Dış Politika16 Ekim 2007 00:00

Bu Milleti Daha Fazla Aşağılayamazsınız - Bedrettin Keleştimur

Prof. Dr. Turan Yazgan’ın, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi’nin Şubat–2007 sayısında çıkan başyazısında şu görüşlere yer verirler; “Fransız Meclisi Ermeni teklifini 106 EVET'le 16 HAYIR'a karşı geçirdi. Böylece Ermeni diasporası Fransa'nın ipini çekmiş oldu. Fransa bundan sonra milletlerarası hiçbir toplantı da hiçbir kurum ve kuruluşta insan haklarından, adaletten, ilimden bahsedemez. Görülüyor ki, bizim aydınlarımız ve yöneticilerimiz Avrupa'nın Türklere karşı peşin hükümden vazgeçemeyeceğini kafalarına yerleştirmelidir. Tespit edilecek politikalar da "Yumuşak huylu isem kim dedi bir uysal koyunum; Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum" beytine uygun olmalıdır. Boynumuzdan ipleri çıkarmak ve çekilmekten derhal kurtulmak zorundayız. Demokrasi, insan hakları ilim... her şey siyasilerin siyasi menfaatlerine kurban edilebilmektedir. Avrupa küreselleşme, globalleşme, serbest piyasa ekonomisi, insan hakları, fikir ve vicdan hürriyeti gibi ağızda sakız olan her şeyi kendi menfaatlerinin vasıtası olarak kullanmaktadır ve kullanacaktır. symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilocialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupondiscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Bu Milleti Daha Fazla Aşağılayamazsınız!

Bedrettin Keleştimur
Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

  16.10.2007
   

İnsanda, biraz utanma, biraz sıkılma, biraz edep olur. Maskaralık öylesine alıp yürümüş ki, ‘—artık yeter’ diyesiniz geliyor.

Sir cenaze nasıl kaldırılır? ‘—Sabır, sükûnet ve metanetle’ Cenazede ne alkışın, ne bağrışmanın ve nede yerli yersiz slogan atmanın bir anlamı veya mantığı yoktur.

Hele, ‘—katil 301’ diye bağırarak yumruk kaldırmanın ne anlama geldiğini yoruma bile gerek yok!

Bu maddeyi/ bu maddenin yorumunu bu coğrafyada yaşayan her insanımız bilmelidir.

Bu madde,

“—Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM’ni alenen aşağılayanlara”


kapıları kapatıyor! Bu madde,

“—Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayanlara’


durun diyor!

Burada bir şey var ki, ‘—eleştiri amacıyla’ yapılan insan hak ve hukukuna zeval getirmeyen; kendini bilen, ölçülü hareketlere ise, ‘—şapka çıkartıyor’

Zaten bizim örfümüzde, inancımızda; dini, mezhebi veya meşrebi ne olursa olsun,

‘—aşağılayıcı’ ifadelere yer yoktur!

Burada bir inceliği belirtmek isterim;

“—sizler bir başkasının dinine
/veya inançlarına küfretmeyiniz ki, onlar da sizlere aynı şekilde küfretmesinler”

Bu incelikle, insana ve esere bakan bir gözde, bir gönülde nasıl bir ikilem görebilirsiniz ki?

“—Ne zulmediniz ve nede zulme uğrayınız”

bir çizgiyi hayat felsefesi haline getiren bir millete karşı yapılanlar artık, ‘—insaf’ ölçüleriyle de bağdaşmıyor.

Prof. Dr. Turan Yazgan’ın, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi’nin Şubat–2007 sayısında çıkan başyazısında şu görüşlere yer verirler;

“Fransız Meclisi Ermeni teklifini 106 EVET'le 16 HAYIR'a karşı geçirdi.

