Siyaset6 Nisan 2005 00:00

ÖNCELİKLİ TEHDİT! - Emin Pazarcı

Türkiye'yi ne tehdit ediyordu? Neydi tehdit sıralamasında bizim önceliğimiz? Yıllarca ne ile uğraştık? İrticayla! Bir dönem Ali Kalkancı ve Müslüm Gündüz'ü dilimize doladık. Fadime Şahin'le yatıp, Fadime Şahin'le kalktık. Büyük tehlikeydi onlar! İki meczup, Türkiye'nin bütün dengelerini sarsabilirdi! Bu ülkeyi, çağdaş dünyadan uzaklaştırıp, karanlıklara gömebilirlerdi! Bu adamlar, çevrelerindeki üç-beş müritleri ile ülkemizi İran'a çevirebilirlerdi!levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholrenovation vejle site renovamicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg

Durum bu olunca, bütün dikkatlerin onlara çevrilmesi gerekiyordu...

Devlet, "teyakkuz" halindeydi. Meczupların peşlerine adamlar takıldı. Olay, devletin en tepe noktalarında birinci gündem maddesi yapıldı. Bunlarla mücadele amacıyla bildiri üzerine bildiri yayınlandı.

İrticaya geçit vermemek için bu da yetmezdi...

İmam hatiplilerin, cuma namazlarına giden devlet memurlarının ve Kur'an kurslarının da mercek altına alınması şarttı. Bunun için de gerekenler yapıldı.

Yine yetmedi...

İrtica tehlikesi o kadar ciddiydi ki, Don Kişot misali yer değirmenlerine bile saldırıldı!

Peki ne oldu, ne değişti?

Hiçbir şey. İrtica tehlikesi, hâlâ Türkiye için öncelikli tehditler arasında!

* * *

Bizim bir başka tehdidimiz daha vardı...

O da Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde yer aldı. "Aşırı milliyetçi" ve "ırkçı" düşüncelere de geçit verilmemeliydi. Türkiye için onlar da büyük tehlikeydi. Maazallah, bu ülkeyi uçurumun kenarına götürebilirlerdi!

Onlarla da mücadele edilmeliydi...

Onlar da "tu-kaka" ilan edilmeliydi.

Zihniyet bu olunca gereken adımlar atıldı. Bu topluma milliyetçilik de "zararlı bir akım" olarak sunuldu. Milliyetçi düşünce yerden yere vuruldu. "Yaşatılmaması gereken" bir zihniyet olarak sunuldu.

Devlet gerekeni yapmıştı...

İrtica ve milliyetçilik gibi iki "tehlikeli düşünceye" karşı gereken tedbirler alınmıştı. Ne kadar "zararlı" oldukları gayet iyi anlatılmıştı. Artık herkes huzur içinde evinde yatabilirdi.

* * *

Biz televizyonlarda Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı ve Fadime Şahin'le ilgileniyorduk. Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin'in yatak ilişkisinin, bu ülkeyi ne kadar tehdit ettiği fikri üzerine kafa yoruyorduk...

Birileri de Kuzey Irak'taki kamplarda silahlı talim yapıyorlardı.

Biz, harıl harıl "irticayı önleme" plânları üzerinde çalışıyorduk. Meczuplarla ilgili bilgiler topluyorduk...

Bölücüler de bu ülkeyi parçalamaya hazırlanıyordu.

Sonra, Müslüm Gündüz ve Fadime Şahin gibi isimlerin esamisi okunmaz oldu. Sırra kadem bastılar. Kaybolup gittiler.

Bir de baktık ki, bölücü zihniyet alabildiğine palazlanmış. İyiden iyiye serpilmiş. Türkiye'nin dört bir yanını sarmış. Hatta, açıktan açığa meydan okumaya başlamış. Alabildiğine pervasız bir hâl almış.

Yol kesip, sopayla polis müdürlerini kovalar olmuş.

Abdullah Öcalan posterlerini açıp, PKK bayrakları sallar hale gelmiş.

Türk Bayrağı yakma eylemleri başlatmış.

Anadolu'nun dört bir yanındaki liselerde Atatürk büstlerinin tahrip edilmesi ile karşı karşıya kalmışız.

Bölücüler, arkalarına Avrupa'yı da almışlar. Suriye, Irak, İran ve Türk topraklarını kapsayan bir "konfederasyon" için çağrılar yapmaya başlamışlar.

Türkiye içinden, Türkiye'yi tehdit eder olmuşlar.

* * *

Dünden bugüne hiçbir farklılık yok. Bugün sorsanız, "tehdit sıralamasının" değişmediğini söyleyecekler:

- İrtica, Türkiye için hâlâ öncelikli tehdit.

Yanına da lütfen "bölücülük" tehlikesini koyacaklar!

Tabii, eklemeden de edemeyecekler:

- Aşırı milliyetçi düşünceler de ciddi bir problem.

Bunlar söylenirken, yine meydanlarda "savaşa hazırız" pankartları açılacak. Abdullah Öcalan posterleri dört bir yanı saracak. Kanlı terör örgütü PKK bayrakları sallanacak.

Olsun ne önemi var...

Her konuda olduğu gibi bu meselede de "istikrar" çok önemli! Biz "tehdit sıralamamızı" yaptık ve takıldık bir kere. Bu iş "yaz-boz tahtası" mı ki, sürekli olarak değiştirilsin!