir Osmanlı hayranı olan dedesi Zenci Musa’yı’ İslam'ı iyi öğrenmesi ve Osmanlı’yı yakından tanıması için yanına alıyor ve büyük ihtimam gösteriyor.Türk mahallesinde büyüyen Zenci Musa Türkçeyi çok iyi öğreniyor.Trablusgarp’ta Türk subaylar ve Şeyh Sunusi’nin önderliğinde İtalyanlara karşı verilen mücadele bütün İslam dünyasında yankı bulmuştu.Gönüllü gençler,Trablusgarp’a akın etmişti.O zamanlar’ Hidiv sülalesinin Osmanlı’ya yakın olan bir ailesinin hizmetinde bulunan Zenci Musa, bu savaşa katılmak için Kahire’den Libya’ya gitmiş ve buradan sonra artık Osmanlı Devleti için nerede tehlike baş gösterdiyse bütün heybetiyle orada biten kahraman bir asker olmuştur.
"BU İŞ DAHA BİTMEDİ…’’
İşgal kuvvetleri komutanı General Harrington, İstanbul’da Galata gümrüğünü gezdiği sırada, kendisine ‘’İste 300 bin altını Yemen’e kaçıran Zenci Musa bu’’ denildiğinde hemen onun yanına gider ve şöyle der: ‘’Eğer bizimle çalışırsan seni altına boğarım.’’ Zenci Musa’nın bu sözlere karşı verdiği cevap, bir kişinin değil; haysiyetin, asliyetin, şahsiyetin ve bin yıldır İslam Medeniyetine bayraktarlık yapmış bir milletin cevabı idi;’’Her teklif herkese yapılmaz .Bu sözleriniz beni ancak rencide eder.Benim bir devletim var;Devlet-i Osmani bir bayrağım var;ay-yıldızlı bayrak, bir kumandanım var: Eşref Bey.Bu iş daha bitmedi,sizinle mücadelemiz devam edecek…’’ Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki ‘’anlamak’’fiili mana yükünü ancak 2,5 milyon şehitle, 2,5 milyon hayatın sönüşüyle bitirilmiş Birinci Dünya Savaşının sona erdiği günlerde, işgal edilmiş bir İstanbul’da, ‘’Bu iş daha bitmedi’’diye düşünebilen ve bunu işgalcilerin en yüksek rütbelisinin yüzüne haykıran bir adamı anlayabilirsek devam ettirecektir.
AYDINIMIZ VE ORİJİNALİTE HASSASİYETİ
Zenci Musa, Trablusgarp,tan Balkan Savaşına, Çanakkale’den Kudüs’e, Yemen’den İstiklal Harbine kadar yangın neredeyse oraya koşmuş bu millet için canla başla mücadele etmiş bir yiğitler sultanıdır.Zenci Musa’yı bize tanıtan, onu yazmayı,onun yaptıklarını bizlere aktarmayı en mukaddes bir görev bilen Mehmet Niyazi Bey’dir.O, büyük işlerin ancak, büyük potansiyel sahibi insanların birlikte çalışmasıyla başarılabileceğini çok iyi bildiği için,bize sunulan kronolojik kalıplara itibar etmemiş,tarihimizin arka planına ve yapıcılarına ışık tutarak ufkumuzu genişletmeye çalışmıştır.Sergiledikleri fedakarlıklara tarihimizin yapıcısı olmuş insanlara haklarını teslim etmek, onlara düşünce dünyamızda layık oldukları yeri vermek hepimizin görevidir.