Böylece Ermeni diasporası Fransa'nın ipini çekmiş oldu. Fransa bundan sonra milletlerarası hiçbir toplantı da hiçbir kurum ve kuruluşta insan haklarından, adaletten, ilimden bahsedemez. Görülüyor ki, bizim aydınlarımız ve yöneticilerimiz Avrupa'nın Türklere karşı peşin hükümden vazgeçemeyeceğini kafalarına yerleştirmelidir.

Tespit edilecek politikalar da
"Yumuşak huylu isem kim dedi bir uysal koyunum; Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum" beytine uygun olmalıdır. Boynumuzdan ipleri çıkarmak ve çekilmekten derhal kurtulmak zorundayız.

Demokrasi, insan hakları ilim... her şey siyasilerin siyasi menfaatlerine kurban edilebilmektedir. Avrupa küreselleşme, globalleşme, serbest piyasa ekonomisi, insan hakları, fikir ve vicdan hürriyeti gibi ağızda sakız olan her şeyi kendi menfaatlerinin vasıtası olarak kullanmaktadır ve kullanacaktır.

Parlamento olarak tarih yazdırmak ancak "tek dişi kalmış canavar" olan Avrupa, medeniyetine yakışırdı. Ermeniler çok iyi bilirler ki, Türklerde ırkçılık geni yoktur ve kendi gaddarlıklarına karşı mukabelelerinde bile insanlık ölçülerinin dışına çıkamamıştır. Fransa kendi idam sehpasını kendisi kurdu. Birgün boğazına ilmiği herhalde Türkiye'ye karşı ve kendi siyasi menfaatleri için maşa olarak kullandığı Ermeniler çekecek. Sonunda Fransa'nın medeniyetten, insanlıktan, adaletten, ilimden uzaklaştığı tescil edilecek ama asıl zararı gene Ermeniler görecek.”

Sayın Yazgan Hoca, yazılarında, Ermeni Diasporasının kendi milleti için yapabilecekleri en hayırlı işleri ise şöyle özetlerler;

1- Özellikle Fransa'ya maşa olmaktan vazgeçmelidirler. Fransa’daki şu veya bu partinin oyları için kendilerini kullandırmamalıdırlar

.2- Çocuklarına insanlık dışı kin ve nefret aşılamaktan derhal vazgeçmelidirler. Bu cenazede görülmüştür ki pek çok Türk bu katil hadisesinden dolayı üzüntülü olarak hazır bulunmuştur. Fakat Türk bayrağına karşı çıkanları ve HEPİMİZ ERMENİYİZ diye bağıranları lanetlemiştir.

3- Kendilerine peşkeş çekilen ZENGEZUR'DAN 500 metre eninde bir yol açarak bizim Azerbaycan'a karadan ulaşmamız karşılığında kendileri için açacağımız gümrük kapısından Karadeniz yoluyla dışa açılma şanslarını kullanmalıdırlar.

4- Ağa babalarının destekleriyle işgal ettikleri Karadağ’dan ve diğer Azerbaycan topraklarından derhal ve kayıtsız şartsız çekilmelidirler.

Bunların dışında iftiralarla kin ve nefret aşılamaya devam etmekle ve insanlığı kandırmak için milyarlarca dolar harcamakla bir yere varılamayacağını bizim soysuzlarımız da Ermeniler kadar öğrenmelidir.”

Bu coğrafyanın selameti için, Anadolu’nun Balkanlara, Kafkaslara ve Basra’ya açılan yollarının güvenliği ve emniyeti için, belki daha da önemlisi; 21 asrı adil bir yüzle tekrar karşılamanın derin arzusu için, ‘—ittifaklara’ ihtiyacımız olduğunu altını çizerek belirtmek isterim.

1970 sonlarında başlayan Afgan direnişini hatırlatmak isterim.

O direnişte, ‘—tarihi bir tefekkür’ vardı.

