|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 2000 yılında Avustralya'da yapmış olduğu radyo konuşmasında; terörist başı Abdullah Öcalan için üç defa "sayın" sözcüğünü, şehitlerimiz içinde "kelle" sözcüğünü kullanmıştır.
Sayın sözcüğünü kullanmasından ötürü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikayetler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların verilmesi üzerine, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına itiraz edilmiş, mahkeme itirazı kabul ederek kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı kaldırmış ve başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin fezlekeyi düzenleyerek meclise göndermiştir.
Başbakanın "kelle" sözcüğünü kullanmasından ötürü, şehit aileleri toplu olarak başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında İstanbul Kartal Adliyesinde üç kuruşluk tazminat davaları açmıştır.
Davada şehit aileleri, şehidine değer göstermeyen ve hakaret eden bir başbakanın da, kendileri nezdinde değerinin üç kuruştan fazla etmeyeceğini beyan etmiştir.
Mahkeme, açılan davalarda başbakanın mal varlığını soruşturmuş ve 12.12.2007 tarihli celsede yapılan yargılama sonucunda , başbakanın şehitlere "kelle" diyerek, şehit ailelerine hakaret ettiğini kabul ederek, başbakanı üç kuruş tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Verilen mahkeme kararı kesin olup, temyizi kabil değildir.
Bu kararla yargı ; siyasi af söylentilerinin başbakan tarafından dillendirildiği bu dönemde, tavrını şehit ailelerinden ve şehitlerden yana koyarak, siyasi af beklentilerine karşı da net tavrını almış bulunmaktadır.
Genelkurmay Başkanlığının, terör konusunun siyasallaştırılmak istenmesine ilişkin bugün basına yansıyan beyanlarından sonra , yargının şehitlerinden ve şehit ailelerinden yana tavır alması son derece anlamlı olmuş ve başbakanın şehitlere hakaret ettiği ve saygısız davrandığı hususları yargı kararı ile tescil edilmiş bulunmaktadır.
Bu karar ile bütün şehit ailelerinin, başbakan aleyhine yurdun dört tarafından milyarlarca YTL tutarında tazminat davaları açma ve mahkum ettirme hakkı da doğmuş bulunmaktadır.
Onbinlerce şehit ailesi başbakan aleyhine dava açma hazırlığına başlamış bulunmaktadır.
Bilgilerinize saygı ile sunulur. 12.12.2007
Şehit Aileleri Ve Anneleri Dernekleri
Vekili
Av.Kemal KERİNÇSİZ
--------------------------------------------- İlgili Karar Metni --------------------------------------------
TC.KARTAL ADLİYESİ
2.SULH HUKUK MAHKEMESİ
2007/580
OTURUM NO :
HAKİM : SEVGİ ÖVÜÇ 25690
KATİP : SEVİLAY AKBULAK
OTURUM TRH : 12.12.2007
Belli gün saatte oturum açıldı.
Davacı vekili Av.Kemal Kerinçsiz ile davalı vekili Av.Muammer Cemaloğlu geldi.
Açık duruşmaya devam edildi.
Davalı vekili yetki belgesini ibraz etti okundu dosyasına konuldu.
Davacı vekili:Dosya içinde davacı ile şehidinin irtibatını sağlayan nüfus kaydı mevcuttur bu nedenle veraset ilamının beklenmesine gerek yoktur deliller toplanmıştır, 3 Kuruş manevi tazminat için davanın kabulüne karar verilsin dedi.
Davalı vekilinden soruldu:Bizde daha önceki beyanlarımızı tekrar eder davanın reddine karar verilmesini isteriz dedi.
Dosya mahkemece incelendi duruşmaya son verildi.
G.D:
1- Davacının davasının kabulün 3 Kuruş manevi tazminatın davalıdan tahsiline,davacıya verilmesine,
Dair kesin olmak üzere verilen gerekçeli karar davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı açıkça okunup usulen anlatıldı.12.12.2007
KATİP HAKİM 25690
KARTAL (2).SULH HUKUK MAHKEMESİ
SAYIN HAKİMLİĞİNE
Dosya No: 2007/1233
CEVABA CEVAP
VEREN DAVACI : Keriman Karahan vs.
VEKİLİ : Av.Kemal Kerinçsiz
Vatan Cad. Emlak Bankası Blokları H1 Blok
K:4 D:9 Fatih/İst
DAVALI : Recep Tayyip Erdoğan
VEKİLİ : Av.Fatih Şahin
(Dosyadaki adreste)
KONU : Davalı vekilinin 16.10.2007 tarihli dilekçesine
karşı verdiğimiz mukabil cevaplardan ibarettir.