Mehmet Niyazi Bey’in büyük gayretleri olmasa,tarihimizin sayısız ve isimsiz kahramanlarından olan Zenci Musa’yı, Mamaka Mustafa’yı, Mihrali Bey’i, Üsküplü Osman’ı,Uşaklı Mehmet Baba’yı,Oğuz Amca’yı tanıyamayacaktık.Bundan hareketle şunu söyleyebiliriz ki,Türkiye’nin aydınları artık genel konular üzerinde, yüzlerce defa tekrarlanmış, yazılıp çizilmiş genel yorumlar üretmek yerine her biri toplumumuzun ayrı bir meselesi olan özel konulardan (aslında) geneli ilgilendiren yorumlar çıkarmalı ve bu üretimlerle düşünce dünyamızı zenginleştirmelidirler.Bu çemberi kırmak Türkiye’de aydın olduğunu iddia eden herkesin sorumluluğudur.Eğer tarihi zenginliğimiz entelektüel seviyesini gönlünün zenginliğiyle birleştirerek, çalışma disiplininden ve orijinalite kaygısından bir an bile kopmayan aydınlar eliyle toplumumuza sunulabilirse mutlaka karşılığını bulacaktır
Biz Zenci Musa gibi müstesnaların bilgisiyle düşünce dünyamızı zenginleştirmekten bahsederken, tarihimizi her daim negatif yorumlarla ele alan bazı zevat, Zenci Musa’nın hep omuz omuza olduğu bir başka kumandanı olan Enver paşa’ya saldırmakla meşgul oluyordu.
Bir süre önce medyada Sarıkamış Harekatı 90.yılıyla gündeme gelince ortaya çıkan manzara orijinal bakış açısının ve doğru bilgilenmenin önemini bir kez daha hissettirdi. Sık sık birbiriyle çatışan,hiç uzlaşmaz zannedilen ulusalcılar ve küreselciler,Sarıkamış ve Enver Paşa söz konusu olunca akıllara durgunluk verici bir mutabakat sergilediler.Maalesef Türkiye’de ‘’yerlilik iddiası’’taşıyan insanların mühim bir kısmı da yıllardır bu ezberi kimlerle birlikte tekrar ettiğinin farkında değildir.Burada sorulması gereken iki soru vardır;Birincisi,’’Sarıkamış hadisesinin, irrasyonellik,hayalcilik gibi kelimelerin mutlaka kullanıldığı ifadelerle,şimdi gündem olmaya hak kazanması Türkiye’nin hangi meselelerine göndermeler ihtiva ediyor?’’. Ve nasıl oluyor da yıllardan beri ‘’düşünce özgürlüğü’’nden dem vuran kalemşörler, Enver Paşa ile ilgili hiçbir olumlu yorum,bilgi veya düşünceye tahammül edemiyorlar?
YA TESLİMİYET YA İRADE
Birinci sorudaki irrasyonel kelimesinin son zamanlarda hangi hassasiyetlere karşı kullanıldığını hatırlarsak birilerinin bu topluma ‘’dünümüzle-bugünümüzle teslimiz’’dedirtmek istediği ortaya çıkar. Bilgi’den yorum’a ve en son hüküm’e gitmek gerekirken Enver Paşa hakkında önce hüküm verip sonra da yorum yapanlar ‘’bilgi’’ye uğramadan yollarına devam ediyorlar.Enver Paşa’ya dair bilgilenme ve onu anlama çabası ,Osmanlı devletinin en zor zamanında dahi teslimiyetin karşısına iradeyi çıkaran zihniyetine teması sağlayacağı için ikinci sorunun konusu bağnazlığı da anlıyoruz.Maceracı diye yaftalanan insanlar, Birinci Dünya Savaşının Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve petrolleri paylaşmak için çıkacağını fark etmiş insanlardı.Onlar geleceği görüyorlar,düşmanın nihai hedefinin Anadolu’yu paylaşmak olduğunu da biliyorlardı.Bu yüzden daha 1913-14’lerde Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde silah ve mermi depolamışlardı.Birinci Dünya Savaşı boyunca mücadeleyi değişik coğrafyalara yayarak,küçük çaplı kuvvetlerle uzun direnişler sergileyerek,düşmanın Anadolu’ ya ancak ‘’Canlı Cenaze’’halinde gelebilmesine sebep oldular.Biz nefsimize gelecek bir neticesi yoksa iki adımlık yere gitmeye üşenirken nerede tehlike varsa oraya koşan,her anı ölümle buruna yaşamaktan çekinmeyen insanlar,bize tanıtılmamaya veya kötü tanıtılmaya çalışıyorlar.Bu milletin hür yaşaması için mücadele ederken,kimi alnından kimi kalbinden vurulan kimisi de milletimizin derdiyle veremden ölen bu insanları karalamak ancak hasta ruhlu kişilerden beklenecek bir davranıştır.
KİMLERE BORÇLUYUZ?
