“Devlet inşa sanatı…” - Dr. Abdullah Özkan
ABD, kendi küresel hegemonyası için “kontrol edebileceği” yapılanmalar istemektedir. Ulus Devlet yapılanması, bu kontrol mekanizması için uygun bir ortam sağlamaktadır. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da yaşanan operasyonlar da gözönüne alındığında ABD’nin niçin devletleri yenibaştan “inşa etmek” için çaba harcadığı daha iyi görülmektedir. ABD, devletleri yeni baştan inşa ederek, çok uluslu şirketlerine uygun pazarlar açmak istemektedir. Kendi politikalarına yönelebilecek olası muhalif hareketleri bastırmayı da amaçlayan ABD, inşa ettiği devletlerde kendi zihniyetine teslim olacak yönetimleri işbaşına getirmektedir. symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon
Küreselleşme tartışmalarında üzerinde en çok konuşulan konulardan birini de ulus devletin geleceği oluşturmaktadır. Küreselleşme süreciyle birlikte “sınırların” eski önemini yitirdiği, iletişim ve ulaşım alanlarında meydana gelen başdöndürücü gelişmelerin, ulus devletleri küresel sürece uyum sağlamaya zorladığı belirtilmektedir.
Küreselleşmeyle birlikte ulus devletin yapısında ve işleyişinde yaşanan önemli değişiklikleri ele alan pekçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmaların altını çizdiği önemli noktaları özetlersek, küresel süreçte ulus devletin geldiği noktayla ilgili şunları söylemek mümkündür:
Küreselleşme sürecinde devletler arasındaki etkileşimin şekli değişti. Hükümetler arasındaki ilişki modeli, toplumlara ve uluslararası örgütlere kaydı.
Ulus devlet, uluslararası insan hakları düzenine karşı sorumlu hale geldi, egemenlik alanı ve rolü bu uluslararası düzen tarafından tanımlanır oldu. Ulus devletin amaçları ve uygulamaları, yalnızca kendi ulusal sınırlarının veya çıkarlarının korunmasıyla sınırlı olmaktan çıktı.
Ulus devlet ekonomi düzlemindeki yetkilerini de küreselleşme sürecinde giderek ulusüstü kurumlara devretmeye başladı. Ulus devlet’in ekonomi düzlemindeki yetkilerinin ulusüstü kurumlara devredilmesinde Dünya Bankası, IMF, OECD ve GATT gibi örgütler önemli rol oynadı.
Küreselleşme, iç politikanın sınırlarını genişleterek devletin karar alma süreçlerini dönüştürmekte, egemenliğin yerleştirildiği siyasal mekan uluslararası alana açılmaktadır. Küreselleşme süreciyle birlikte ortaya yeni bir siyasal mekan çıkmaktadır.
Küresel süreçte ulus devletin yeni yapılanması tartışılırken, “tarihin sonu” teziyle epey bir tartışmaya neden olan Francis Fukuyama, bu defa “devlet inşası” teziyle karşımıza çıktı.
Fukuyama işe “ulus inşası” ile başlıyor. Fukuyama, savaş sonrası toplumların yeniden yapılandırılmasında ve terör üreten merkezlerin ortadan kaldırılmasında ulus inşasını kaçınılmaz olarak görüyor. Ulus inşasının ilk aşamasını, “çatışma sonrası yeniden yapılandırma” olarak adlandırıyor. Afganistan, Kosova ve Somali’yi örnek gösteren Fukuyama, “buralarda devlet tamamen çöktüğü için temelden başlayarak yeniden inşa edilmesi gerekir” diyor. Eğer çökmüş olan devlet, Bosna’da olduğu gibi uluslararası yardımla biraz olsun ayakta durabilecek gibiyse, ikinci aşama gündeme geliyor. Fukuyama ikinci aşamanın, birincisinden çok daha zor olduğunu, inşa çalışmasının amacının uluslarası yardım almadan o ülkenin ayakta durabilmesini sağlamak olduğunu söylüyor. Üçüncü aşama, zayıf devletlerin güçlendirilmesini hedefliyor. Temel devlet işlevlerini yerine getirmekte zorlanan ülkelere, “işleyen bir devlet mekanizması kurulması” amaçlanıyor. Fukuyama, Meksika, Peru, Kenya ve Gana’yı zayıf devletlere örnek olarak veriyor.
