|
"Tezekten terazinin boktan olur dirhemi..."
Ne güzel söylemiş atalarımız, terazi ne ise dirhemleri de tabii ki öyle olacak!
***
Dün Fatih Altaylı'nın "Olaylar ve Gerçekler" adlı programını izliyorum, HABERTÜRK'te...
Programı bir kaç ay öncesine kadar SABAH gazetesinde görev yapan iki gazeteci hazılıyor.
Biri Fatih Altaylı; tanırsınız, bilirsiniz...
Diğeri Sevilay Yükselir; hani şu Baykal'a verdiği göğüs frikiği ile medya mağduresi olan medyacı...
***
Bu ikiliye göre memleketin tüm işleri bitmiş, tek sorun Sabah Gazetesi - Salih Memecan ve İbrahim Çallı (!) üçgenine sıkışıp kalmıştı...
***
Şimdiki Sabah Gazetesi, yayın yönetmeni falan yerin dibine batırılırken, Salih Memecan'ın AKP ile akçeli ilişkilere girdiği, kurduğu MART adlı şirket kanalıyla Meclis'e, Türk Hava Yolları'na karikatürler çizip, dergiler hazırlayıp para aldığı söyleniyor;
"Ayıp ediyorsun Salih"
deniliyordu...
Memecan'ın eşinin AKP'den milletvekili olduğu tekrar anımsatılıp,
"Salih gazetedeki makam odasında AKP ile ilişkileri koordine ediyor"
minvalinde lâflar ediliyordu...
Altaylı'ya göre bu ayıptı...
Sevilay Yükselir ise bu ayıba bir yenisini ekliyor;
"Gazetenin yedinci katındaki sigara içme odası Salih yüzünden kaldırıldı. O kadar etkili... Bunları da konuşmamız lazım, biz konuşmazsak kim konuşacak"
diyordu...
***
Eğri oturup doğru konuşalım:
Dün o gazetede beraber çalıştığınız bir adam bu, o zaman söyleyebildiniz mi bunları?
Hayır!
O zaman, "Salih dışarıya iş yapma" diyebilen bir patronunuz var mıydı?
Hayır!
Şimdi neden söylüyorsunuz?
Çünkü zaman değişti. SABAH faslı bitti.
Ciner'in yeni plazası, yeni televizyonları oldu, gazeteleri de sırada...
Siz de orada!
***
Tezekten terazi basınımız ise, bunlar da dirhemleri!
***
Geçenlerde Ali Atıf Bir yazmıştı, MYNET'te. Okuyalım:
"....Tam 28 Mart 2006 günü Sabah’ın Barbaros’taki binasına Turgay Ciner’le görüşmeye gittim. Turgay Bey’le Kenan Sönmez’in odasında oturduk. Konu Sabah Grubu’na transferimdi. Anlaşamadığımız birkaç nokta kalmıştı. O konuda görüşüyorduk. O sırada elinde bloknotla Fatih Altaylı girdi. Hoş geldin beş gittin derken Altaylı Turgay Bey’e döndü ve “Ne yazacaktık bu adamla ilgili bir daha bir anlatsanıza..” dedi.
Turgay Bey’de o an anlamlandıramadığım bir takım rakamlardan, dolarlardan söz etti. Fatih Altaylı’da kendine söylenenleri bir güzel itinayla not aldı.
Bir gün sonra Sabah’ı açtığımda Altaylı’nın sütununda “Aysal’dan kazığın itirafı” başlıklı yazıda aynen şu satırlar vardı:....."
***
Uzayıp gidiyor... Ne utanç verici bir anı değil mi!
***
Gelelim göğüs frikiği ile medya mağduresi olan medyacı Sevilay Yükselir'e...
2007'nin Ekim ayında MEDYARADAR'da yayınlanan şu habere bakalım:
"...FLAŞ!..SABAH GAZETESİ'NDEN ŞOK İSTİFA!..HANGİ BAŞARILI MUHABİR GAZETE İLE YOLLARINI AYIRDI?..FLAŞ İSİM NEREYE TRANSFER OLUYOR?..
Sabah Gazetesi'nde POAŞ Skandalı, Hilton imar değişikliği, Kemal Unakıtan ile POAŞ Ceosu Jean Nahum'un başbaşa görüntülenmesi haberleri başta olmak üzere birçok başarılı habere imza atan gazeteci "gördüğü lüzum üzerine" işten ayrıldı
Sabah Gazetesi Haber Merkezi'nde görev yapan Sevilay Yükselir az önce gazete ile yollarını ayırdı.
Fatih Altaylı'nın Genel Yayın Yönetmeni olmasının ardından Habertürk'ten Sabah'a transfer olan Yükselir, birbuçuk yıllık çalışma süresi içerisinde başta Aydın Doğan'ın sahibi olduğu POAŞ'ın vergi borcu, Hilton Oteli'nin imar değişikliği haberlerine imza atmıştı.Yükselir'in Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile POAŞ Ceosu Jean Nahum'u birarada gösteren fotoğraflarının gazetede manşetten verilmesi sonrasında POAŞ'da kriz patlak göstermiş, kriz Jean Nahum'u koltuğundan etmişti.
