Türkiye'de, ulusal değerlerin hassasiyetlerin olabildiği kadar hırpalandığı bir sürecin içindeyiz.
Türkiye'nin yakın tarihini incelemeden, öğrenmeden ve bilmeden, kendilerini 'aydın', yazdıklarını ise 'kitap' diye pazarlamaya ve satmaya çalışan çevreler, bu ülkenin geleceği konusunda 'iyi niyetli' olmayan çevreler tarafından yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Türkiye'nin hassasiyetlerine tamamen sırtını çevirmiş olan bu çevreler, sadece hükümet kanadından değil, medyadan ve sermaye çevrelerinden de destek alıyor.
Türkiye'nin üniter yapısı, milli kimliği ve toprak bütünlüğü konusunda, milletimizin istediği yaklaşımları sergileyenler ve seslendirenler ise bırakın onlar kadar ilgi görmeyi, sanki 'vatan haini'imiş gibi suçlanıyor, dışlanıyor. Bundan daha vahimi, halkımızın bu kişi ve kurumlara sahip çıkması da şu ya da bu şekilde engelleniyor.
Son olarak ülkemizi ziyarete gelen bir Alman, yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanımız Yaşar Büyükanıt'ı "Barış Düşmanı' olarak ilan ediyor. Bu terbiye dışı bir müdahaledir. Alman kadının Türkiye'nin içişlerine müdahale etmeye hakkı yoktur. Eğer Almanya'dan gelen bu kadın, barış ve insan hakları konusunda gerçekten duyarlı ise, öncelikle ülkesinde onaylanan 'Göç yasasına karşı' insanca bir duruş sergilemesi gerekirdi. Bir taraftan insan hakları ve demokrasiden bahsedeceksiniz, öte yandan ülkenizde ne insan hakları ile ne de demokrasi ile bağdaşmayan bir yasaya karşı sesinizi çıkarmayacaksınız…
Türkiye, kimsenin çöplüğü değildir. Hele hele dikta rejiminin tohumlarıyla bugünlere gelmiş ve Türkiye'nin huzurunu ve bütünlüğü istemeyen Alman Nazilerinin hiç değildir.
Yaşar Büyükanıt, Türkiye Cumhuriyeti Ordusunun komutanıdır.
Bu ülkenin en güvendiği kuruma laf söylemek kimsenin hakkı değildir. Biz, Türkiyem Topluluğu Merkez Yürütme Kurulu olarak, Almanya'dan gelen ve bazı çevrelerin baş tacı ettiği bu kadının Türk Ordusundan ve Büyükanıt Paşa'dan özür dilemesini istiyor ve bekliyoruz.
Saygılarımızla