Fukuyama “Devlet inşası” kitabında küresel ekonomideki büyümenin, bilginin ve sermayenin ulus devletlerin egemenlik yetkisini aşındırdığına dikkat çekerek şu yorumu yapıyor:
11 Eylül sonrası dönem için küresel politikadaki temel mesele, devletin nasıl küçültüleceği değil, nasıl yapılandırılacağıdır. Devletin güçten düşmesi küresel topluluk için bir felaketin başlangıcıdır. Devletler, dünyanın her köşesinde zayıftır. Bu zayıf devletler, uluslararası düzen için tehdit oluşturmaktadır çünkü ciddi çatışmaların kaynağıdırlar. Ayrıca gelişmiş dünyaya etki edebilen yeni tür bir terörizmin potansiyel yaşama alanı haline gelmişlerdir. Bu devletleri, çeşitli ulus inşa şekilleri vasıtasıyla güçlendirmek, uluslararası güvenlik açısından hayati bir görev haline gelmiştir. Dolayısıyla devlet inşasını gerçekleştirmenin daha iyi öğrenilmesi, geleceğin dünya düzeni açısından büyük önem taşımaktadır…”
Fukuyama’nın “zayıf devletten” şikayet ederek “devletlerin güçlendirilmesini” talep etmesini, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeni savunma stratejileriyle birlikte düşündüğümüzde şu değerlendirmeyi yapmak kaçınılmaz oluyor: ABD, kendi küresel hegemonyası için “kontrol edebileceği” yapılanmalar istemektedir. Ulus Devlet yapılanması, bu kontrol mekanizması için uygun bir ortam sağlamaktadır. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da yaşanan operasyonlar da gözönüne alındığında ABD’nin niçin devletleri yenibaştan “inşa etmek” için çaba harcadığı daha iyi görülmektedir.
ABD, devletleri yeni baştan inşa ederek, çok uluslu şirketlerine uygun pazarlar açmak istemektedir. Kendi politikalarına yönelebilecek olası muhalif hareketleri bastırmayı da amaçlayan ABD, inşa ettiği devletlerde kendi zihniyetine teslim olacak yönetimleri işbaşına getirmektedir.
Kafkaslardaki “kadife devrim” diye nitelenen operasyonların tümü, Fukuyama’nın deyimiyle “devlet inşa etme sanatı”nın açık birer göstergeleridir.
Ayrıca ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi de baştan sona bir “devlet inşa etme” operasyonudur. Amerika, kendince tehdit olarak gördüğü devletleri, inşa operasyonuyla baştan aşağı yeniden “dizayn” etmektedir.
Zaten Fukuyama da kitabında bunun adını koymakta, “eskiden inşa operasyonları bir ülkeyi işgal ederek ve onu idari yönden imparatorluğa dahil ederek yapılırdı, şimdi ise demokrasi, özyönetim ve insan hakları söylemleriyle gerçekleştiriliyor” demektedir.
ABD, Afganistan ve Irak’a demokrasi ve özgürlük söylemleriyle müdahale etmişti; sonuç ortada, yaşanan tam bir insanlık dramı…
Fukuyama, “mevcut dünya düzeninin sürdürülebilmesi için devlet inşa sanatının vazgeçilmez olduğunu” söylüyor… Pentagon’un açıkladığı yeni stratejiler, önümüzdeki günlerde hem bölgemizde hem de dünyanın stratejik açıdan önemli başka yerlerinde ABD’nin “devlet inşa etme” operasyonlarının süreceğini gösteriyor…