Türk Telekom işçileri bir ayı aşkın bir süredir grevde.
Bu yiğit insanlar, küresel sermayenin; ülke yönetimine, çalışma hayatını düzenleyen yasalara, gözeten kurum ve kuruluşlara; velhasıl hayatın her alanına hakim ve sahipken yel değirmeniyle savaşa tutuştular.
Tutuştular da kötü mü ettiler? Yapılmalıydı, yaptılar. Saygı duymalı, destek olmalı.
İşçilerin savaşının sadece ücret, sadece sosyal haklar için olmadığını daha önce yazmıştım. (Türktelekom işçileri grevde)
Bu savaş, sendikacılığın ölüm kalım savaşıdır. Türk Haber-İş, bu grevde yenilirse, Türkiye’de sendikacılığın çanına ot tıkandığının resmidir.
Bu gerçeği kimler biliyor?
En başta işveren tabii. Bunu bilerek, buna göre davranıyor.
Yine en başta Türk-İş tabii. Ama o, bunu bildiği halde buna göre davranmıyor.
Türk-İş, kendi canını kurtarma çabasıyla tüm gücünü ortaya koyacak yerde, “ne olur” , “nasıl olur” , “nasıl yapalım” , “nereye başımızı vuralım” kabilinden toplantılar yapmakla meşgul.
Türk-İş, bu toplantılarla, mutlaka bir sonuca ulaşacak, bunu da kamuoyuyla paylaşacaktır. Ama, yapacaklarının laftan öteye geçmeyeceği açıkça görülüyor.
Küresel sermaye, ülkemizde bir yandan üretimden vazgeçip, en basit tüketim ihtiyaçlarının bile ithalatla karşılandığı bir ekonomi modelini IMF mağrifetiyle iktidarlara uygulatırken, iktidarlar, taşeronlaşma, sendikasızlaştırma, kazanılmış işçi haklarını yasalarla geri alma gibi bir dizi uygulamayı, Türk-İş’in ve doğal olarak da diğer konfederasyonların gözüne soka soka hayata geçirdi.
Bu gelişmeler sonucu, sendikaların üye sayıları 10 binlerden binlere, hatta yüzlere düştü.
İşsizlerin sayısı katlanarak arttı. Pek çok sendika ya kapandı, ya da işlevsiz kaldı.
Peki, bütün bunlar olurken, başta Türk-İş olmak üzere konfederasyonlar ne yaptılar?
Yine bugünkü gibi toplantılar yapıp, sıkıntılarını kamuoyuyla paylaştılar. Laf etmekten başka bir şey yapmadılar. İşçi sınıfının elindeki mücadele silahlarını kullanmaktan korktular. Kendi deyimleriyle, “sosyal barışı” korumaya çalıştılar.
Hep kendinizden verirseniz, her taraf barışa keser, ortalık güllük gülistanlık olur. Gün gelir, ölüm kalım savaşı vermek zorunda kalırsınız.
Türktelekom işçilerini grevi, böyle bir ölüm kalım savaşı dönemine rastlamıştır.
Türktelekom işçilerinin grev süresince, işverene baskı yapmak için kullanacakları bir silahları yoktur. Özelleştirme sürecinde bu silahlar bir bir ellerinden alındı.
Türktelekom işçileri greve çıkınca, işletme durmamaktadır.
Bakım onarımı durdurmak dışında bir silahları kalmamıştır ellerinde. Onu da işveren, yasadışı yollardan taşeronlara yaptırmaktadır.
Sendikanın yasaların uygulanması için yaptığı başvurular sonuçsuz kalmaktadır.
Çalışma hayatını gözetmesi gerekenler, bu işi hakkıyla yapmamaktadırlar. Türk Haber-iş, her gün savcılıklara bu yasadışı uygulamalarla ilgili suç duyuruları yapmaktadır. Kısaca, Türktelekom işçileri, yel değirmeniyle savaşmaktadırlar.
Yel değirmeniyle savaşmaktalar ama, yaptıklarına Donkişotluk demek, hem ayıp, hem saygısızlık hem de haksızlık olur. Çünkü onlar can kavgasındalar. Hem de sadece kendi canlarının değil. Türk-İş’in ve hatta Türkiye’de sendikacılığın can kavgasındalar.
Türk-İş bu işin böyle olduğunu bile bile onları yalnız bırakıyor. Onlara destek olacak mücadele yöntemlerini devreye sokmak yerine toplantı yapıyor. Belli ki sonunda hükümetten medet umacak.
|