12 mil için Yunanistan davet mi ediliyor?
Kıbrıs’ta, Güneydoğu Anadolu’da, Irak’ta Türkiye’nin belirli hassasiyetleri vardı. Şimdi onların yerinde yeller esiyor. Güneydoğu Anadolu’daki hassasiyetlerin delinmesi Anadolu’nun ortasından başlatılmıştı. Hatırlayın! Daha 90’lı yılların ortasında bir yandan Türkiye’yi hayali irtica düşmanıyla boğuşmak zorunda bırakanlar, öte yandan gerçek hedeflerine ulaşmak için ince ince ayarlar yapıyorlardı. İsrail’in Ankara Büyükelçisi galiba Peleg isimli birisiydi.coupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug carddiscount drug coupons site printable coupons for cialis
Hemen peşinden aynı yere giden Cumhurbaşkanı Demirel, Manavgat sularını İsrail’e satabileceklerini duyuruyordu.
Demirel’in sözü Türkiye’de yankılanırken O bir tören için Lizbon’a uçup orada görüştüğü Cezayir cuntasına “İrticayla mücadelelerini gıptayla izlediklerini, kendilerini örnek aldıklarını” söyleyecek, benzer açıklamalar aynı günlerde Bosna’yı ziyaret eden Genelkurmay yetkilisinden de gelecekti. Mesele Manavgat sularını İsrail’e satma boyutunun nerelere varacağını, sun’i irtica yaygaralarıyla milletimizin gözünden saklamaktı.
Fakat ne oldu? Aradan geçen sekiz, on yıl içerisinde Türkiye, Manavgat sularını İsrail’e vererek yakasını kurtaramadı. Şimdi AB, “Manavgat suları yetmez, hepsini vereceksiniz” diyor. 2004 yılı sonunda Türkiye’ye dayatılan “İlerleme Raporu”nda diyorlar ki, “Güneydoğu’daki su havzalarının yönetimini uluslararası bir konsorsiyuma devrederek başta İsrail olmak üzere komşularınızın istifadesine vereceksiniz.” Oysa İsrail’in bizim komşumuz olmadığı açık.
Türkiye benzer durumu AKP iktidarıyla Kıbrıs’ta da yaşadı. “Çözümsüzlük çözüm değil” sloganıyla ortaya çıkanlar, “Biz her zaman Rumlar’dan önce bir adım atacağız” diyenler, adım ata ata adanın tamamını Rumlara, dolayısıyla Yunanistan’a vermenin eşiğine geldiler. Türkiye attığı her adımla Kıbrıs’tan uzaklaşırken, Rumlar attıkları her adımla biraz daha İskenderun Limanı’na yaklaştılar.
Kuzey Irak’ta izledikleri politikanın sonucu olarak geldikleri nokta Türk askerinin başına çuval geçirmekten ibaret.
Şimdi sıra Ege’ye gelip dayandı.
Tam bu noktada Saadet Partililerin öngörüsündeki isabeti hatırlatmak isteriz! Tıpkı “Türkiye nereye götürülüyor? İkinci Sevr’e Hayır” konferanslarını başlatmada gösterdikleri titizlik benzeri bir tesbitle yüzyüzeyiz. Saadet Partisi daha bu konferansları başlatalı bir ay dolmamıştı ki, Avrupa Parlamentosu’nda “Türkiye Sevr’i tanımalıdır” nutuklarının atıldığına şahit olmuştuk.
Şimdi bir hafta önce Saadet Partililer “Sıra Ege’ye geliyor. Bu gidişle İstanbul’dan, İzmir’den bindiğimiz THY uçağıyla Antalya’ya gidemeyeceğiz” demişlerdi.
AKP yöneticileri, aziz milletimize altın kaseler içinde baldıran zehiri veriyor.
Bugün kalkmış diyorlar ki “Casus belli kararını geri almamız lazım.”
Yunanistan, “Bu önemli bir adımdır” diye bayram yapıyor.
Milletimiz Türkiye’nin bu önemli kararının kaldırılması iyi mi, kötü mü tartışmasına tutuşuyor.
Meclis’in bir bildiri yayınlayarak duyurduğu “Eğer Yunanistan karasularını 12 mile çıkartma kararı alırsa biz bunu savaş sebebi sayarız” sözleri tartışmaya açılıyor. Bunun tefsiri nedir?
Açıklayalım: Yunanistan’a deniliyor ki, “Artık daha fazla beklemenize gerek yoktur. Karasularınızı 12 mile çıkartma kararı alabilirsiniz. Biz böyle bir şeye ses çıkartmayacağız...”
Bu açık “yüreklendirme” girişiminin sonuçlarını hep birlikte ilerleyen günlerde göreceğiz.