CEVABA CEVAPLARIMIZ :
1) Davalı, bu konuşmasını Refah Partisinin veya onun devamı olan AKP’nin Beyoğlu İlçe başkanı olarak yapmış olsa idi, belki davalı vekilinin beyanlarına hak verilebilirdi.
Ancak davalı ilçe başkanlığından il başkanlığına, oradan İstanbul Belediye Başkanlığına yükselmiş, ABD'nin Ankara Büyükelçisinin kendisine verdiği destek ile siyaset sahnesinde merdivenleri üçer beşer atlamaya başlamıştır. Atlantik ötesinden verilen emirle kurulan partinin başına getirilerek iktidar yolu açılmış, ne talihsizliktir ki ; Atatürk'ün ömrünü verdiği bu güzelim cumhuriyete Başbakan olmuştur.
Başbakan olmak her kula nasip olmaz, hele hele ABD'nin ilgi alanında bir ülkede başbakan olmak için, seçilmiş olmak gerekir. Siz küresel güç tarafından fark edilip yetiştirilmemişseniz, o makamı hayalinizde dahi yaşatmanız da mümkün değildir.
Hulasa başbakan olan kişi ile sıradan bir kişinin elbette ki sorumlulukları farklı olacaktır.
2) Eğer bu Başbakan, 25 yıldan buyana emperyalist güçlerin destek verdiği teröre , 10 bin güvenlik görevlisi vatan evladını şehit vermişse, 35 bin vatandaşını yitirmiş bir ülkenin başbakanı ise, bu konuda sözlerine son derece dikkat etmek zorundadır.
Benim dilim sürçtü demekle, yapılanın ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Kaldı ki aynı konuşmada "sayın" sözcüğünü asrın katiline üç defa kullanmış "kelle" sözcüğüne de aynı konuşmada yer vermiştir.
Başbakan bu konuşmasında açıkça, kendisinin kürt olduğunu iddia eden kesimin oylarına göz dikmiştir.
Bu kesime katilbaşına "sayın" demekle siyasi Kürtçü ve bölücü oyların kendisine akması için mesaj göndermiştir.
Nitekim bu çabaları olumlu bir netice vermiş, Güneydoğu Anadolu'da siyasi Kürtçü tabandan önemli ölçüde oy almıştır. Kaldı ki bu konudaki tavrının son derece olumlu olduğunu, bu kesimden aldığı oy ile her fırsatta övünç duyduğunu ifade etmekten sakınmamıştır. Siyasi Kürtçü kesimden aldığı oy oranı, PKK'nın siyasi temsilcisi olan partiden fazla olduğu bir gerçektir.
Demek ki; başbakan söylediği sözlerin ürününü toplamıştır. O sözler boşa söylenmemiştir.
İktidara namzet ve bilahare iktidar olan bir partinin genel başkanı, bu konuşmada ülkesinin çok önem verdiği kültüründen ve tarihinden hiç eksik etmediği şehitleri için "kelle", bu milletin tarihinin 1/3'lik kısmını karartan, kaynaklarını heba eden, yetişmiş insanlarını katleden kanlı katile üç defa "sayın" diyorsa, bunun ismi dil sürçmesi değildir.
Bunun ismi;
* ya cehalettir ki; bu durumda bulunan kişinin 73 milyonluk ülkenin başbakanı olmaya hakkı yoktur.
* ya da oy sömürüsüdür ki; gerçek olan da budur. Bir kesimin arkası sıvazlanarak söylenen bu sözlerle sempatisi kazanılmak istenmiştir.
Bu sebeple davalı vekilinin bahsedildiği gibi, ortada masumhane söylenen, yada bir konuşmadan cımbızla çekilen sözler söz konusu değildir.
3) Başbakanın gerçek konuşmayı yaptığı tarihte, gerekse sonraki yıllarda siyasi Kürtçülerle olan flörtü, bu konuşmadaki anlayışını da yeterince anlatmıştır.
Davalı vekili, savunmasını soyut cümlelerle yapmaktadır.
Bir yandan müvekkilinin şehitler için "kelle" katilbaşı için (vekile göre sözde lider) "sayın" sözcüğünü kullandığını açıkça ikrar etmekte, diğer taraftan da bundan rencide olan şehit ailelerinin müracaatını fırsatçılık olarak değerlendirmektedir.
Şehidine saygı göstermeyen bir Başbakanın, şehit ailelerine saygı göstermesi de beklenemez.
Köylüsüne, işçisine, memuruna, şehidine, şehit ailesine dili sürçen Başbakanın, nedense kendisini görevlendiren güçlere karşı dili hiç sürçmemektedir.
Almış olduğu bu ülkeyi, küresel düzene entegre etme görevini aksatmadan ve dili sürçmeden yerine getirebilmektedir.