Marksist Rusya’yı yıkan Asya’nın manevi kırbacı kızıl dünyanın yüzüne şaklamaktaydı! İnancımız o kadar rahmani bir yüzle bizleri uyarıyor ki,

“—Bölünmeyiniz, ayrılmayınız sonra devlet kudretiniz elinizden giderde zelil ve rüsva bir duruma düşersiniz”

Nefsanî arzular, siyasi iktidar hesaplaşmaları bir anda, ‘—zafer kazanan Afganlı Mücahidi’ öylesine tepetakla yuvarlandı ki, sanki Asya’nın ‘—sinirleri çekildi’

Daha sonra, yıllarca sürecek ve ABD’nin Irak’ın yanında yer aldığı, ‘—İran-Irak Savaşı’ her iki ülkenin kaynaklarını allak bullak ediyordu! 1990 yılı, Körfez krizi hakikatte ABD’nin kendi ittifaklarıyla birlikte; ‘—Asya’yı kuşatma’ hareketinin sıcak günleriydi!

1984 yılının Ağustos ayında, ‘—şer ittifakın’ başlattığı ve Asala’dan sonra taşeronluğunu PKK’ya verdiği, ‘—çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, mazlum-masum’ demeden evleriyle, davarlarıyla, bağ ve bahçeleriyle birlikte bir vahşet günleri başlıyordu! O yıllarda belki henüz ismi konulmamış bu ’—örtülü savaşın’ hangi stratejilerle bugünlere kimler tarafından ve nasıl taşındığı bütün sis perdelerinin kalkmasıyla daha iyi anlaşılmaktadır.

Tarih boyunca, batının emperyal güçlerinin zaman aralıklarıyla kullandığı ve işi bittikten sonra kaldırıp attığı, ‘—zavallılar’ yine efendilerini satma gibi bir gafleti göstermiş bulunuyorlar.

Bu zavallılar şunu bilmiyorlar mı ki, ‘—Ermenistan Karabağ’ı işgal ederken’ asıl kötülüğü kendisine, kendi insanına yapmış bulunuyor.

Ermenistan, batı dünyasının tahrikleriyle ‘—büyük Ermenistan’ hülyasına istediği kadar dalsın!

O hülya, kendisini daha fazla yalnızlığa, daha fazla istikrarsızlığa ve bu coğrafyanın gelişmesinde devre dışı kalmanın handikabına daha fazla düşecektir.

Hiç kimse, ‘—Anadolu Türk’ü ile büyük Türkistan arasında’ duvar olurum hayaline kapılmasın!

BOD projesinin bölgede nasıl bir kanayan yara haline geldiği; Irak’ı kan göletine çeken bu vahşi depremin, ‘—zulmün sarayını yakacağını’ burada ısrarla belirtmek isterim.

Hiç kimsede, bu millete, ‘—ne Sevri hatırlatsın ve nede Lozan’ı deliyorum’ safsatasını!

Elbet, herkesin bir oyunu olabilir, komplo teorilerle karşımıza çıkabilirler; ama o oyunları bozacak, ‘—mazlumun nereye yöneldiğini ve yakardığını’ bir düşünebilseler. Bugünkü yazımı da, iki şiirimle bitirmek istiyorum.

BİR KALPTE İKİ DİN OLMAZ

Bir kalpte iki din olmaz
İkilik nifak kokusu
Aşk damarında kin olmaz
Ayrılık azap yakısı

Akıl hazinesi bilgi
Bilgiye sancaktar ilgi
İpek böceğinde salgı
Ölüme ferman takısı! ..

BESMELESİZ HAYAT ŞER OLUR

Yetmiş iki millete bir gözle baktım
Besmelesiz hayat şer olur dedim
İman dolu kıvılcımı sözle yaktım
İtikatsız hayat zor olur dedim

Rağbetimiz aşk ile yanar bizim
Hayretimiz meşk ile döner bizim
Hasretimiz, şerha şerha kanar bizim
Ziyasız bir hayat nar olur dedim


www.acikistihbarat.com
Açık İstihbarat @ 2007