Anarşizm, bizde 1980 Askerî Darbesi ile sona eren sağ-sol çatışmaları döneminde, sol kesimde yer alan ateşli devrimcilerin faaliyetlerine teşmil edilmiş, yoksa indirgenmiş mi desek, bir kavramdır.
Hatta bu sol orijinli “ihtiyar delikanlılar” için halk arasında hâlâ “anarşik-anarşikler” denir.
Anarşizm aslında silâhlı veya militarist eylemlerle kaos ortamı yaratarak düzeni değiştirmeye teşebbüs etmek değil, tam aksine demokratik yöntemlerle ve biraz da sivil itaatsizlik tarzına yaklaşan zararsız itirazlarla sisteme ve sistemliliğe muhalefet etmenin kavramsal adıdır.
Ama birçok kavramın başına gelen talihsizlik yine kendisini göstermiş, bu kavramın da yanlış kullanılmasına sebep olmuştur.
Kavram, sistemin hatalarına ve sorunlarına demokratik itirazı ve daimî muhalefeti ifade etmek yerine sabotaj, saldırı ve suikast eylemleriyle gerçekleştirilen tedhiş hareketlerine verilen genel isim olmuştur. Hâlbuki bunlar anarşist değil, terörist eylemlerdir.
Çünkü bu tarz fiillere başvuranlar, saldırılarla zarar vermek suretiyle güçlenmeyi, yıldırmayı ve böylece hedefe ulaşmayı amaçlar. Tabii o dönemlerde terör sorunumuz olmadığı için, otoriteyi amansızca eleştirmesi ve sosyalizmle ilişkisi itibariyle, anarşizm bu kavramsal boşluğu doldurmuştur.
Lâkin bu işten en büyük zararı gerçek anarşistler görmüştür.
Zira kimse beyin jimnastiği yaparken terörist damgası yemek istemez. Elbette ki suça teşvik ve övgü hariç…
Günümüzün alabildiğine hürriyet ortamının rahatlığıyla ve o efsunkârın büyüsüne kapılarak bir nebze muhaliflik etsem (isteyen anarşistlik desin) kimse beni ayıplamaz herhâlde.
Gerçi benim yaklaşımım “anarşik” üstatlarınkinden bir hayli farklı olacak.
Neticemiz de öyle…
Girizgâhı mecburen uzun tuttuk, fasıl bölümünde kısa ve net ifadelerle ve de soru-cevap yöntemiyle meramımızı anlatalım bari.
Meseleyi özele indirgeyerek sesleniyorum:
Türkiye Cumhuriyeti’nin ey sevgili vatandaşı!
Sen bu devleti neden kurdun?
Bu devleti kurarken önemsediğin önceliklerin nelerdi?
Devlet denen soyut organizma, senin ihtiyaçların ve çabalarınla vücuda gelmedi mi? Yani bu devlet senin için değil mi?
Cevap kanaatimce; bağımsız, onurlu, güvenli ve düzenli bir toplumsal yaşam için bu devleti kurduk, şeklinde olmalıdır.
Evet, bu devlet benim az önce saydığım gerekçelerimle ve üstün çabalarımla ortaya çıktı, şeklinde devam edilmelidir.
Doğru, bu devlet benim için var, tasdikiyle de genel gerçekte anlaşılmalıdır. Kimseye akıl vermek haddime değil –ki amacım da bu değil- ama günümüz modern devlet yapılanması anlayışı bu sonuçlarda buluşmayı gerektiriyor.
Şimdi bazılarınız bana kızıp “Devlet millet için değil, millet devlet içindir.” diye slogan kokan bir çıkışta bulunabilirler.
Duydum efendim. O sizin takdiriniz…
Fakat ben, bu fasılanın ardından, kendi tezlerimi ısrarla dillendirmeye devam edeyim müsaadenizle:
E o hâlde, devleti kendi ihtiyaçları doğrultusunda oluşturan ve birey olarak da devletin bir parçası olan vatandaşın, yasal ölçüler içinde sisteme itiraz etmesi demokratik teamüllerin vazgeçilmez gereğidir. Muhalefet, şikâyetlerle ve protestolarla başlar, çözüm önerileriyle samimîleşir.
Sisteme muhalefetin uç noktası olan anarşizm ise -sakıncaları olsa da- gayet tabii demokrasinin bir gereğidir.
Gelelim bugüne: Türk seçmeni olarak vazifenizi yerine getirerek “emrivâkîyle ve tepeden inme de olsa” temsilcilerinizi ve dolaylı olarak yöneticilerinizi seçtiniz.
Demokratik göreviniz ve vatandaşlık sorumluluğunuz parmağınız boyandıktan sonra bitti zannetmeyin.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş gerekçelerini, ilkelerini ve önceliklerini bir gözden geçirin.
Aile büyüklerinizin, merhumların ve merhumelerin bu devleti neden kurduğunu, niçin onca mücadeleye giriştiğini bir düşünün.
Zira devletse lâzım olan, hazır kurulmuşu vardı, hem de köklü…
Sorun neydi ki ömrü bitti ve küllerinden yeni bir devlet doğdu?
Yeterince düşündüyseniz eğer; artık bir şey söyleyin, gelecek için bir şeyler yapın.
Bu tür masumane bir anarşizm sizin hakkınız, hakkınızı kullanın. |