1984
George Orwell'in (bugün itibariyle bir klasik olarak kabul edilen) 1984 adlı eserinde yer alan kimi öğeler, Hawthorne etkisinin bir 'kitlesel kontrol' tekniği olarak kullanımına iyi bir örnek olabilir.
1984 adlı romanın geçtiği ülkede, her türlü kapalı ve açık alanda mikrofonlu kameralar yer alıyor.
Böylelikle kendilerine 24 saat gözlemlenmekte oldukları hatırlatılan insanlar, kendilerini gözleyen devlet görevlilerinin dikkatini çekebilecek ‘sakıncalı’ söz ve davranışlardan uzak duruyorlar.
Ancak romanda devletin 'gözlem' adına yaptığı şeyler sadece bunlardan ibaret değil.
Politikanın söz konusu olduğu her yerde, insanların fiillerinden de önce 'düşünceleri' önemli olduğundan, 1984'te konunun bu yönü de ihmal edilmiyor.
Zira devlet kurumlarından sokaklara kadar pek çok yerde, 'Büyük Abi' (Big Brother) olarak adlandırılan milli kahramanın resimleri mikrofonlu kameralara eşlik ediyor.
Bu resimlerin yanında yer alan 'Büyük Abi Sizi Gözlüyor' yazısıyla da, insanlara, 'kime' (ve dolayısıyla kimin doğrularına) sadakat göstermeleri gerektiği konusunda bilinçaltı düzeyinde telkinde bulunuluyor.
(1984 romanından uyarlanan filmde duvarları 'süsleyen' Büyük Abi posterleri yukarıdaki resimde olduğu şekilde tasarlanmıştı.)
Büyük Abi'ye mal edilen deha ve bu dehanın eseri olan büyük başarılar etrafında örgülenerek efsanevi bir hüviyet kazandırılan bu konsept, ileri derecede kollektivist bir yapıya sahip olan resmi öğretiye yedirilerek halka sunuluyor ve memleketin her köşesinde yer alan bir 'kafa' resmiyle yaşatılıyor.
Mikrofonlu kameraların insanların ne yapıp ettiklerinden, başkalarıyla ne konuştuklarına kadar herşeyi tespit ederek her türlü fiili kontrol altında tutmalarına rağmen, buna ek olarak bir de 'Büyük Abi' konsepti oluşturulmuş olması nedensiz değil elbette.
Hatta duygu ve düşüncelerin insan davranışlarındaki belirleyiciliği dikkate alınacak olursa, böyle bir 'kahramanlaştırma' (heroification) tekniğinin kameralardan dahi gerekli ve işlevsel olduğunu bile söylemek fazlasıyla mümkün olabilir.
Kahramanlaştırma
Hemen her toplumda (hedeflenen kollektivizmin seviyesine bağlı olarak) farklı şekil ve dozlarda uygulanan kitlesel kontrol ve endoktrinasyon programında yer alan 'kahramanlaştırma' tekniği, insan doğasında yer alan 'hayranlık duyma', 'örnek alma', 'boyun eğme', 'korkma' gibi duygulara hitap etme amacıyla kullanılır.
Bu duyguların küçük yaştan itibaren manipüle edilmesi suretiyle düşünce ve davranışların istenilen şekle sokularak önceden belirlenmiş olan kalıba uyacak hale getirilmesi ve bu şekilde endoktrinasyonun ana misyonuna hizmet edilmesi esastır.
Kahramanlaştırma tekniğinin kitleleri 'dönüştürmekte' nasıl kullanılabileceğine örnekler sunabilmek için yine 1984'ün ürkütücü dünyasına göz atmak yeterli.
1984'te kullanılan 'Büyük Abi' karakteri, kusursuz, ulaşılamaz ve insan ötesi bir imaja sahip.
Mesela, Büyük Abi'nin ne zaman doğduğu ve ölüp ölmediği bilinmiyor.
Bir resmi yetkilinin ağzından da, onun 'hiçbir zaman ölmeyeceği', çünkü 'halkın örnek alacağı böyle bir varlığa ihtiyaç olduğu' bilgisi veriliyor.
Büyük Abi herkes gibi adı ve soyadıyla değil, sadece kendisine has olan bir lakapla çağırılıyor.
Bu lakabın doğru şekilde seçilmiş olması da başlı başlına önemli bir konu.
Zira o toplumdaki resmi öğreti 'aile' kavramının yok edilmesini öngördüğü için, milli kahramana yok edilen bu mefhumun yerine geçebilecek bir isim verilerek, aile büyüklerine yöneltilecek olan sevgi ve saygının ona odaklanması sağlanıyor.
Bu örnekleri (1984'ün içinden olsun olmasın) çoğaltmak, dahası, her bir örneği diğer kitlesel kontrol uygulamalarıyla ilişkilendirerek endoktrinasyonun bütünsel yapısını çözümlemek elbette mümkün.
Ancak dünya tarihi boyunca pek çok ülkede gözlemlenmesi mümkün olan 'kahramanlaştırma' uygulamalarına bir çıkış noktası sunabilme açısından bu kadarı yeterlidir diye tahmin ediyorum.
Zaten bu çizgi film kahramanlarının her biri – sunuldukları konsept gereği - bakışlarıyla, görüntüleriyle ve kendilerine atfedilen herşeyle bir diğerine benzer. İçlerinden birini tanırsanız, diğerini fark etmeniz pek de zor olmaz.