12 Eylülün 25. yılında, Kenan Evren’in daha 4 Aralık 1979′da, yani 13 ilde ilan edilen sıkıyönetimin birinci yılını doldurduğunda,
‘Biz bu sıkıyönetim işini başarıya ulaştıramadık!’
diyerek kendisinden yeni yetkiler istediğini söyleyen Demirel, 12 Eylülden yedi yıl sonra, gene Kenan Evren’e,
‘11 Eylül ile 13 Eylül arasında bir gün geçti. Yeni yetki yoktu, değişen neydi de kan hemen durdu?’
diye soracaktır.
Aynı Demirel, Çorum olayları devam ederken,
‘Eğer bu fitne, diyecekti, CHP’den destek görmezse, devlet bu fitneyi çok kısa bir zamanda söndürür.’
dediğini burada anımsatmak, sanırım olayların sıralama dizgesini bozmayacaktır.
(Radikal, 12-13 Eylül 2005; Cumhuriyet, 11 Temmuz 1980.)
Bu ‘fitne’nin ne olduğunu, Cumhurbaşkanı olarak basın danışmanlığına alacağı Cüneyt Arcayürek yıllarca önce açıklayacaktı.
O zaman ‘Tehdidin beynini bulamamış’ olmaktan yakınan Demirel, belli ki, Yunanlı bir diplomatın New Yorklu bir bankere söylediği gibi, NATO’nun Türkiye’de bir askeri darbe planlamış olmasından habersizdi.
5 Haziran 1977 genel seçimlerinden önce Execuvite Intelligence Review’in raporunda yer alan bilgilere göre, NATO Türkiye’de bir askeri darbe ‘planlamış’tı.
Bu plan doğrultusunda sokakta kan dökülmeye başlanmış, bu plana göre, komutanlar darbenin tarihini belirlemişler, küçük dereciklerden akan kan, darbenin tarihine göre çağlayan olmuş, ülkenin bağrından akmıştı.
Genelkurmay Başkanı, ‘biz bu sıkıyönetim işini başaramadık’ dediği günlerin ertesinde Çorum’da, Türkeş’in 12 Eylül-öncesi kurdurduğu 47 kampta eğitilen 250 bin komandonun bir bölümü Çorum’da, ‘Demirel’in içişleri bakanının deyişiyle’ ‘devlete destek vererek’ en acımasız cinayetleri işlemişler, cinayet işleyenleri de aynı devlet şu ya da bu şekilde korumuştu.
Uğur Mumcu’nun belgeli olarak ‘provokatör’ ‘MİT ajanı’ olarak tanıttığı, İlhan’ın öldürülmesinde görevli olmadığı halde (ve özel görevle) araca binen, araç içersinde ve araçtan indirildikten sonra bizleri döven dört erden biri olan Kısmet Çağlar’ın, İbrahim Çiftçi, İsa Armağan ve Abdullah Çatlı’nın avukatı olan Can Özbay, MHP içersindeki değişiklik sonrası, Radikal’in sorularını yanıtlarken, bu ‘devlet kurtarıcıları’na da açıklık getirecekti.
‘Bu oyunun oynanmasında Amerika’nın rolü oldu’
diyen Özbay, Avni Özgürel’e şunları anlatacaktı:
‘Birtakım Amerikan ajanlarının, hatta elçilik mensuplarının olayların içine girdiğini ben belgeleriyle tespit ettim. Mesela Çorum olaylarında parmakları olduğunu biliyorum. (…) O olaylarda Amerikan elçiliğinin parmağını gözümle gördüm. Elçilik mensubu Çorum’a gidiyor, olayları ayarlıyor, hadiselerin hemen ardından apar-topar Türkiye’den ayrılıyor. O zaman devletin emniyet görevlilerine bu kişinin adını da verdim. Sivas olaylarında da, Kahramanmaraş olaylarında da var bu oyun, (…) MHP’nin içinde ajanlar cirit atıyordu. (…) Çeşitli haber alma örgütlerinin buraya girmek ve gerek bilgi sızdırmak bakımından, gerek yönlendirmek bakımından faaliyet göstermesine şaşmamak lazım.’ (Radikal, 11 Kasım 1996.)
Sadık Eral, MHP binasında Çorum olaylarını planlayan Alexander Peck’in, olaylardan önce de yörede çalışmalar yaptığını, Çorum’da AP ve MHP başkanlarıyla, CHP’li belediye başkanıyla, valiyle görüştüğünü, bazı köyleri gezdiğini, alevi ve sünnilerin durumlarıyla ilgili bilgiler aldığını yazacaktır. Çorum CHP il başkanı Peck ile görüşmeyecek, CHP’li belediye başkanı, Peck ile görüşmesini ‘devlet sırrı’ diyerek açıklamayacaktır.
Cüneyt Arcayürek, Amasya Belediye Başkanı Gündüz Turan’ın, telefonda, adı Peck olan bir Amerikalının kendisine alevi-sünni ve sağ-sol çatışması üzerine sorular sorduğunu,
‘ne zaman ve hangi büyüklükte bir çatışma çıkacağını araştırdığını’
söylemesi üzerine, Arcayürek, Dışişleri Bakanı Gündüz Ökçün’e gitmiş, Peck’in, Kıbrıs’ta CIA istasyonuna bağlı çalıştığını söylemişti.
Özetlemek gerekirse, Çorum olayları, Genelkurmay Başkanı Evren’in başkanlığında yapılan toplantıda, darbenin 11 ve 12 Temmuzda yapılmasının kararlaştırılmasıyla örtüşür.
Kan, 11 Eylül 1980 akşamına değin niçin dökülmüşse, Çorum’da da aynı nedenle, askeri bir darbenin ortamını oluşturmak amacıyla dökülmüştür.
Dünya Bankası yetkilisi Chaney, K. Maraş olayları öngününde, Aralık 1978′de, bugünkü Türk hükümetinin ekonomik sorunları çözecek önlemler alamadığını söylüyor,
‘Askeri yönetim gelirse bu güçlükler önlenebilir’ diyordu. (12 Eylül Öncesi ve Sonrası, s. 295.)
Kahramanmaraş olaylarını değerlendiren BBC, bu olayların, Pakistan, Afganistan ve İran’dan sonra kaos ve belirsizlik içersine Türkiye’nin de düşmüş olacağını ileri sürüyor ve bunun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir kez daha kendisini müdahale zorunda hissetmesi olduğunu söylüyor, dışardan, Türkiye, bir askeri darbe ortamına bilinçli olarak getiriliyordu. |