Bugün bu toprakların üstünde nefes alabiliyorsak bunu bir zamanlar kendisinden sadece ‘’Kızıl Sultan’’olarak bahsedilen Sultan Hamit’e, Kuşçubaşı Eşref’e, Enver Paşa’ya, Zenci Musa’ya, Üsküplü Osman’a, Mihrali Bey’e, Süleyman Askeri Bey’e borçluyuz. Bu topraklardaki geleceğimiz, ‘’borçlu’’olduğumuz insanlar hakkında bilgilenme seviyemize bağlıdır. Kendimize, şahsiyetimize ait bilgiyi ve bakış açışını nesilden nesile aktarmak için özgüven, çaba ve kararlılık gerekiyor. Bugün artık, ‘Güç bende olduğu için haklı da benim: bu sebeple kimse benim meşruiyetimi sorgulayamaz meşru olan tek şey benim çıkarlarımdır’’ diyen batı uygarlığının dünyayı hiç de iyi bir yere götürmediği anlaşılmıştır. Bu durumda toplumumuza mal olmuş ortak bilincin ve değerlerin billurlaştırılmasına dert edinen bir aydın tipi’nin oluşup çoğalması ve ‘’Bu iş daha bitmedi’’diye haykırması elzemdir. İslam dünyasında, halihazırda Irak’ta yaşananlar adalet fikrine, sevgiye saygıya, hasılı insana ait bütün güzel hasletlere çıkarları için kılıç çeken ‘’hasta dünya görüşü’’nün bütün tesirlerinden arınmak için canla başla çalışmayı gerektirmektedir..
"BEN BU FAKİR MİLLETTEN MAAŞ ALAMAM.’’
300 bin altını Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim etmeyi başaran Zenci Musa, Birinci Dünya Savaşı bittikten sonra Anadolu’da gerçekleştirilecek Milli Mücadeleye destek vermek amacıyla İstanbul’a gelir. Beyazıt Camisinde bir ikindi namazı çıkışı kendisini gören Ali Sait Paşa onun zor durumda olduğunu anlar ve ona şöyle der “Musa, emeklilik için bir dilekçe ver. Fakat Zenci Musa ona şu ibret dolu cevabı verir: “Paşam ben bu fakir milletten emekli maaşı alamam.”
Bu cevaptan sonra Ali Sait Paşa, Zenci Musa’dan habersiz İstanbul hamallar kahyası Ferit Bey’e giderek kendisini bir kaç gün sonra Zenci Musa ile birlikte ziyaret edeceğini söyler. Ferit Bey’den istediği bu ziyaret esnasında Zenci Musa’ya bir iş teklifinde bulunmasıdır. Bir araya geldiklerinde Ferit Bey, Zenci Musa’ya Karaköy gümrüğünde kahyalık yapması için teklifte bulunur. Bu teklif karşısında Zenci Musa yine mükemmel seciyesinin yansıdığı bir cevap verir: “Ben kahyalık yapmam, onu yaşlı bir müslümana verin. Orada hamallık varsa yaparım.”
İşte o Zenci Musa gündüz Galata gümrüğünde hamallık yapıp, gece Milli Mücadele için Anadolu’ya silah kaçırırken vereme yakalanıyor. Ali Sait Paşa’nın bütün ısrarına rağmen bir sanatoryuma yatmayı kabul etmeyen Zenci Musa bavulunu alıp Üsküdar’daki Özbekler Tekkesine gidiyor. Milli Mücadele’ye yapılan yardımları organize eden Özbekler Tekkesi Şeyhi Ataullah Efendi ona tekkede bir oda tahsis ediyor. Zenci Musa veremden kurtulamayarak kısa süre sonra burada vefat ettiğinde, bavulundan bir Osmanlı haritası, Eşref Bey’in resmi ve kefen çıkıyor.
Ey Zenci Musa, gittiğin yerlerde seninle yan yana yürümek vardı, düşmanla vuruştuğunda seninle omuz omuza olmak. Konuşmak senin gibi kahramanları konuşurken anlamlı, dinlemek senin gibi “ruh adam”ların yaptıklarını dinlerken anlamlı… Ey Zenci Musa gönlündeki yaraya, kalbindeki sızıya ve uykularını kaçıran dertlere ortak olabilmek dileğiyle…