Siyaset7 Nisan 2005 00:00

Tayyip Beye teşekkür borcumuz var - Savaş Süzal

Türkiye, başta da söylediğim gibi siyasi açıdan hızla bir yönlere doğru gidiyor. Aslında Tayyip Bey ve AKP İktidarına, milliyetçiler ve ulusalcılar teşekkür borçlu. Bir ara kanı donmuş durumda olan Türk Halkının kanını, yapılan ülkeyi parçalama girişimlerine seyirci kalmakla  ateşlemeyi başardılar. Ama bu onlara bir iktidara mal olacak. Aynı Tayyip Beyin örnek aldığını sık sık söylediği Turgut Özal’ın sonu gibi. Nasıl bir ara Türkiye’de dinci akımlar hızlandıysa şimdi de memleketini seven herkesin kanını ateşleyen milliyetçilik akımı giderek kabarıyor. Hakikaten Tayyip Bey bu memlekete yaptığınız belki de en büyük iyilik bu oldu. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis forum cialis prodaja cialis bez receptaoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

Türkiye’deki siyasi olaylar çok hızlı gelişiyor. Başbakan Erdoğan’ın Kızılcahamam Kampında AKP’lilere neler anlattığını bilmiyorum ama onları bile ikna edemediği gayet açık. Bu nedenle de, halka, basına, bürokratlara, kendi partisine, yani özetle önüne gelen herkese, her guruba giderek sertleşiyor. Aslında Türk politikacılarında sinir durumu, işlerin yolunda gidip gitmediğini gösteren en güzel göstergesidir. Daha önce kendisine yalakalıktan hoşlanan Başbakanın, bugün basını halka şikayet etmesi de bence bunun kanıtı. Ne yani o yalakalık döneminde Nazlı Hanım ve öteki işbilir meslektaşlarımız iş takip etmiyor muydu?

          Neyse bugün yazmak istediğim konu bu değil. Bugün Türkiye’de yaşanan bazı olayları irdelemek istiyorum. Bu olaylar bana yıllar önce tanık olduğum yaşadığım bir dialogu hatırlattı. Sizlere bir Leyla Zana hikayesi anlatmak istiyorum. Hani bugünlerde barışçı olduğunu söyleyen, APO’nun ablasının elini öpen Leyla Zana varya, onunla ilgili. Leyla Zana’nın ve arkadaşlarının hapse girmeden önce ve en azgın olduğu yıllarda, bunlar Kuzey Irak’ta bir Kürt konferansına katılmışlardı. Bizim Türk Basını bu konferansa alınmadığı için de bizler neler olup bittiğini bilmiyorduk.

          Bir gün Washington Natinal Press (Ulusal Basın) Binasında bürosu olan El Hayat Gazetesinde büro şefi olan Refik Maalouf ile sohbet ederken, bana Suriye’deki muhabirlerinin Washington’a geldiğini ve kendisinin de o gün büroya uğrayacağını söyledi. Hakikaten yarım saat sonra bizim oralardan geldiği belli olan bir kişi ile bizleri tanıştırdı. Refik, arkadaşının Suriye istihbarat teşkilatı El Muhaberat ile de yakın ilişkisi olduğunu kulağıma fısıldadı. Söz döndü dolaştı PKK’ya, Kuzey Irak’ta Talabani ve Barzani’nin katıldığı ve orada bir konuşma yaptığı söylenen Leyla Zana’ya geldi.

 Suriyeli gazeteci, Zana’nın o toplantıda, Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk Askerinin kanının oluk oluk akması gerektiği şeklinde konuştuğunu anlattı. İnanmak istemedim ve inanamadım. O zamanlar bu takım TBMM’de milletvekiliydi ve Türk Halkından da maaş alıyorlardı. Ben de Suriyeli Gazeteciye herhalde inanmadığımı çok belli etmişim ki bana Şam’ın o toplantıyı kendi adamlarına izlettiğini ve ellerinde Zana’nın yaptığı konuşmanın metni olduğunu söyledi. Arapların bazı olayları abartarak yorumladıklarını bildiğimden, bu sözlere gene inanmadım.

Neyse bir kaç gün sonra El Hayat bürosunda bana Zana tarafından  yapılan konuşma olduğu söylenen metin verildi. Bugün bile o konuşma aklıma geldikçe tüylerim diken diken olur. Metinde Türk Askerinin Kürt özgürlüğü ve bağımsızlığı için nasıl kanının akıtılması gerektiği gayet açık bir şekilde anlatılıyordu. Sonra bir ara bu takım Amerika’ya geldi. Kimse bunları o yıllarda adam yerine koymuyordu önceleri. Madam Mitterand’ın bile kim olduğunu Washington’da öğrendiler ve kendisiyle Washington da bir gazeteci arkadaşımın yardımıyla tanıştılar. İşte ben bu nedenle ne Leyla Zana’nın ne de arkadaşlarının dostluk ve barış çağrılarına inanmıyorum.

 Sonra Türk Dışişlerinin rahatsız olmadığını açıkladığı, Celal Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanlığı olayı var. Leyla Zana ve arkadaşlarına Washington’da o yıllarda yol gösteren Talabani idi. Washington’daki adamları Behram Salih’in ne kadar Zana ve arkadaşlarına yardımcı olduğunu unutmadım. Ankara’daki bazı kişilerin belki de kolay unuttukları bir başka gerçek, PKK’lı teröristlere barınak sağlayan Kuzey Iraklı Kürt aşiretin, Talabani Aşireti olduğu. Nasıl oluyorda kendisine araba ve pasaport verilen ancak sürekli Türkiey’nin iyi niyetine ihanet eden bu kişinin komşu ülkenin tepesine geçmesinden rahatsız olunmuyor; akıl almıyor.

Türkiye, başta da söylediğim gibi siyasi açıdan hızla bir yönlere doğru gidiyor. Aslında Tayyip Bey ve AKP İktidarına, milliyetçiler ve ulusalcılar teşekkür borçlu. Bir ara kanı donmuş durumda olan Türk Halkının kanını, yapılan ülkeyi parçalama girişimlerine seyirci kalmakla  ateşlemeyi başardılar. Ama bu onlara bir iktidara mal olacak. Aynı Tayyip Beyin örnek aldığını sık sık söylediği Turgut Özal’ın sonu gibi. Nasıl bir ara Türkiye’de dinci akımlar hızlandıysa şimdi de memleketini seven herkesin kanını ateşleyen milliyetçilik akımı giderek kabarıyor. Hakikaten Tayyip Bey bu memlekete yaptığınız belki de en büyük iyilik bu oldu. Sağolun.

07.NİSAN.2005