Başbakan aleyhine söylenen sözlerden ötürü bir çok kişi aleyhine, bizzat davalı vekili tarafından davalar açılmıştır. Acaba bizde başbakana karşı yasanın hakaret olduğu bir sözcüğü söyleyip de, arkasından dilimiz sürçtü dediğimizde, davalı vekili davasından vazgeçer mi?
Bugüne kadar Başbakanın bu tür tavırlarına rastlamadık. Aksine davalara devam ettiği takdirde kendisini, aynen davalı vekilinin zihniyeti uyarınca, fırsatçı olarak mı görmemiz gerekecektir.
Öncelikle başbakan ve vekili şunu iyi bilmelidir, idrakini kaybederek şehidine "kelle" diyerek hakaret eden bir başbakan aleyhine, dava açarak hak ve hukukunu arayan şehit ailelerine fırsatçı denemez. Hukuk devletinde hak aramak, dava açmak ne zamandır fırsatçılık olarak değerlendiriliyor. O takdirde kendisine hakaret eden kişilere dava açan başbakanın da fırsatçı olarak değerlendirilmesi mümkün olacaktır.
4) Eğer siz samimi dindar değil de dinci olursanız, İslam dinini siyasi iktidar için kullanmaya kalkarsanız, din istismarcılığı yaparsanız, türban dahil hemen her dini konuyu oya tahvil etmeye çalışırsanız, imam hatipleri, camileri oy deposu olarak algılarsanız
elbette ki; şehitliğin İslam dininde ne anlama geldiğini bilmeden, rahatlıkla onlar için "kelle" sözcüğünü kullanmaktan imtina etmezsiniz.
Şehit'in ne anlama geldiğini bilmeyen, şehitliğin İslam dininde mertebesinin idraki içinde olmayan bir kişi elbette ki, bu konuyu siyasallaştırma olarak algılayacaktır.
Aslında bu tam anlamı ile bir çifte standarttır.
İşine geldiğinde İslam dinini her türlü siyasi emellerine alet et, işine geldiğinde şehitlik ve din kavramlarını bir arada kullanıldığında, siyasi istismarcılıktan bahset.
Biz bu anlayışı çok iyi biliyoruz da sosyal yardımlarla dilencileştirilmek istenen, kendisini " Türk" olarak nitelendiremeyen bir kişiyi , talihsiz olarak başına getiren milletimin, % 47'lik kesiminin de bu anlayışı çok iyi bilmesi gerekir.
5) Vekilin temsil ettiği müvekkil merak etmesin, şehitlik mertebesinin dinimizdeki değerini ve önemini ne benden nede bu toplumdaki şehit ailelerinden, nede evlatlarına kına yakarak askere, gerektiğinde ölüme gönderen hiçbir aileden daha fazlasını bilemez.
Kendi evladına rapor alarak askerlik yaptırmayan kişinin, şehide bakış açısı ortada iken, bunun İslamiyet'teki ifadesini özde bilmesi elbette ki mümkün değildir. Bu işler imam hatipte okuyarak, siyasetin her kademesinde dini kullanarak öğrenilemez.
Bizim cevap dilekçemizde beyan ettiğimiz hususların tamamı, şehidine "kelle" katilbaşına "sayın" diyen bir başbakanın gerçek maksadını ortaya koymak ve bu sözleri söylerken nasıl bir fikir yapısını taşıdığını ifade etmek ve anlatmak için söylenmiştir.
Söylediklerimizin eksiği var, ama fazlası yoktur. Bu davada ancak bu kadarını ifade edebiliyoruz.
6) Davalı vekili cevap dilekçesinde, yapılan şikayette kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karardan kıvançla bahsederken, her nedense bu karar kaldırılıp davalı hakkında dokunulmazlığın kaldırılması için meclise fezleke yazıldığını öğrenince, her nedense ceza soruşturmasından hiç bahsetmemiş, 16.10.2007 tarihli
dilekçesinde ceza soruşturmasını yok farzetmiştir. Bu ülkenin bağımsız hakimlerinin yapılan her yanlış eylemin, bu eylemi kim yaparsa yapsın sonuna kadar hesap soracaklarından hiçbir şüphemiz yoktur.
TALEBİMİZ : Davalı başbakandır. Bir konuşmada üç defa "sayın" deyip şehidine "kelle" diyen bir başbakanın bu sözleri dil sürçmesi ile değil, son derece bilinçli ve maksatlı olarak söylediğinden, davamızdaki haklılığımız bütün unsurları ile sabit olduğundan talebimizin kabulüne karar verilmesini saygılarımla bilvekale arz ve talep ederim. 03.12.2007
Davacı Vekili
Av.Kemal KERİNÇSİZ |