“Cumhuriyet Türkiye’sinde oldukça gelişmiş bir köylü edebiyatı vardır. Birçok düşünürümüz, yazarımız, idarecimiz, İstanbul’un lüks mahallerindeki mekanlarından, Ankara’daki makamlarından köy, köylülük ve köylü meseleleri üzerine, nice şeyler söylemiş ve yazmıştır. Bu kişilere göre, köylünün sefaleti birkaç parlak nutuk, birkaç kanun ve kararla düzelip gidecek, Osmanlı’nın soyup soğana çevirdiği (!) zavallı köylü kurtulacaktır...
O yıllarda, kıyafeti beğenilmeyen köylüler başkente alınmıyordu. Çünkü yabancılar, bu pejmürde kılıklı köylülere bakarak, Cumhuriyet köylüleri hakkında yanlış fikirlere sahip olabilirlerdi(!) Ayrıca aydınlarımızın zihinlerindeki Cumhuriyet köylüsüyle katiyen bağdaşmayan, fakir, üstü başı yırtık köylüler bazı kişileri tedirgin edebilir, idareye karşı güveni sarsabilirdi(!)"
(Kaynak : D. Mehmet Doğan, Tarih ve Toplum -Toplum Yapımızın Tarihi Oluşumu-195-196)
“Sekiz-on yıl oluyor, bir gün Ankara’da Ulus Meydanı’ndan yürüyerek istasyona doğru iniyordum.
Ankara Palas’ın bahçesine köşe yapan sokağı geçtikten sonra arkamda bir gürültü duydum.
Polis mi, jandarma mı, şimdi hatırlamıyorum, her halde düzen koruyucu bir vatandaş, fakir giyimli bir köylüye çıkışıyor, Ulus Meydanı’na gideceğini söyleyen biçareyi ‘buradan olmaz, dolaşacaksın!’ diye sokağa doğru itiyordu. Ortalıkta bir tören hazırlığı filan da yoktu.
Bana dokunmayan polis memurunun köylü vatandaşa reva gördüğü muameleyi emir vermek sevdasına yordum ve geçtim.
Zaten köylü de pek ısrar etmemiş ‘la havle’ çeker gibi ellerini kaldırarak gerisin geriye arka sokağa dönmüştü.
Polis memurunun ukalalığı tuhafıma gittiği için hadiseyi, ilk rastladığım dostlara anlatmaktan çekinmedim. Meğer polisin ki ukalalık falan değilmiş. Fakir ve hırpani kıyafetli vatandaşların Türkiye Büyük Millet Meclisi önünden geçmeleri yasak edilmiş imiş. Orada vazife gören polis memurlarına ve jandarmalara bu hususta sıkı emir verilmiş imiş.."
(Kaynak : Nadir Nadi, Uyarmalar, 33 ve Nadir Nadi, 21.3.1951 tarihli Cumhuriyet Gazetesi)
|