Sevilay Yükselir'in Turgay Ciner'in medya grubuna geçeceği öğrenildi.
Medyaradar - Özel...................."
***
Altaylı, Ali Atıf Bir'e göre (bana göre değil ha !) tetikçi yazar, kimin tetikçisi?
Turgay Ciner'in...
Sevilay Yükselir de tetikçi muhabir, (üstteki habere göre- mealen) kimin tetikçisi imiş ?
Fatih Altaylı'nın...
***
Tezekten terazi.....
Nasıl olsun ki dirhemleri?
***
İBRAHİM ÇALLI - KÖŞK'teki tablolar VE BİR CEHALET ÖRNEĞİ !
Altaylı ve Yükselir, 20 trilyon lira harcanarak Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün yenilendiğini, yenileneceğini dile getirdikleri programda bir de gaf, gaf da değil cahillik yaptılar.
***
Köşk'e gerçekten bu para harcanıyor mu; ayrı konu... Bakacağız.
Fakat İbrahim Çallı'nın (!) Mustafa Kemal tablolarının Köşk'ten kaldırıldığı iddiası var. Önemli konu.
Altaylı da, Yükselir de Köşk'e hiç gitmediklerini söylerken, Altaylı ekliyor:
" Mustafa Kemal'in yaşadığı, çalıştığı atmosferi falan görmek isterdim. Bir kaç kez resepsiyonlara çağrıldım ama işim vardı gidemedim. Köşk'ü görmedim"
diyor...
***
Birincisi:
Ben Köşk'e hiç çağrılmadım, çağrılmadım ama en az beş kez gittim. Mustafa Kemal'in yemek masasını da, çalışma odasını da, yatak odasını da en az evim kadar bilirim
Neden?
Müzedir de ondan...
İkincisi:
Ünlü ressam İbrahim Çallı'nın Köşk'teki tablolarının depoya konulduğu konusu programın ikinci ayağını oluşturuyordu. Altaylı da Yükselir de; İbrahim Çallı diye tuttururken tablolar İbrahim Çallı'nın değil, torunu Yaşar Çallı'nındı.
Ayrıca tabloların kaldırıldığını sadece Yaşar Ağabey (baba dostum olduğu için böyle seslenmemi hoş görün) iddia ediyordu.
Nerede?
Fatih Altaylı'nın da yazarı olduğu GAZETEPORT'ta...
Okuyalım:
"....Ünlü ressam Yaşar Çallı, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in isteği üzerine yaptığı, “Atatürk ve Devrimleri” konulu edinen tabloların Çankaya Köşkü’nün duvarlarından indirilip, depoya kaldırıldığını iddia etti.
Gazeteport adlı internet sitesinden Yavuz Alatan’a açıklamalarda bulunan Çallı, bu tabloları Sezer tarafından Çankaya Köşkü’nde kendisine tahsis edilen atölyede yaptığını belirterek gelişmeleri şöyle anlattı:
“Bu atölyede 1 yıl çalıştıktan sonra 32 adet tabloyu teslim ettim ve Köşkün duvarlarına asıldı. 11. Cumhurbaşkanı göreve gelince, benim yaptığım ve duvarlarda aslılı bulunan tabloların da indirildiğini öğrendim. Köşk’teki yetkililerle yaptığım görüşmede, bu eserlerin depoya konulduğunu belirttiler. ....."
***
Yaşar Çallı sanatçıdır, ince ruhludur. Bir yerlerden yalan yanlış duymuş, soruşturmadan, araştırmadan öfkelenmiş olabilir... Haklıdır da. Onu bir kenara bırakalım.
Ama gazetecilik ayrı iş....
Şimdi, gazetecilik yapmak istiyorsan; açarsın Köşk'ün basın danışmanına telefonu, alırsın randevuyu, Yaşar Ağabey de yanında gidersin Köşk'e...
Köşk öyle girilemeyecek, çıkılamayacak yer değil ki!
Kaldı ki, aynı KÖŞK; "Kaldırmadık tabloları" diye açıklama yapıyor.
"Gazeteci olarak biz değil, ressamı görsün... Diğer gazetecilere de televizyonculara da yol olmasın diye kameraman koymayacağız yanına. Sadece Yaşar Bey baksın!"
dersin,demelisin!
Ama hayır, hem Köşk'ü bilmeyeceksin, İbrahim Çallı'yı Yaşar Çallı'yı birbirine karıştıracaksın ama işin ucu Atatürkçülüğümüz'e dayanıyor diye lâfbazanlık yapacaksın...
***
Tezekten terazi basın ise, dirhemleri belli değil mi!
***
İKİ STAR ARASINDAKİ TEK FARK...
Sizlere basınımızın, basın özgürlüğümüzün geldiği nokta açısından çok önemli olduğunu sandığım iki ayrı tarihli aynı gazetenin birinci sayfalarını sunuyorum...
2003 yılındaki STAR'ın patronu Cem uzan idi...
2008 yılındaki STAR'ın patronu ise Ali Özmen Safa...
Yorum size kalsın, yazım artık uzamasın!
***
Hoş kalın sevgili TÜRKHABERLER dostları... |